Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2025 yılına ait evlenme ve boşanma istatistikleri, Türkiye'de aile yapısındaki değişimi gözler önüne serdi. Verilere göre evlenme oranları gerilerken boşanma sayıları artış gösterdi. Boşanmaların önemli bir kısmı evliliğin ilk beş yılında gerçekleşirken, ilk evlenme yaşı erkeklerde 28, kadınlarda 26'ya yükseldi. Yine TÜİK'in açıkladığı bir başka veri, aynı yıla ait Yaşam Memnuniyeti Araştırması'na ait. Buna göre ülkenin en önemli sorunu "hayat pahalılığı" olarak ilk sırada.
Peki, ne oldu da "bir yastıkta kocayalım" sözü rafa kalktı? Toplumun ayarları neden değişti? Uzman Psikolog Metin Aydın, TÜİK'in bu sarsıcı verilerini Manşet Haber için analiz etti. Aydın'a göre "Ekonomik stres, evliliğin görünmeyen üçüncü kişisi."
EVLİLİK ARTIK "TOPLUMSAL ZORUNLULUK" DEĞİL
TÜİK'in açıkladığı 2025 yılına ait verilerine göre Türkiye'de evlenme oranları düşerken boşanmalar tırmanışta. Bu durumu bir çöküş olarak görmediğini belirten Metin Aydın, evliliğin artık "toplumsal bir zorunluluk" olmaktan çıktığını söylüyor.
Aydın’a göre artık insanlar mutsuzluğa mahkum kalmak istemiyor: "Özellikle kadınların ekonomik ve sosyal olarak güçlenmesi, evliliği bir kader olmaktan çıkardı. Artık insanlar 'evli kalmak' için değil, 'iyi kalmak' için karar veriyor. Ekonomik baskı, bireyselleşme, yükselen beklentiler ve sosyal medyanın ideal ilişki illüzyonu bu tabloyu etkiliyor. Eskiden evlilik geniş bir şemsiyeydi; altına herkes girerdi. Şimdi ise insanlar yağmurun altında kalmayı, yanlış şemsiyeye sığınmaya tercih edebiliyor."
İLK YILLAR KRİTİK: ROMANTİK SİS DAĞILIYOR
Verilerdeki en dikkat çekici noktalardan biri, 2025 yılında boşanmaların %34’ünün evliliğin ilk 5 yılında yaşanması. Metin Aydın, bu dönemin "cicim aylarının" bitip gerçeklerin başladığı süreç olduğunu vurguluyor:
"İlk yıllar romantik sisin dağıldığı dönemdir. Flörtte idealize edilen partner, evlilikte gerçek insana dönüşür. İlk 5 yıl; rol pazarlıklarının, sınır testlerinin ve aile etkilerinin yoğunlaştığı dönemdir. Eğer çiftler çatışmayı yıkım olarak algılıyorsa ilk kriz son kriz olabilir. Evliliğin ilk yılları bir evin temel atma sürecidir. Temel çatlaksa, duvarlar süslenerek ayakta kalmaz. John Gottman’ın şu sözü çok anlamlıdır: Sorunlar değil, sorunları ele alış biçimimiz evliliği bitirir."
"EKONOMİK STRES, EVLİLİĞİN GÖRÜNMEYEN ÜÇÜNCÜ KİŞİSİ"
Hayat pahalılığı sadece mutfaktaki tencereyi değil, evin huzurunu da vuruyor. Ekonomik sıkıntıların evliliğin "görünmeyen üçüncü kişisi" olduğunu ifade eden Aydın, "Sürekli para derdiyle yaşayan bir beyin, romantik kalamaz; sadece hayatta kalmaya odaklanır. Cüzdan daraldıkça insanların birbirine olan tahammülü de daralıyor. Maslow'un dediği gibi; karnın açsa, güvenliğin yoksa üst düzey duygular geri çekilir" diyerek maddi durumun boşanmalardaki rolüne dikkat çekiyor.
SOSYAL MEDYA: BAŞKASININ FRAGMANINI İZLEYİP KENDİ FİLMİMİZİ KAPATIYORUZ
Sosyal medyadaki o pırıl pırıl, dertsiz tasasız ilişki paylaşımları da evlilikleri zehirleyen unsurlar arasında. Aydın, bu sanal dünyayı bir vitrine benzetiyor: "Sosyal medya bir vitrin. Ama kimse mutfağını paylaşmıyor. Çiftler başkalarının filtrelenmiş mutluluklarını kendi filtresiz gerçekleriyle kıyaslıyor. Bu da sürekli bir yetersizlik duygusu yaratıyor. İlişkiler karşılaştırma ile değil, temasla büyür. Gerçek ilişki, estetik değil; emek ister. Başkasının fragmanını izleyip kendi filmini yarıda kesiyoruz. Esther Perel’in dediği gibi: Aşk güven ister, arzu mesafe. Her ilişki kendi ritmini bulmalıdır."
GENÇLER KAÇIYOR, YAŞLILAR LİMAN ARIYOR
TÜİK verilerinde şaşırtan bir diğer sonuç 65 yaş üstü evliliklerde. Gençlerde evlenme yaşı erkeklerde 28, kadınlarda 26’ya çıkarken; 65 yaş üstü evlilikler son 20 yılın zirvesinde görünüyor.
Aydın bu durumu şöyle yorumluyor: "Gençler için evlilik risk gibi algılanabiliyor: ekonomik yük, özgürlük kaybı, belirsizlik. Yaşlılıkta ise mesele romantizm değil, yoldaşlık. Yaş ilerledikçe insanın en büyük korkusu başarısızlık değil, yalnızlıktır. Gençlik “kanat” arar, yaşlılık “liman.” Gençlik “kimim?” sorusunu sorar. Yaşlılık “kiminleyim?” sorusunu. Irvin D. Yalom şöyle der: İnsan ölüm korkusunu çoğu zaman yalnızlık korkusu üzerinden yaşar."
TEK BİR CÜMLE: "BEN BU İLİŞKİDE GÖRÜNMÜYORUM"
Peki, günümüzde eşler en çok neden şikâyet ediyor? İletişimsizlikten duygusal ihmale kadar pek çok sebep olsa da, Metin Aydın hepsinin temelinde tek bir duygunun yattığını söylüyor: "Ben bu ilişkide görünmüyorum."
Aydın, tablonun özetini şu sözlerle yapıyor:
"Bugünün evlilik krizi aslında “bağ kurma krizi”. İnsan bireyselleşti ama yalnızlaştı. Bağımsızlık arttı ama dayanıklılık azaldı. Beklentiler yükseldi ama duygusal kaslarımız aynı hızla güçlenmedi. Evlilik artık otomatik pilotta yürümüyor. Bilinç, emek, psikolojik olgunluk ve ekonomik dayanıklılık istiyor. Şunu söyleyebilirim: Evlilik zorlaştı çünkü artık iki kişi sadece birlikte yaşamak için değil, birlikte büyümek için evleniyor. Büyümek ise konfor alanını terk etmeyi gerektiriyor. Carl Rogers’ın sözüyle bitireyim: Gerçek değişim, kişi kendini gerçekten anlaşılmış hissettiğinde başlar."

