Göbeklitepe'de kazıların başlamasından bu yana ilk kez bütünlüğünü büyük ölçüde koruyan insan mezarlarının ortaya çıkarılması, alanın kullanımına ilişkin değerlendirmelere yeni bir boyut kazandırdı. Yaklaşık 10 bin yıl öncesine tarihlenen iki mezarın bulunması, Göbeklitepe'nin yalnızca törenler için kullanılan bir merkez değil, insanların yaşadığı ve ölülerini gömdüğü bir yerleşim alanı olabileceği görüşünü güçlendirdi.
Şanlıurfa yakınlarındaki Göbeklitepe, MÖ 9600 ile 8200 yılları arasında farklı evrelerde inşa edildi. Hayvan ve insan tasvirleriyle süslü, bazıları 5,5 metre yüksekliğindeki T biçimli dikilitaşlarıyla tanınan alan, avcı-toplayıcı toplulukların büyük ölçekli yapılar inşa edebildiğini göstermesi açısından da önemli kabul ediliyor.
İKİ AYRI MEZAR ORTAYA ÇIKARILDI
Alman Arkeoloji Enstitüsü araştırmacılarının PLOS One'da yayımlanan çalışmasına göre, yaklaşık MÖ 8700-8000 dönemine tarihlenen iki ayrı gömü tespit edildi.
Bunlardan birinde yetişkin bir kadın, genç bir erkek ve ergenlik çağındaki bir kıza ait iskeletler bulundu. Diğer mezarda ise 20'li yaşlarında veya 30'lu yaşlarının başında olduğu tahmin edilen genç bir kadının iskeletine ulaşıldı. Kadının yan yatırılmış, bacakları vücuduna doğru çekilmiş şekilde gömüldüğü belirlendi.
DAĞINIK KEMİKLER İÇİN YENİ DEĞERLENDİRME
Göbeklitepe'de daha önce özellikle büyük yapıların dolgu tabakalarında parçalanmış insan kemikleri bulunmuştu. Bu kemiklerin ritüeller kapsamında bilinçli olarak taşınmış olabileceği ya da başlangıçta höyüğün yüksek kesimlerindeki mezarlardan doğal süreçlerle aşağı taşınmış olabileceği yönünde iki görüş bulunuyordu.
Yeni mezarlardaki kemiklerin korunma biçiminin daha önce bulunan dağınık insan kalıntılarıyla benzerlik göstermesi, araştırmacılara göre ikinci ihtimali güçlendiriyor. Ancak ritüel amaçlı insan kemikleri kullanımının tamamen dışlanmadığı da belirtildi.
GÖBEKLİTEPE'NİN KULLANIMI TARTIŞILIYOR
Yeni bulgular, Göbeklitepe'nin yalnızca dönemsel törenler için kullanılan bir merkez olduğu yönündeki değerlendirmelerin yeniden ele alınmasına katkı sağlıyor.
Alanda gündelik yaşama ilişkin kanıtların yanı sıra insan mezarlarının da bulunması, insanların burada daha uzun süreli veya kalıcı şekilde yaşamış olabileceği ihtimalini güçlendiriyor.
Keşif, yaklaşık 11 bin yıl önce bölgede yaşanan avcı-toplayıcılıktan yerleşik yaşama ve tarıma geçiş sürecinin tek aşamalı olmadığını da ortaya koyan bulgular arasında değerlendiriliyor. Anıtsal yapılar, gündelik yaşam ve ölü gömme uygulamalarının aynı dönemde bir arada bulunmuş olabileceği belirtiliyor.