Yapay zekânın savaş alanındaki rolü her geçen gün daha fazla tartışılıyor. Etik sınırlar, güvenlik riskleri ve küresel güç dengeleri yeniden şekilleniyor. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Görsel İletişim Tasarımı Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Ali Murat Kırık, yapay zekâ ile savunma sanayii arasındaki ilişkiyi Manşet Haber’e özel değerlendirdi.
“TEKNOLOJİ DÜNYASI ARTIK SADECE SİVİL ALANDA DEĞİL”
Prof. Dr. Kırık, ABD’de yapay zekâ şirketleri ile Pentagon arasındaki artan iş birliklerinin tesadüf olmadığını söyledi. Başlangıçta sivil ve ticari amaçlarla kurulan teknoloji şirketlerinin, küresel rekabetle birlikte savunma alanına çekildiğini ifade eden Prof. Dr.Kırık’a göre teknoloji dünyası artık doğrudan jeopolitik dengelerin bir parçası haline geldi.
“YAPAY ZEKÂ ULUSAL GÜVENLİĞİN MERKEZİNE OTURDU”
OpenAI gibi şirketlerin Pentagon ile çalışmasına dikkat çeken Prof. Dr. Kırık, yapay zekânın artık sadece işleri kolaylaştıran bir araç olmadığını vurgulayarak “Yapay zekâ bugün doğrudan ulusal güvenliği ilgilendiren bir unsur haline geldi. Bu durum, teknoloji şirketlerinin tarafsız olduğu iddiasını da ortadan kaldırdı” dedi.
“EN TEHLİKELİ NOKTA: İNSANSIZ ÖLDÜRME KARARI”
Askeri yapay zekâda en kritik sınırın, insan onayı olmadan öldürme kararı verilmesi olduğunu belirten Prof.Dr. Kırık şunları söyledi: “Bu kırmızı çizgidir. Uluslararası hukukta bu durum“insan kontrolü” ilkesiyle engellenmeye çalışılıyor. Ancak modern savaşın hızı, bu sınırı her geçen gün zorluyor.Tehlike sadece silahlarla sınırlı değil. Konum bilgileri, sosyal medya paylaşımları veya bazı mobil uygulamalardan elde edilen verilerin hedefleme için kullanılması da etik ihlaldir. Bu durum sivillerle askerler arasındaki ayrımı ortadan kaldırır.
“YAPAY ZEKÂ SAVAŞLARINI DURDURACAK BİR DÜĞME YOK”
Yapay zekâ destekli savaşlarda sistemi tamamen durduracak bir “kapatma düğmesi” olmadığını söyleyen Prof. Dr. Kırık, bunun en büyük risklerden biri olduğunu belirtti. Sistemlerin birbirine bağlı ve otonom çalıştığını ifade eden Prof. Dr. Kırık, saniyeler içinde çok sayıda saldırı ve savunma hamlesi yapılabildiğini söyledi.
“ÇÖZÜM BAŞTAN GÜVENLİKLE TASARLAMAK”
Prof. Dr. Kırık’a göre tek çözüm, yapay zekâ sistemlerinin daha en baştan güvenlik sınırlarıyla tasarlanması. Acil durumlarda ise sistemi güvenli moda alacak mekanizmaların zorunlu hale getirilmesi gerekiyor.
“DİJİTAL CENEVRE SÖZLEŞMELERİ GÜNDEME GELMELİ”
Nükleer silahların denetlenmesine benzer şekilde, yapay zekânın da uluslararası kurallarla sınırlandırılması gerektiğini de belirten Prof. Dr. Kırık, “Dijital Cenevre Sözleşmeleri” benzeri bir yapının şart olduğunu, aksi halde kontrolsüz bir dijital tırmanma yaşanabileceğini ifade etti.
“FİZİKSEL OLMASA DA YAPAY ZEKÂ SİLAHTIR”
Prof. Dr. Kırık, bir yapay zekâ sisteminin bomba ya da füze taşımadan da silah sayılabileceğini belirtti. Hedef belirleyen, zamanlama yapan veya istihbarat analizi üreten her sistemin fiilen silah görevi gördüğünü söyleyerek günümüz savaşlarında bilginin en etkili güç haline geldiğini vurguladı.
“TÜRKİYE DİJİTAL EGEMENLİĞİ ÖNCELİK YAPMALI”
Türkiye’nin bu süreçte dijital egemenliği stratejik bir hedef haline getirmesi gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Ali Murat Kırık, yabancı yapay zekâ sistemlerine bağımlılığın ciddi bir güvenlik riski olduğunu ifade etti. Yerli yapay zekâ teknolojilerinin savunma sanayisine entegre edilmesinin hayati önem taşıdığını da sözlerine ekleyen Prof. Dr. Kırık Türkiye’nin İHA ve SİHA alanındaki başarısının algoritmik bağımsızlıkla desteklenmesi gerektiğini ve aynı zamanda yapay zekânın etik sınırlarının belirlenmesi konusunda Türkiye’nin uluslararası alanda aktif rol alması gerektiğini vurguladı.
