Bazen insanın hastalığı ağır değildir ama kendini ağır hisseder.
Bir tetkik sonucu beklerken, bir ağrıyla uğraşırken ya da hiçbir belirgin hastalık yokken bile hayatın kıyısında duruyormuş gibi hissedebilir insan.
Oysa sağlık, yalnızca bedenin içinde olup bitenlerden ibaret değil. Hayatla kurduğumuz ilişkinin de bedenimizde bir karşılığı var.
Hayata emek vermek, aslında kendimize gelecekte bir yer açmaktır. Bir şeyi öğrenmek, üretmek, bir ilişkiyi sürdürmek, kendimize özen göstermek… Bunların her biri beynimize hâlâ “yarın önemli” mesajını verir.
Belki bu yüzden heves, düşündüğümüzden daha değerlidir. Bir şeyi merak etmek, yeni bir güne uyanmayı istemek, henüz yaşanmamış bir şey için heyecan duyabilmek… Bunlar insanın gelecekle bağının hâlâ canlı olduğunu gösterir.
Liyakat de yalnızca başkalarının bize verdiği bir değer değildir. Kendi hayatımızda neyin değerli olduğuna karar verebilmek, zamanımızı ve dikkatimizi hak etmeyen şeylerden geri çekebilmektir.
Belki sağlıklı kalmanın en az konuşulan taraflarından biri budur. “Hayatımızda hâlâ emek verecek, değer verecek ve heves edecek bir şeylerin olması.”
Bazen iyileşmek, yeni bir tedavi bulmaktan önce yeniden bir gelecek hayal edebilmektir.
Belki de kendimize söylememiz gereken en önemli cümle:
“Yalnız değilsin. Hayat hâlâ seninle!”
Sevgi ile…