Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Alfa Kurdu Ganire Paşayeva'nın ardından

Alfa Kurdu Ganire  Paşayeva'nın ardından
Paylaş:
N

28 Eylül yaklaşırken içimi tarifsiz bir hüzün kaplıyor yine!

Bazı vedalar ve ansız gidişler gerçekleri kabul etmekte aklı ve vicdanı yoruyor...

Bazı insanlar vardır; onları yalnızca yaptıkları işlerle, taşıdıkları unvanlarla ya da geride bıraktıkları eserlerle anlatamazsınız yeterli olmaz.

Çünkü onlar bir makamın değil, bir davanın insanıdır.

Ganire Paşayeva da benim için de Kızılelma ülküsünün sevdalısı Turan birliğinin günümüzde yaşayan bir neferiydi. Kısacası yeryüzünün hangi bir karesinde, nerede bir Türk yaşıyorsa orası Kızılelma ve vatan toprağı görüp oradaki insanların dünyasına dokunmaya çalışan bir kardeşimizdi.

28 Eylül 2023’te aramızdan ayrıldığında yalnızca Azerbaycan bir milletvekilini,  Türk dünyası bir siyasetçisini kaybetmedi.

O, Türk dünyasının Alfa kurdu Asenası, benim için bir kardeşi kaybetmenin en acı tarifeydi.

O, gençlere tarihini anlatmayı kendisine misyon olarak seçmiş, Türk milletinin ortak geleceğine yürekten inanmış, ömrünü Turan ülküsü üzerine kurgulanmış  Kafkasların  güçlü sesiydi.

Sessizce aramızdan ayrılışının 3 yıldönümündeyiz.

Rahmetli Ganire Paşayeva’yı birçoğunuz televizyon ekranlarından, Meclis kürsülerinden, konferanslardan tanırdı. Tanımayanlarda Avrupa parlamentosunda yaptığı konuşmalarda dünyaya şu kelimeleri haykırarak   "Türkiye'nin ayağına atılan taş, bizim başımıza değer." Diyecek yürekliliği ortaya koyan Kafkasların Tomris hatunu olarak tanıdı.

Ben ise onu biraz daha farklı ve yakinen tanıdım.

Kendisiyle defalarca Bakü’de, Türkiye’nin bir çok farklı şehirlerinde aynı programlarda bir arada olduk. Seyahatlerimizde hiç yemek yemeyecek kadar az yiyip, geç yatıp, hepinizden erken kalkan Dünya da ve Türk Coğrafyası gündemini erkenden takip eden, en az bizim kadar ülkemizin sorunlarına hakim olan "iki Devlet Bir Millet"in vücut bulduğu ender insanlardan biriydi.

Kendisini en son vefatinden 15-20 gün önce Bakü’deki yeni ofisinde görüştüm. Yine bir programın ardından yaptığımız uzun yürüyüşlerden birinde, gece serinliğine rağmen Türk dünyasının geleceğini anlatırken gözlerindeki heyecanı hâlâ hafızamdaki yerini koruyor. Türkiye’de şehirlerarası yolculuklarımızdan birinde, dinlenmek için kısa bir mola verdiğimiz hâlde sohbetimiz uzamış; gençlerin tarih bilinci, Karabağ ve Türk dünyasının ortak geleceği üzerine konuşmaya devam etmiştik. Her defasında gittiği seminer, toplantı ve panellerde konferanslarda söylediği tek şey Karabağ sadece Azerbaycan'ın meselesi değil tüm mü Türk dünyasının ve Türkiye'nin meselesidir. Oysa yıllar önce biz Karabağ'a dağlık Karabağ meselesi olarak iki ülke arasında ki bir kara parçasının üzerinde uzlaşılamayan bir mesele olarak bilirdik Türkiye'de. Karabağ'ın bir vatan toprağı olduğunu Şuşa,Cebrail,Fuzuli,Zengilan,Kubatlı,Ağdam,Kelceber ve Laçın gibi önemli Türk yurtları düşman işgalinde olduğu gerçeğini onun boğuk sesinde ve gözlerindeki yaşlardan öğrendik. Gittiği her yerde nefesi yettiği kadar Karabağ işgal altında vatan torpağı azad oluncaya kadar bu gözlere uyku haram diyerek Azerbaycan toprağının %20'sinin işgal edildiğini biz onun haykırışlarıyla öğrendik. Allah babası Elasgar ve Anası Terhana anadan razı olsun böylesi namzet bir evlat yetiştirdiği için. Geçen süre içerisinde sadece kendisini değil, ailesini de yakından tanıyan ve aile ortamlarında bulunmuş biri olarak, onun söylediklerinin yalnızca kürsüde kalan siyasi cümleler olmadığını yakından gördüm.

Aile ortamlarında da aynı Ganire’ydi. Misafirleriyle ilgilenir, herkesin sözünü dinler, konu ne kadar gündelik olursa olsun sohbeti bir şekilde tarihe, kültüre ve ortak değerlere bağlardı. Onun yanında insan, bir siyasetçiyle değil; inandığı davayı hayatının her anında taşıyan samimi bir dostla konuştuğunu hissederdi.

Ganire, inandığı şeyi hayatının merkezine koymuş bir insandı.

Türk dünyası onun için bir konferans konusu, bir siyasi söylem veya yılda birkaç kez hatırlanacak bir ideal değildi.

Türk dünyası onun hayatının ya kendisiydi.

“Birlik olmazsa güç olmaz”

Ganire Paşayeva’nın konuşmalarında tekrar tekrar üzerinde durduğu temel meselelerden biri Türk dünyasının birlik ve beraberliğiydi.

O, Türk dünyasının karşı karşıya bulunduğu meselelerin aşılmasında en önemli unsurun güç olduğunu söylerdi. Ancak bu gücün de tek tek devletlerin gücünden önce birlikten doğacağını savunurdu.

Türkiye’nin güçlü olmasının yalnızca Türkiye için değil, bütün Türk dünyası için önemli olduğunu anlatırdı.

Onun Türkiye sevgisi de sıradan bir ülke sevgisinin çok ötesindeydi.

“Türkiye’nin gücü bizim gücümüzdür” anlayışını savunur, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşliği sadece iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerle açıklamazdı.

Çünkü Ganire’nin dünyasında Türkiye ile Azerbaycan, aynı tarihin, aynı kültürün ve aynı büyük millet anlayışının iki önemli parçasıydı.

Onun sıkça dile getirdiği anlayışlardan biri de şuydu:

“Türkiye’nin düşmanı bizim düşmanımız, Azerbaycan’ın düşmanı Türkiye’nin düşmanıdır.”

Bu sözün arkasında onun kader birliği anlayışı vardı...

Ganire’nin gençlere bir vasiyeti vardı

Onu dinleyenler takip edeneler çok iyi bilir.

Ganire Paşayeva gençlere her fırsatta tarihlerini bilmelerini söylerdi. Gençlere mutlaka sosyal medya üzerinden Türk dünyası ile arkadaş bağı oluşturmalarını bunun ileride büyük bir kartopu olarak Turan birliğinin temelini oluşturacağı çağrısını yapardı.

Fakat onun tarih anlayışı yalnızca geçmişte yaşananları ezberlemek değildi.

O, tarihin bugünü anlamak ve geleceği kurmak için bilinmesi gerektiğine inanıyordu.

Bu nedenle gençlere anlatırken özellikle bir noktaya dikkat çekerdi:

Yavuz Sultan Selim de bizim tarihimizdir, Şah İsmail de...

İlk bakışta birbirinden farklı görünen bu iki tarihî şahsiyeti aynı tarih bilincinin içinde değerlendirmek, aslında Ganire’nin Türk dünyasına bakışının en önemli göstergelerinden biriydi.

