Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Akşam yemeğinin ruhu

Akşam yemeğinin ruhu
Paylaş:
N

Akşam yemeği denildiğinde çoğumuzun aklına ilk olarak kalori hesabı, karbonhidrat miktarı ya da yemeğin hangi saatte yenmesi gerektiği gelir. Bugün bunlardan söz etmeyeceğim.
Ben, akşam yemeğinin ruhundan bahsetmek istiyorum.

"Yemeğin de ruhu olur mu?" diye sorabilirsiniz.

Bence olur. Hatta bazen sofraya konan yemekten bile daha değerlidir o ruh.
Çünkü akşam yemeği, aynı evde yaşayan insanların okul veya işten dönüşte, gün içinde ilk kez gerçekten birbirini gördüğü, göz göze geldiği, birbirini dinlediği birkaç dakikadır. Günün telaşı, iş stresi, okul yorgunluğu, küçük kırgınlıklar, büyük hayaller... 

Hepsi çoğu zaman aynı sofrada yer bulur.

Yıllarca bize "Yemekte konuşulmaz." denildi. Oysa belki de en çok konuşulması gereken yer sofradır. Çünkü aile bireyleri gün içinde en düzenli olarak akşam yemeğinde bir araya gelir. Eğer birbirimizi dinlemeye, sorunlarımızı paylaşmaya, sevinçlerimizi çoğaltmaya burada zaman ayıramıyorsak, bunu ne zaman yapacağız?

Üstelik bugün biliyoruz ki insan yalnızca yediğiyle değil, nasıl yaşadığıyla da besleniyor. 
Huzurlu bir sofrada yenilen yemek, aceleyle ve gerginlik içinde yenilen aynı yemekten çok daha farklı izler bırakabiliyor. Sindirimden uykuya, stres yönetiminden ruh hâline kadar bedenimiz, sofradaki atmosferden sandığımızdan daha fazla etkileniyor.

Akşam yemeği yalnızca karın doyurmak değildir. Aynı zamanda güveni beslemektir. Birbirine omuz vermektir. Bazen bir çocuğun okulda yaşadığı küçük bir sorun, bazen anne babanın gelecek planları, bazen de sadece birlikte atılan bir kahkaha... 

Bunların hepsi sofranın görünmeyen ama en besleyici yanıdır.

İşin güzel tarafı, bu yolculuk mutfakta başlar.

"Eşim acıyı sever, biraz daha biber ekleyeyim."

"Kızım zerdeçalı çok seviyor."

"Oğlum annesinin pilavına bayılır."

Belki bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür. Oysa sevgi tam da bu ayrıntıların içinde saklıdır. Yemek hazırlanırken gösterilen özen, sofraya fark edilmeden taşınır. Sonra ilk lokmayla birlikte sadece beden değil, insanın ruhu da doymaya başlar.

Belki de bu yüzden ev yemeğinin tadı hiçbir restoranda tam olarak bulunamaz. Çünkü tariflerde yazmayan bir malzemesi vardır: aidiyet.

Hekimlik hayatım bana şunu öğretti. En sağlıklı sofralar her zaman en zengin sofralar değildir. Birlikte oturulan, sohbet edilen, gülümsenen sofralar; çoğu zaman hem beden hem de ruh için en besleyici olanlardır.

Elbette zaman zaman dışarıda yemek yenebilir. Dostlarla, kutlamalarda, özel günlerde... Ancak gündelik hayatın asıl merkezi yine evde kurulan sofradır. Çünkü evdeki yemek sadece yemek değildir. Emektir, paylaşımdır, bekleyiştir, hatırlamaktır.

Bir arkadaşınız sizi evine yemeğe davet ettiğinde de bunu sadece bir davet olarak görmeyin. Size yalnızca yemek sunmuyordur. Evinin huzurunu, zamanını ve dostluğunu da paylaşıyordur.

Modern hayat bizi aynı evde yaşayıp birbirine yabancılaşan insanlara dönüştürmemeli.
Sağlıklı yaşamın en güçlü reçetelerinden biri, her akşam mümkün olduğunca aynı sofrada buluşabilmektir. O sofrada sadece yemek paylaşılmaz. Sevgi paylaşılır, güven paylaşılır, hayat paylaşılır.

Çoğu zaman insanı iyileştiren, tabağındaki yemek değil, aynı masayı paylaştığı insanlardır.

Sevgi ile…
@drserafettinozdogan  

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı