SON GELİŞMELER
Bize Ulaşın

Dil Seçimi

“Ben, senin beni sevebilme ihtimalini sevdim!..” Hekim olmanın dayanılmaz hafifliği

Haber görseli

Yıllar geçmişti, hekimlik hayallerini kurduğun çocukluğunun üzerinden yoğun olarak geçirdiğin yılların sonunda “hekim” olmuştun. Üstelik bununla da yetinmeyip zorlu sınavlara devam ederek “uzman!”

Seninle birlikte lise bitiren ama tıp okumayan arkadaşların çoktan ders çalışmayı bırakmış, mesleklerinde ustalaşmışlardı. Uzun zamandır da onlar için birinci hedef meslekleri değil, hayatı doya doya yaşamaktı. Sen de yaşıyordun tabi ki ama mesleki yeterlilik ve kalite çalışmalarının arasında fırsat buldukça…

Uzman olunca hastanede hasta yatırarak daha yakından takip etme şansın olmuştu ama polikliniklerde hasta bakmak, karar vermek için sana ve hastana ayrılan süre çok azdı, çok çok azdı. Çözümler aramaya çalışıyordun ama senin tek başına düzeltebileceğin bir konu değildi. Üstelik bu durumdan seninle birlikte etkilenen ve aslında en çok etkilenen hastaların ne yazık ki seni suçlayabiliyordu. Bu yüzden şiddete uğradın, darp edildin, belki de öldün!

(Sağlık şehitlerinin anısına saygı ile…)

Bir şey yapmalı, böyle olmamalıydı. Kısa süreli poliklinik muayeneleri aldığın eğitimle tersti, sağlıkla tersti, hasta ile tersti… Mecburi hizmet bitmişti bitmesine ama zorunludan öte hizmet etme duygusu bitmemişti. Çalışmak, sağlığa ve kendi emeğine değer katmaktı. Zaman geçtikçe hizmet ettiğin binalar büyüdü, güzelleşti ama bir türlü hastaya ayrılan sürede istediğin ve olması gereken kalitede bir uzama olmamıştı. Bir seçenek daha vardı istifa etmek! Çünkü ya muayenehane açmak ya da daha uzun hasta muayenesi yapabileceğin bir özel hastanede çalışmak için bu gerekiyordu.

Muayenehane açmak, açabilmek! Hekimliğin şiirde dediği gibi “ben, senin beni sevebilme ihtimalini sevdim” duygusunu çağrıştırıyordu. Hekim olma hayali, muayenehane açıp hastalarına daha geniş zamanlar ayırabilme ihtimali… Maalesef her dönem için farklı yönetmelikler ile bu ihtimal ya tamamen engellendi ya da mümkün olduğunca zorlaştı. Aslında bu yönetmeliklerle istenen şartlar ilk görünüşte insani ve hasta odaklıydı ama o zamanlar şehirde ve hatta ülkede yönetmeliğe uygun 110cm kapılı hiçbir bina yoktu ki! Tabi ki bu durum en çok zamanın inşaat sektörüne yaradı. “Muayenehane şartlarına uygun” binalar yapıldı. Aynı sokakta 3 ise kira, bu binada 7,8, hatta 13’ü buluyordu. Yani durum bir zamanlar, sevdiğine kavuşamayan şairin dizelerindeki gibiydi. Sevilebilme (muayenehane açabilme) ihtimalinden başka ne ihtimal olabilirdi?

Özel hastanede çalışmak!

Çoğunlukla şaşaalı binalar, albenili reklamlar, alınan yüksek farklar… Özel hastaneler, belki de böyle bilinir toplumda ama en çok da “acaba istenen tetkikler gerçekten gerekli mi” sorusu düşer akla daha hastaneye bile gitmeden. Sırf kapital uğruna mı bu tetkikler istenir, tedaviler yapılır (?) sorgusu, sorunsalı hem hastanın hem de geri ödeme kurumlarının sorunsalıdır. Her adım gözden geçirilir, denetlenir, kısıtlanır, teşvik edilir, sorgulanır. Olsun! Bir yere kadar bütün denetleme mekanizmalarının olması gerekir. Ama nedense bu durum hep hekim nezdinde su yüzüne çıkar. Az istedin, çok istedin tetkikleri… Kapital baskısı mı, şüphecilik mi, hekimlik mi? Tabi ki seçme olsa hekimin tek istediği “hekimlik” olacaktır.

Hekim, hakim olandır, hüküm verendir ama bir çok yerde karşılaşıldığı gibi acabalar arasında sıkışır. Sağlık adına hükümleri verirken hasta ile hekim arasına girişler her daim, her ortamda maalesef olmaktadır.

Hekim olmak, hastanede, klinikte, özelde, muayenehanede sadece reçete yazan hekimlik değildir. Etik olmaktır, vicdanlı olmaktır, hoşgörülü olmaktır, sağlığa hakim, dengelere hakem olmaktır. Çünkü verdiğimiz hüküm, hayat kurtarmaya, sağlığa; iyiliğe dönüşüm içindir. Okul, hocalarımız, aldığımız eğitim, ailemiz, deneyimlerimiz, mesleki etiğimiz bize bunu öğretir.

Yıllar süresince mesleki deneyimlerim gösterdi ki sağlıkta en iyi sonuçlar, hekim hasta diyaloğunun en duru olduğu durumlarda alınmaktadır. Hekim ile hasta arasına ne kadar çok kişi veya unsur girer, süre ne kadar kısaltılırsa kalite o kadar düşmektedir.

Hekim kardeşim, mesleki etiğini ön planda tutup, bilimsellik ışığında, hasta odaklı ve multidisipliner yürüttüğün uygulamalarından ödün verme, hekimliğine sahip çık. Değerli yöneticilerim, kanun koyucu ve koruyucular, hekime sahip çıkmak, ülke sağlığına sahip çıkmaktır.

Emeği geçen herkese, her olguya vefa borcunu; savaşta ve barışta, cephede ve geride, gece; gündüz, bayram; seyran dinlemeden son nefese veya gücü yettiği sürece devam ettiren tüm meslektaşlarımın bayramını kutluyorum.

Hekim olmanın dayanılmaz hafifliğini konu alan bu yazı dizimizde çocukluk hayali ile başlayan yolculuğu betimlemeye çalıştım. Aslında belki de onlarca kitap konusu olabilecek bu süreç, hekimliğin sadece koyduğu teşhis, yazdığı reçete ile sınırlı sanılandan çok daha geniş sorumlulukları ve deneyimlerle dolu yaşanmışlıkları olduğunu gösteriyor.

Hekim, hakim olandır, hüküm verendir, hakemdir! Çocukluktan beri gelen yaşam tarzıdır. Hekimlik güzeldir!

Saygı ile…

(Bundan sonraki paylaşımlarımız, sağlık alanında doğru bilinen yanlışlar, yanlış bilinen doğruları konuşmak olsun…)

Dr. Şerafettin ÖZDOĞAN