Çünkü onun söylemek istediği şuydu:

Biz kendi tarihimize bugünün siyasi ayrışmalarıyla bakamayız.

Yavuz da bizim tarihimizdir, Şah İsmail de.

Onların yaşadığı dönemin şartlarını, mücadelelerini, başarılarını ve hatalarını bilmeliyiz. Tarihimizi bir bütün olarak görmeliyiz.

Çünkü tarih, hoşumuza giden tarafları seçip geri kalanını unutacağımız bir alan değildir.

Tarih bizim ortak hafızamızdır.

Ganire’nin bu yaklaşımını çok önemserdim. Alfa Kurdu Ganire  Paşayeva'nın ardından.

Hatta açık söylemek gerekirse, benim Türk dünyasına bakışımı derinleştiren isimlerden biri de Ganire Paşayeva olmuştur.

Onun dünyası Bakü’den ibaret değildi

Ganire Paşayeva’nın gönül coğrafyası Bakü ile sınırlı değildi.

Azerbaycan’dan Türkiye’ye, Kazakistan’dan Kırgızistan’a, Özbekistan’dan Türkmenistan’a, Kıbrıs’tan Balkanlar’a, Kerkük’ten Türkistan’a kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşayan üç yüz milyon soydaşımızı aynı büyük hikâyenin parçaları olarak görürdü.

Bu yüzden onun konuşmalarında bazen Karabağ’dan, bazen Kerkük’ten, bazen Kırım’dan, bazen Balkanlar’dan, bazen de Orta Asya’daki Türk topluluklarından söz ettiğini görürdünüz.

Onun için coğrafi uzaklıklar kardeşlik mesafesini belirlemiyordu.

Çünkü onun haritası siyasi sınırlarla değil, tarih, kültür, dil ve gönül bağlarıyla çizilmişti.

Bu nedenle bugün Ganire Paşayeva’yı anarken sadece Azerbaycan-Türkiye ilişkilerindeki rolünü değil, bütün Türk dünyasına yönelik çabasını hatırlamak gerekir.

Nitekim hayatı boyunca gazetecilikten siyasete, kültür çalışmalarından uluslararası faaliyetlere kadar birçok alanda Türk dünyasının meselelerini gündemde tuttu. Türkiye’de de çok sayıda etkinliğe katıldı ve Türk dünyasının birlik ve dayanışması üzerine konuşmalar yaptı.

Benim için Ganire, bir dosttan daha fazlasıydı

Bugün geriye dönüp baktığımda, onunla yaptığımız sohbetlerin değerini daha iyi anlıyorum.

Bazı insanlarla konuşursunuz ve sohbet bittiğinde konu da biter.

Bazı insanlarla konuşursunuz; sohbet biter ama söyledikleri zihninizde yaşamaya devam eder.

Ganire Paşayeva benim için ikinci gruptaydı.

Bakü’de yaptığımız sohbetler, Türkiye’nin farklı şehirlerinde birlikte katıldığımız programlar, yolculuklarda konuştuğumuz Türk dünyası meseleleri bugün hâlâ hafızamda. Özellikle bir program çıkışında, herkes dağıldıktan sonra onunla uzun süre baş başa kaldığımız akşamları unutamıyorum. Yorgun olmasına rağmen sohbeti bitirmek istememiş, “Gençlere bu meseleleri anlatmadan, onları ortak tarihimizle buluşturmadan dinlenemeyiz” demişti. O cümle, onun nasıl bir insan olduğunu anlatmaya yeter.

Bir başka yolculuğumuzda, telefonuna gelen mesajlara ve yoğun programına rağmen yanındaki gençlerle tek tek ilgilenmiş, onların sorularını sabırla dinlemişti. O anlarda onun için siyaset yapmanın, konuşma yapmanın ya da bir programa katılmanın asıl anlamının insanlara dokunmak olduğunu bir kez daha görmüştüm.

