İnsan hastalandığında yalnızca bedenine bakmaz. Geçmişine de dönüp bakar.
“Keşke daha önce fark etseydim.” “Keşke o gün doktora gitseydim.”
“Keşke daha çok dikkat etseydim.”“Keşke bunların hiçbiri olmasaydı.”
Bazen ortada bir hata bile yoktur. Sadece hastalık vardır. Buna rağmen insan geçmişinde bir kapı arar; bugün yaşadığını değiştirebilecek bir an bulmaya çalışır. Belki de keşkenin, pişmanlığın en yorucu tarafı budur.
Geçmişte bir şeyleri değiştirebileceğimize inanırız. Oysa geçmiş artık bizim kontrolümüzde değildir. Yaşadığımız hastalık ise bütün ağırlığıyla bugündedir.
Bazı keşkeler, farkında olmadan hastanın iyileşme gücünden pay almaya başlar. İnsan neden hasta olduğunu düşünürken, nasıl iyileşeceğini düşünmeye daha az yer bırakabilir. Dün verilmiş bir kararı tekrar tekrar sorgularken bugün yapabileceği küçük bir adımı gözden kaçırabilir. Bedeninin verdiği yeni cevapları dinlemek yerine, zihninde eski bir hikâyeyi yeniden oynatabilir.
Oysa hastalık yaşayan beden sabit değildir. Her gün aynı değildir. Ağrı değişir, uyku değişir, enerji değişir, hareket kapasitesi değişir. Tedaviye verilen yanıt değişebilir. Bugün mümkün olmayan bir hareket yarın mümkün olabilir; dün iyi gelen bir yük bugün fazla gelebilir.
Bu nedenle hastalık da tek bir kararın hikâyesi değildir. Sürekli yeniden değerlendirilen bir süreçtir. İyi bir hekim bu değişimi izler. İyi bir hasta da bedenindeki değişimi fark etmeyi öğrenir. Dün alınmış bir kararın doğruluğuna veya yanlışlığına takılıp kalmak yerine, bugün ortaya çıkan tabloya bakılır. Hekimin de bu durumu değerlendirirken hastaya yaklaşımına ve sözlerine özen göstermesi gerekir. Hedef savcılık sorgulaması değil, hastanın hem beden hem zihin sağlığını gözeten hekimlik yaklaşımı olmalıdır.
Çünkü tıpta bazen en doğru soru “Daha önce ne yapmalıydık?” yerine, “Şimdi beden bize ne söylüyor?” sorusudur.
Geçmişten bir ders çıkarmak elbette değerlidir. Eğer “keşke” bize bundan sonra neyi farklı yapabileceğimizi gösteriyorsa, anlamlıdır. Ama artık hiçbir şeyi değiştirmeyen bir “keşke”, yalnızca zihinsel bir ağırlıktır. Üstelik hastalık döneminde insanın zaten sınırlı bir gücü vardır.
Gücünün bir kısmını ağrıyla, bir kısmını belirsizlikle, bir kısmını tedaviyle ve günlük hayatın devam eden sorumluluklarıyla harcar. Geriye kalan güç, iyileşmeye ve hayata yeniden tutunmaya gerekir.
Hastalık sırasında bazen tedavi kadar önemli olan insanın kendisiyle kurduğu ilişkidir. Kendini suçlamadan. Geçmişi romantikleştirmeden. Olmamış bir hayatı bugünkü hayatla kıyaslamadan. Ve her yeni günü, bir önceki günün hesabını görmek için değil, yeni bir başlangıç olarak karşılayarak…
Keşkeyi, pişmanlığı tamamen susturmak mümkün değildir. Ama ona fazla söz hakkı vermemek mümkündür.
İyileşmek için insanın elinde kalan tek gerçek zaman, bugündür!
Sevgi ile…
Dr. Şerafettin Özdoğan
@drserafettinozdogan