Türkiye’de aileler çocuklarını artık yalnızca eğitim için değil, can güvenliği endişesi nedeniyle yurtdışına göndermeyi tercih ediyor. Konsolosluk kapılarında oluşan uzun kuyruklar, yalnızca diploma arayışını değil, güvenli bir yaşam talebini yansıtıyor.
EĞİTİMDEN ÇOK GÜVENLİK ARAYIŞI
Çetin Ay’ın köşe yazısına göre, dosyalarda okul adı, bölüm ve dil kursu yazsa da ailelerin asıl motivasyonu hayatta kalmak. Televizyonlarda sıkça yer alan cinayet haberleri, sokak şiddeti, trafik kazaları ve adalet sistemine dair tartışmalar, ebeveynlerin zihninde tek bir gerçeği büyütüyor: can güvenliği. Bu nedenle yurtdışına gidiş, bir kariyer planından çok korunma refleksine dönüşüyor.

GÖÇÜN ARKASINDAKİ SİSTEMİK SORUN
Uzmanlara göre bu yönelim yalnızca bireysel tercihlerden ibaret değil; toplumun farklı kesimlerinde aynı güvenlik kaygısı görülüyor. Çocuklar yurtdışına gitse de anne babalar aynı şehirde, aynı risklerin içinde yaşamaya devam ediyor. Bu tablo, göçün bireysel değil, sistemik bir güvenlik meselesi olduğunu ortaya koyuyor.
DEVLETİN GÜCÜ GÜVENLE ÖLÇÜLÜYOR
Vatandaşın can güvenliği söz konusu olduğunda alternatif aramaması, güçlü devletin en temel göstergesi olarak değerlendiriliyor. Adalet ve güvenlik doğrudan devletten gelmediğinde, insanlar başka yollar arıyor. Bu da toplumsal güvenin zayıflamasına yol açıyor.

EKONOMİ DE GÜVENLE AYAKTA KALIYOR
Can güvenliğine dair tartışmalar yalnızca insanları değil, sermayeyi de etkiliyor. Para da insan gibi güvenin olduğu yere gidiyor. Hukukun ve güvenliğin tartışıldığı ülkelerde yatırım yavaşlıyor, üretim düşüyor ve ekonomi borçla ayakta kalmaya çalışıyor.

