SON GELİŞMELER
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

Tıpta 2 tane 2 her zaman 4 etmez. “Bana hikayeni anlat!”

Haber görseli

Hepimiz biliriz: 2 + 2 = 4. Matematiğin bu değişmez kuralı hayatın birçok alanında geçerlidir. Ancak konu insan sağlığı olduğunda, işler her zaman bu kadar net ilerlemez.

Tıpta aynı hastalığa sahip iki kişiye aynı tedavi uygulanır, ama sonuçlar çoğu zaman farklı olur. Bir hasta kısa sürede iyileşirken, diğeri aynı hızla toparlanamayabilir. Bu durum aslında bir sorun değil, insan bedeninin doğasının bir sonucudur. Çünkü her insanın bedeni, biyolojisi, yaşam tarzı ve hatta duygusal durumu birbirinden farklıdır.

Günlük hayatta da benzer örneklerle karşılaşırız. Aynı kahveyi içen iki kişiden biri kendini enerjik hissederken, diğeri çarpıntı yaşayabilir. Aynı durum tedaviler için de geçerlidir. Her doğru, herkes için aynı sonucu vermez.

Örneğin bel ağrısı olan iki kişiyi düşünelim. Biri egzersiz yaptıkça rahatlar, diğeri ise hareket ettikçe daha çok zorlanır. Çünkü birinin vücudu harekete hazırken, diğerinin dinlenmeye ihtiyacı olabilir. Bu nedenle “doğru tedavi” dediğimiz aslında kişiye göre değişir.

İyileşme sürecinde sadece uygulanan tedavi değil, kişinin genel durumu da büyük rol oynar. Aynı ameliyatı geçiren iki kişiden, düzenli uyuyan ve daha az stres altında olan kişi genellikle daha hızlı toparlanır. Uykusuzluk ve stres ise iyileşmeyi geciktirebilir. Yani bedenin kendini onarma kapasitesi, en az tedavi kadar önemlidir.

Bazen sorun tedavinin kendisinde değil, zamanlamasındadır. Yorgun ve stresli bir bedene uygulanan yoğun bir egzersiz programı faydadan çok zarar getirebilir. Ancak aynı kişi dinlenip toparlandığında, aynı egzersiz bu kez iyileştirici olabilir. Bu da bize şunu gösterir: Vücudun “hazır olması” tedavinin etkisini belirleyen önemli bir faktördür.

Tıp bu yüzden sadece formüllerden ibaret değildir. Denklem sadece 2+2 değildir; işin içinde yaşam tarzı, ruh hali, uyku düzeni, beslenme ve daha birçok değişken bulunur. Bu nedenle sonuç bazen beklediğimizden farklı olabilir. 

İyi hekimlik de tam burada devreye girer.

Sadece hastalığı değil, o hastalığı yaşayan insanı anlamaya çalışmak…

Çünkü tıpta bazen 2+2, gerçekten 4 etmez.

O iki bulgunun birlikteliğinde farklı bağlamlar olabilir, belki de bu bağlamda bir çıkarma (-) belki de bir bölme (/) ilişkisi vardır. 2 tane 2 yeri geldiğinde 0, 1 bazen 22 de olabilir.

Bağlamdaki bu farklılıklar, kişiye ve zamana göre değişebilen özelliklerdir. Bu nedenle “hastalık yok, hasta vardır” denilir. 

Önemli olan, sonucun neden değiştiğini anlayabilmektir. Bu durum hem tedaviyi planlarken hem de tedavi sürecini takip ederken de değerlidir. Sadece teşhise göre hareket etmek yanıltabilir. Tedavinin akışında bile bağlamdaki yeni sonuçlara göre değişiklikler yapılabilir. İyileşme sonucuna götürecek durum hastalığın tanısından ziyade kişinin tüm bireysel sağlık durumları ile tanınmasıdır.

Sonuç itibari ile hastalığımıza tanı/teşhis konması tabi ki önemlidir ama bizi iyileşmeye götürecek tedavi hikayemizde yer alır. Hekim kontrolünde tanıdan iyiliğe yolculuk, bu hikayemizin iyi tanınması ile şekillenen tedavi sürecidir.

Muayeneye gelen hastaya neyiniz var diye sorduğumda hemen söylenen cevap “bel fıtığı!” gibi teşhis olur. Oysa ki kişiyi iyileşmeye götüren ağrının ve bedenin hikayesidir. “Bana hikayenizi anlatın” derim. Bir kısmı hafif bir şaşkınlık gösterir ve işte teşhisim daha ne istiyorsun ki der gibi bakar. Sebebini anlatırım. Şaşkınlığı biraz da eskilerden gelen şu duruma yoruyorum. Ne zaman bir konuda detaya girilse karşıdaki dinleyici şunu diyebiliyor; “Bana hikaye anlatma!”… Ve hep bir acelecilik ve hep bir tek neden belirlenmesi hali…

Sadece sağlık değil, hayatın her alanında mevcut olayın birkaç kare resim yerine, heyecanı, coşkusu ve belki de kaygısı ile duyguları ifade edebilen, süreci yansıtan filmi, hikayesi önemli.

İşte bu yüzden;

“Bana hikayeni anlat!”

 Sevgi ile…

Dr. Şerafettin Özdoğan

* Dr. Şerafettin Özdoğan'ın yazıları perşembe ve pazar günleri Manşet Haber'de yayınlanmaktadır.