Savaşlar yalnızca can kayıplarına ve kentlerin yıkımına yol açmıyor. Kirlenen su kaynakları, zarar gören tarım arazileri ve yok olan ormanlar, çatışmalar sona erdikten yıllar sonra da yaşamı etkilemeye devam ediyor. Birleşmiş Milletler (BM), her yıl 6 Kasım'da savaşların çevre üzerinde bıraktığı uzun süreli tahribata dikkat çekiyor.
Savaş ve Silahlı Çatışmalarda Çevrenin Sömürülmesinin Önlenmesi Uluslararası Günü kapsamında su, toprak ve doğal kaynakların korunması yeniden gündeme gelirken Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) de 5 Kasım 2026'da yayımladığı açıklamayla devletlere uluslararası insancıl hukuk kurallarının uygulanması çağrısında bulundu.
KIZILHAÇ'TAN SAVAŞLARDA ÇEVRENİN KORUNMASI ÇAĞRISI
Uluslararası Kızılhaç Komitesi, 6 Kasım öncesinde yaptığı açıklamada silahlı çatışmalar sırasında doğal çevrenin korunmasına yönelik somut önlemlerin önemini vurguladı.
Komite, devletlerin uluslararası insancıl hukuk kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirebilmesi için uygulamaya dönük çalışmalar yapılması gerektiğini belirtti.
Haziran 2026'da yayımlanan uygulama rehberinde ise çevresel açıdan hassas bölgelerin korunması, askerî faaliyetlerin doğa üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi ve çevreye ilişkin hukuk kurallarının askerî eğitimlere dahil edilmesi ele alındı.
Rehber, Kızılhaç'ın 2020 yılında hazırladığı 32 kural ve tavsiyeye dayanıyor.
SAVAŞLAR SUYU, TOPRAĞI VE ORMANLARI NASIL ETKİLİYOR?
Birleşmiş Milletler Çevre Programının (UNEP) değerlendirmeleri, silahlı çatışmaların doğal kaynaklar üzerindeki etkilerinin savaş alanlarıyla sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor.
Petrol tesisleri ve sanayi yapılarının zarar görmesi, havaya ve toprağa kirletici maddelerin yayılmasına neden olabiliyor.
Barajların, kanalizasyon sistemlerinin ve su arıtma tesislerinin tahrip edilmesi ise temiz içme suyuna erişimi güçleştiriyor.
Patlamalar, yangınlar ve mühimmat kalıntıları tarım alanlarına zarar verirken ormanların kaybı biyolojik çeşitliliği ve bölge halkının geçim kaynaklarını olumsuz etkileyebiliyor.
Yıkılan binalardan kalan enkazın içerebileceği asbest ve ağır metaller de çatışmaların ardından çevre ve halk sağlığı açısından risk oluşturmaya devam ediyor.
GAZZE'DE 61 MİLYON TON ENKAZ TAHMİNİ
UNEP'in 23 Eylül 2025'te yayımladığı çevresel etki değerlendirmesi, Gazze'deki çatışmaların tarım alanları, bitki örtüsü, su kaynakları ve yerleşim alanları üzerindeki sonuçlarını ortaya koydu.
Rapora göre Gazze'de ağaçlı tarım bitkilerinin yüzde 97'si, çalılık alanların yüzde 95'i ve yıllık tarım bitkilerinin yüzde 82'si kaybedildi.
Hasarlı veya yıkılmış binaların oranı yüzde 78 olarak değerlendirilirken ortaya çıkan enkaz miktarı yaklaşık 61 milyon ton olarak tahmin edildi.
UNEP, su ve kanalizasyon altyapısındaki tahribatın yer altı sularının kirlenme riskini artırdığına işaret etti.
Raporda, çevresel zararların bir bölümünün giderilmesinin onlarca yıl sürebileceği belirtildi.
UKRAYNA'DA BARAJIN YIKILMASI 100 BİNDEN FAZLA KİŞİYİ ETKİLEDİ
Ukrayna'daki Kahovka Barajı'nın Haziran 2023'te yıkılması da savaşların çevresel sonuçlarına ilişkin örneklerden biri oldu.
BM'nin 6 Haziran 2025 tarihli değerlendirmesine göre olayın ardından 620 kilometrekareden fazla alan sular altında kaldı.
Yıkımdan doğrudan etkilenen kişi sayısı 100 bini aşarken meydana gelen kayıp ve hasarın ekonomik karşılığı yaklaşık 14 milyar dolar olarak tahmin edildi.