Şimdi o sohbetlerin ardından sessiz kalan bir telefon, artık çalmayacak bir kapı ve yarım kalmış gibi duran cümleler var. İnsan, kaybettiği bir dostun yokluğunu en çok böyle küçük ayrıntılarda hissediyor. Bir şehirde onunla karşılaşma ihtimali, bir programda sesini duyma beklentisi, “Bunu Ganire’ye de anlatmalıyım” diye düşünmek bile artık acı veren bir hatıraya dönüşüyor.

Onu yalnızca bir siyasetçi olarak değil, fikirleriyle insanı düşünmeye sevk eden bir bilge kişilik olarak gördüm.

Ailesini de yakından tanımış biri olarak söyleyebilirim ki Ganire’nin Türk dünyasına olan sevgisi bir görüntü değildi.

O, bunu hayatının her alanında taşıyordu.

Bu nedenle onun ardından söylenecek en anlamlı sözlerden biri, sanırım şudur:

Ganire Paşayeva Türk dünyasını anlatmadı sadece; Türk dünyası idealini yaşayarak anlattı.

Şimdi bize düşen...

Ganire’nin bize bıraktığı en önemli mirası olan

Türk dünyası için birlik.

Türkiye-Azerbaycan kardeşliği.

Ortak tarih bilinci.

Gençlerin kendi geçmişini öğrenmesi.

Ve Türk dünyasının yalnızca geçmişteki ortaklıklarla değil, geleceğe yönelik ortak hedeflerle de güçlendirilmesi...

Bugün onun hatırasını yaşatmak istiyorsak, sadece fotoğraflarını paylaşmak, konuşmalarından birkaç cümle aktarmak yeterli değildir.

Onun özellikle gençlere anlatmak istediği tarih bilincini yaşatmalıyız.

Yavuz Sultan Selim’i de bilmeliyiz, Şah İsmail’i de.

Dede Korkut’u da okumalıyız, Ali Şir Nevai’yi de.

Kerkük’ü de unutmamalıyız, Karabağ’ı da.

Balkanları da bilmeliyiz, Türkistan’ı da.

Çünkü Ganire Paşayeva’nın bize anlatmaya çalıştığı büyük gerçek buydu:

Türk dünyasının ortak hafızası ne kadar güçlü olursa, ortak geleceği de o kadar güçlü olur.

Ben kendisini tanımış, ailesiyle görüşmüş, onunla farklı coğrafyalarda aynı yolculukları paylaşmış bir gazeteci olarak şunu gönül rahatlığıyla söyleyebilirim:

Ganire Paşayeva benim Türk dünyasına bakışımı derinleştiren, düşüncelerimi besleyen ve bu büyük coğrafyaya daha geniş bir pencereden bakmamı sağlayan önemli bir bilgeydi.

Onunla aynı yollarda yürümüş olmak benim için hayatımın kıymetli hatıralarından biridir. Fakat bugün bu hatıraların içinde yalnızca gurur ve minnet yok; derin bir özlem de var. Bakü’de birlikte yürüdüğümüz sokakları, yolculuklarda uzayan sohbetleri, bir programa yetişmek için telaş ederken bile çevresindekilere umut vermesini hatırlıyorum. Onun yokluğu, hayatımdan yalnızca bir dostun değil, bana yön veren bir sesin de eksilmesi demek.

Bugün kendisini rahmetle anıyorum.

Ruhu şad, mekânı cennet olsun.

Ve selam olsun onun hayatı boyunca gönlünü verdiği bütün Türk ellerine nidası ile sesi hala kulaklarımda…

Selam olsun Azerbaycan’a.

Selam olsun Türkiye’ye.

Selam olsun Türkistan’a.

Selam olsun Balkanlar’a.

Selam olsun Kerkük’e.

Selam olsun bütün Türk dünyasına.

Ganire Paşayeva unutulmayacak.

Çünkü bazı insanlar bir ömür yaşar; bazıları ise "bir ömrün içine bir davanın hatırasını sığdırır."

Kalın sağlıcakla...

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı