Mersin'de yaşanan son okul saldırısı, TBMM Şiddet Araştırma Komisyonu'nda yapılan uyarıların ne kadar haklı olduğunu ortaya koydu. HEGEM Vakfı'nın Meclis'e sunduğu rapora göre, Türkiye'deki tablo 1970'lerde ABD'de başlayan kitle katliamlarıyla benzerlik taşıyor. Raporda gençlerin yüzde 84'ünün öfkeli olduğuna dikkat çekilirken, sorunun yalnızca hukuki ve idari tedbirlerle değil, "sosyal arabuluculuk" gibi sosyolojik adımlarla çözülebileceği vurgulanıyor.
MERSİN'DEKİ OKUL SALDIRISI DİKKAT ÇEKTİ
Türkiye, Mersin'de yaşanan yeni bir okul saldırısıyla sarsıldı. Olay sonrasında, nisan ayında Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da meydana gelen saldırılar yeniden akıllara geldi.
Ülke genelinde büyük bir infial yaratan bu saldırıların ardından Meclis'te bir araştırma komisyonu kurulmuştu. Görev süresi içinde çalışmalarını tamamlayamadığı için ek süre alan komisyonun raporunu sonuçlandırması beklenirken, toplantılarda yapılan "yeni saldırılar" uyarısı Mersin'deki olayla ne yazık ki gerçekleşmiş oldu.
UZMANLAR MECLİS'TE UYARDI
Komisyon üyeleri, çalışmalar kapsamında hem muhalefet partili üyelerin hem de birçok uzmanın görüşlerini dinleyerek ortak rapor hazırlıklarını başlattı. Bu dinlemeler sırasında en çok dikkat çeken uyarılardan biri, Türkiye'de şiddet konusunda uzun yıllar devlet kurumlarıyla yakın çalışmalar yürüten HEGEM Vakfı'nın Başkanı Adem Solak'tan geldi. Manşet Haber, HEGEM Vakfı tarafından okul saldırılarına ilişkin Meclis Araştırma Komisyonu'na sunulan raporun detaylarına ulaştı.
SALDIRILAR HAFTALARCA KONUŞULDU
Haftalarca Türkiye'nin gündeminden düşmeyen saldırıların ardından TBMM hızla harekete geçmiş ve bir Meclis Araştırma Komisyonu kurulmuştu. Görev süresi gereği 3 ayda tamamlanması gereken, ancak ek süre talepleriyle çalışmalarına devam eden komisyonda uzmanların yaptığı ilk değerlendirmeler; Milli Eğitim, İçişleri ve Adalet Bakanlıklarının ortak çalışmalarıyla alınan idari ve hukuki kararların kalıcı çözüm için yeterli olmayacağı yönündeydi. Meclis'e sunulan raporda da bu detay kapsamlı bir şekilde ele alındı.
ABD'DE YAŞANANLAR ÖRNEK GÖSTERİLDİ
Şiddetin sadece son birkaç olay üzerinden anlaşılamayacak sosyolojik bir olgu olduğuna vurgu yapılan raporda, bu durumun faillerin geçmişte zincirleme şiddet kurbanı olmalarından ve kamunun bu mağdurların sorunlarını zamanında çözememiş olmasından kaynaklandığı belirtildi.
Türkiye'de başlayan okul saldırılarının arka planının, 1970'lerde Amerika Birleşik Devletleri'nde (ABD) başlayan okullara yönelik kitle katliamlarıyla benzerlik arz ettiği ifade edildi. Raporda, ABD'de 1970'lerde yıllık 7-8 civarında olan öğrenci ölümlerinin her yıl katlanarak bugün yılda 50'li sayılara ulaştığına dikkat çekildi.
TÜRKİYE'NİN İLK ÇÖZÜM YAKLAŞIMI ABD İLE AYNI
ABD'nin de 50 yıl önce başlayan bu şiddet olaylarına bugün Türkiye'nin yaptığı gibi idari ve hukuki çözümler bulmaya çalıştığı fakat amacına ulaşamadığı tespiti, raporun en can alıcı noktasını oluşturuyor. Buna örnek olarak, Kahramanmaraş'ta yaşanan okul katliamında faillerin, öğrencileri şahsi kimlikleri üzerinden değil, sadece "orada bulunan bir insan" olmalarından ötürü hedef alması gösteriliyor.
TÜRKİYE'DEKİ OKUL SALDIRILARININ ARKA PLANI
Ankara, Eskişehir ve Balıkesir'de son iki yıl içinde lise öğrencisi faillerin, aralarında husumet bulunmayan beş-altı kişiyi rastgele bıçaklayarak yaralaması veya öldürmesi, kitlesel şiddet olaylarının ve toplu saldırıların "ilk örnekleri" olarak tanımlanıyor. Uluslararası raporlara göre okul baskını faillerinin en tipik ortak özelliğinin "intihar sınırındaki kişiler" olması stratejik bir veri olarak kaydediliyor. Vakfın araştırmaları da Türkiye'de liseye devam eden kızların yüzde 38'inin, erkeklerin ise yüzde 36'sının intihar duyguları yaşadığını ortaya koyuyor.
"GENÇLERİN YÜZDE 84'Ü KIZGIN VE ÖFKELİ"
HEGEM Vakfı tarafından gerçekleştirilen araştırmaya katılan gençlerin ortalama yüzde 84'ünün kızgın ve öfkeli olduğu bilgisi paylaşılırken; gençlerin bu kişilik yapılarını ileriki yaşlarda devam ettirmelerinin günümüzde sıkça rastlanan trafik cinayetleri, aile içi ve akrabalar arası cinayetlerin arka planını oluşturduğuna işaret ediliyor.
SORUN ÇÖZÜMSÜZ DEĞİL
Konuyla ilgili görüşlerini aldığımız HEGEM Vakfı Başkanı Adem Solak, sorunun çözümsüz olmadığını kaydetti. "Şiddet konusuna uluslararası literatür ekseninde, sosyolojik gerçekliklere uygun olarak çok disiplinli ve çok sektörlü bir yaklaşımla müdahale edilmelidir." ifadelerini kullanan Solak; vakit kaybedilmeden gençlik, aile, eğitim ve şiddet konularında sistematik bilimsel araştırmalar yapılması ve illerin coğrafi, kurumsal, tematik sosyal risk haritalarının çıkartılması gerektiğini dile getirdi.
CEZALANDIRMA YERİNE YENİ ÇÖZÜMLER GEREK
Bu tip arada kalan sorunların "Sosyal Arabuluculuk" formülleriyle çözülebileceğini kaydeden Solak, "Şiddeti Önleme ve Sosyal Arabuluculuk" veya "İnsan Hakları ve Sosyal Arabuluculuk" adıyla özel komisyonların kurulması çağrısında bulundu.
Öğrencilerde görülen olumsuz davranışların düzeltilmesinde cezalandırıcı yaptırımlar yerine çatışma çözme, arabuluculuk ve müzakere yöntemlerinin kullanılmasının gerçek anlamda çözüm sağlayacağını belirten Solak sözlerini şöyle tamamladı: "Şiddet Araştırma Komisyonu raporları okul yönetimleri dahil tüm ilgili kurumlarla paylaşılmalı; mülki idare amirleri eliyle bu raporlardaki önerilerin illerdeki uygulamaları ve sonuçları mutlaka izlenmelidir."