Rezervuarın boşalması, sulak alanlar ve yer altı su kaynaklarının yanı sıra korunan doğal alanlarda da uzun süreli değişikliklere yol açtı.
KUVEYT'TE 600'DEN FAZLA PETROL KUYUSU YAKILMIŞTI
Savaşların çevre üzerindeki etkileri geçmiş çatışmalarda da görüldü.
1990-1991 Körfez Savaşı sırasında Irak güçlerinin Kuveyt'ten çekilirken 600'den fazla petrol kuyusunu ateşe vermesi, büyük çaplı çevre kirliliğine neden oldu.
Vietnam Savaşı'nda kullanılan Agent Orange adlı kimyasal madde ormansızlaşma ve kimyasal kirlilikle ilişkilendirilirken 2006'daki İsrail-Lübnan çatışmasında Jiyeh enerji santralinin bombalanmasının ardından Akdeniz'e yaklaşık 12 bin ila 15 bin ton fuel-oil yayıldığı tahmin edildi.
Bu örnekler, çatışmaların hava, deniz ve kara ekosistemleri üzerindeki zararlarının uzun süre devam edebildiğini gösteriyor.
BM: İÇ ÇATIŞMALARIN EN AZ YÜZDE 40'I DOĞAL KAYNAKLARLA BAĞLANTILI
Birleşmiş Milletlerin tarihsel araştırmalarında, iç çatışmaların en az yüzde 40'ının doğal kaynakların kullanımıyla bağlantılı olduğu belirlendi.
Doğal kaynaklarla ilişkili çatışmalarda yeniden çatışma yaşanma olasılığının diğer çatışmalara kıyasla iki kat olduğu da değerlendirildi.
Ancak BM'nin bu bulguları, bütün söz konusu çatışmaların yalnızca doğal kaynaklar nedeniyle başladığı anlamına gelmiyor.
Petrol, maden, orman ve su kaynakları üzerindeki rekabet, çatışmaların ortaya çıkmasına veya sürmesine etki eden unsurlar arasında yer alabiliyor.
SAVAŞLARDA ÇEVREYE VERİLEN ZARAR SUÇ SAYILIYOR MU?
Silahlı çatışmalar sırasında çevrenin korunmasına yönelik çeşitli uluslararası hukuk düzenlemeleri bulunuyor.
1976 tarihli ENMOD Sözleşmesi, çevresel değiştirme tekniklerinin belirli koşullarda düşmanca kullanılmasını yasaklıyor.
1977 tarihli Cenevre Sözleşmeleri Ek Protokolü I ise doğal çevrede yaygın, uzun süreli ve ağır zarara yol açması amaçlanan veya beklenen savaş yöntemlerine sınırlamalar getiriyor.
1998 tarihli Roma Statüsü kapsamında da belirli koşullarda doğal çevreye ağır ve aşırı zarar verecek saldırılar savaş suçu olarak değerlendirilebiliyor.
Bununla birlikte savaş sırasında meydana gelen her çevresel zarar otomatik olarak savaş suçu sayılmıyor. Hukuki değerlendirmede saldırının koşulları, beklenen zarar ve ilgili uluslararası hukuk kuralları dikkate alınıyor.
BM Uluslararası Hukuk Komisyonunun 2022 yılında kabul ettiği 27 ilke de çatışma öncesinde, sırasında ve sonrasında çevrenin korunmasına yönelik yol gösterici bir çerçeve sunuyor.
6 KASIM DÜNYA ÇEVREYİ SAVAŞTAN KORUMA GÜNÜ NEDİR?
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 5 Kasım 2001 tarihinde kabul ettiği kararla her yıl 6 Kasım'ın Savaş ve Silahlı Çatışmalarda Çevrenin Sömürülmesinin Önlenmesi Uluslararası Günü olarak anılmasını kararlaştırdı.
Bu özel gün, savaşların doğal kaynaklar üzerindeki etkilerinin görünür kılınmasını ve çevrenin korunmasının barış süreçlerinin bir parçası olarak değerlendirilmesini amaçlıyor.
BM'ye göre savaş sonrası iyileşme yalnızca yerleşim alanlarının yeniden inşa edilmesiyle sınırlı değil. Temiz suya erişimin sağlanması, kirlenen toprakların iyileştirilmesi ve zarar gören ekosistemlerin korunması da kalıcı barışın önemli unsurları arasında bulunuyor.