Merhabalar sevgili okurlarım.
Bir önceki yazımda da ifade ettiğim gibi, deprem bölgesi ile geniş bir değerlendirme yapacağım demiştim; bugünkü köşe yazımı yine deprem bölgesine ayırdım.
Keyifle okumanız dileğiyle…
Evler yükseliyor, şehirler yeniden hayat buluyor. Ancak depremin insanlarımızın hafızasında bıraktığı izleri silebilmek için bunlardan daha fazlasına ihtiyacımız var.
6 Şubat 2023'te yaşadığımız büyük felaketin üzerinden üç yılı aşkın bir zaman geçti. O gün yalnızca evlerimizi, iş yerlerimizi, sokaklarımızı ve şehirlerimizi kaybetmedik. Binlerce insanımızı toprağa verdik; nice ailemizin hayalleri yarım kaldı. İnsanlarımızın geleceğe dair umutları derinden yaralandı.
Aradan geçen zamana rağmen acımız ilk günkü kadar taze. Kaybettiklerimizi geri getirmek mümkün değil. Ancak hayatta kalanların yaralarını sarmak, şehirlerimizi yeniden ayağa kaldırmak ve insanlarımızı geleceğe daha güçlü hazırlamak hepimizin ortak sorumluluğu.
Geçtiğimiz hafta sonu, deprem bölgesindeki son gelişmeleri yerinde görmek ve değerlendirmek amacıyla, depremi en ağır hisseden Malatya'da yaşayan biri olarak Adıyaman, Kahramanmaraş ve Hatay illerimize ziyaretlerde bulundum. Daha önce de defalarca deprem bölgesine gitmiş, yapılan çalışmaları yerinde gözlemlemiştim. Bu ziyaretimde ise şehirlerin geçirdiği değişimi, yükselen yeni yerleşim alanlarını ve vatandaşlarımızın beklentilerini bir kez daha yakından görme fırsatı buldum.
Gördüğüm manzara şuydu: Şehirler yeniden kuruluyor, hayat yeniden filizleniyor.
TOKİ ve Emlak Konut başta olmak üzere deprem sonrası yeniden inşa çalışmalarını yürüten kurumların ortaya koyduğu çabayı görmezden gelmek mümkün değil. Bir zamanlar enkazın, acının ve umutsuzluğun hâkim olduğu alanlarda bugün yeni konutlar, yollar ve yaşam alanları yükseliyor. Kaybedilen hayatların yerini hiçbir şey dolduramaz; ancak insanların yeniden sıcak yuvalarına kavuşması, hayata tutunabilmeleri açısından son derece kıymetli.
Ben bu çalışmaları yalnızca bir inşaat faaliyeti olarak görmüyorum. Bunlar, aynı zamanda yeniden var olmanın, umutları yeşertmenin ve geleceğe tutunmanın ayak izleridir.
4 Şehirde 330 Bini Aşkın Konut ve Köy Evi
Yeniden inşa çalışmalarının büyüklüğünü daha iyi anlayabilmek için rakamlara da bakmak gerekiyor.
2025 yılı sonunda açıklanan resmî verilere göre, depremden etkilenen dört ilimizde inşa edilen konut ve köy evlerinin toplamı 330 bin 826'ya ulaştı. Bu rakam, şehir merkezlerindeki konutlarla kırsal bölgelerdeki köy evlerini birlikte kapsıyor.
İllere göre dağılım ise şöyle:
Hatay: 133 bin 685 konut ve 12 bin 868 köy evi olmak üzere toplam 146 bin 553 konut.
Malatya: 62 bin 540 konut ve 13 bin 32 köy evi olmak üzere toplam 75 bin 572 konut.
Kahramanmaraş: 52 bin 575 konut ve 15 bin 615 köy evi olmak üzere toplam 68 bin 190 konut.
Adıyaman: 31 bin 423 konut ve 9 bin 88 köy evi olmak üzere toplam 40 bin 511 konut.
Bu dört ilimizdeki konut ve köy evi toplamı, tek bir hanenin bir konutta yaşayacağı varsayımıyla 330 bin 826 hanenin barınmasına karşılık gelen bir kapasiteyi ifade ediyor. Ancak bu rakam, bütün konutların fiilen dolduğu veya bütün ailelerin taşındığı anlamına gelmiyor. İnşa ve teslimat rakamlarıyla fiilî yerleşim durumunu birbirinden ayırmak gerekiyor.
Bu tablo bize yeniden inşanın boyutlarını gösteriyor. Fakat bir şehrin ayağa kalkması yalnızca kaç konut yapıldığıyla ölçülemez. O evlerin ışıklarının yanması, sokakların çocuk sesleriyle dolması, esnafın yeniden kepenk açması ve insanların kendilerini güvende hissederek yaşamlarını sürdürmesi de en az konut sayıları kadar önemlidir.
Devlet Şehirlerle Birlikte Yeni Yaşam Alanları da İnşa Etti
Ziyaretlerimde dikkatimi çeken önemli konulardan biri de yeni yerleşim alanlarının yalnızca konutlardan ibaret olmamasıydı.
Yeni yaşam alanlarının ihtiyaçları doğrultusunda okullar, camiler, iş yerleri, parklar, yeşil alanlar, çocuk oyun alanları ve spor alanları gibi sosyal donatılar da planlanıp çoğu bitirilerek insanlarımızın hizmetine sunulmuş. Bu yapılar, insanlarımızın yalnızca barınma ihtiyacını değil, günlük yaşamın diğer ihtiyaçlarını da karşılamak bakımından büyük önem taşımakta.
Şehir dediğimiz yapı, sadece binalardan oluşmaz. Şehir; insanın hafızası, kültürü, komşuluğu, dayanışması ve aidiyet duygusudur.
Bu nedenle yeni yerleşim alanlarında sosyal donatıların tamamlanması, ulaşımın kolaylaştırılması, sağlık ve eğitim hizmetlerinin güçlendirilmesi, ticari hayatın canlandırılması ve kültürel faaliyetlerin artırılması büyük önem taşıyor.
Yeniden inşa edilen şehirlerimizin geçmişinden kopmadan geleceğe yürümesi, bu çalışmaların bütüncül bir anlayışla sürdürülmesine bağlıdır.
Ziyaretlerim Esnasında Vatandaşın Yetkililere Teşekkürünü De Beklentilerini De Dinledim
Gittiğimiz yerlerde vatandaşlarımızla yaptığımız sohbetlerde ortak bir duyguya şahit oldum.
İnsanlarımızın önemli bir bölümü, devletin sağladığı konut imkânları nedeniyle memnuniyetini dile getiriyor.
Başlarını sokabilecekleri güvenli evlere kavuşmanın kendileri için ne kadar önemli olduğunu anlatıyorlar. Bunun güçlü ve büyük bir ülke olmadan geçtiğinin altını da çizmekteler.
Elbette bu memnuniyeti görmek sevindirici. Vatandaşın devletine teşekkür etmesi, yapılan hizmetin değerini ortaya koyuyor.
Ancak konuşmalarımız sırasında başka bir gerçek de kendisini gösteriyor.
İnsanlarımızın bir kısmı, evlerine kavuşmuş olsalar bile yaşadıkları korkuyu, kayıplarını ve o günlerin acısını hâlâ yüreklerinde taşıyor.
Üç yıla yakın süredir hayatlarını yeniden kurmaya çalışan nice insanımız, geçmişini ve hatıralarını geride bırakarak başka yerlerde yaşam mücadelesi verdi. Kimileri yakınlarını, kimileri işini, kimileri yıllarca emek verdiği evini ve mahallesini kaybetti.
Bugün yeni bir anahtarın sahibi olmak, elbette büyük bir mutluluk. Fakat o anahtar, geçmişin acılarını bir anda ortadan kaldırmıyor.
İşte tam da bu noktada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir mesele var: Şehirlerimizi yeniden kurarken insanlarımızın ruh dünyasını, çocuklarımızın geleceğe olan güvenini ve ailelerimizin psikolojik dayanıklılığını da güçlendirebiliyor muyuz?
Bana göre deprem sonrası yeniden yapılanma sürecinin en önemli başlıklarından biri budur.
Depremzedelerin Sağlık ve Psikolojik Gerçekleri Unutulmamalı
Deprem, yalnızca binaları yıkan bir afet değildir. İnsanların güven duygusunu ve hayata bakış açısını da derinden etkiler.
Özellikle çocuklarımızın yaşadıkları korkuyu anlamak, onların kendilerini güvende hissedebilecekleri ortamları oluşturmak ve ihtiyaç duyduklarında profesyonel destek almalarını sağlamak büyük önem taşıyor.
Bu konuda Sağlık Bakanlığımıza ve Millî Eğitim Bakanlığımıza önemli görevler düşüyor.
Okullarda rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, depremden etkilenen çocukların ihtiyaçlarının düzenli olarak değerlendirilmesi ve ailelerin bu sürece dâhil edilmesi gerektiğine inanıyorum.
Aile hekimlikleri ve sağlık kuruluşları aracılığıyla psikososyal desteğe ihtiyaç duyan vatandaşlarımıza ulaşılması da önemli bir adım olacaktır. İhtiyaç duyan kişilerin uzman desteğine erişimi kolaylaştırılmalı; çocuklar, gençler, yaşlılar ve yakınlarını kaybeden aileler başta olmak üzere farklı grupların ihtiyaçları ayrı ayrı ele alınmalıdır.
Bu sürece belediyelerimizi de dâhil edip bu konuda önemli sorumluluklar üstlenebileceklerini düşünüyorum.
Semt konaklarında, kültür merkezlerinde ve kent konseylerinde düzenlenecek buluşmalar, uzmanların katılımıyla gerçekleştirilecek bilgilendirme toplantıları ve sosyal etkinlikler, insanların yalnızlık duygusunu aşmalarına yardımcı olabilir.
Burada amacımız herhangi bir kurumu eleştirmek değil, ortaya çıkan ihtiyacı doğru tespit ederek çözüm yollarını çoğaltmaktır.
Elbette bu alanlarda çalışmalar yürütülüyor olabilir. Ancak yapılması gereken, ihtiyaçları yerinde belirleyerek bu çalışmaları daha geniş kitlelere ulaştırmak ve kalıcı hâle getirmektir.
Çünkü depremin yaralarını sarmak, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerimizin de meselesidir.
Gençlerimize Güven Duygusunu ve Umudu Yeniden Aşılamalıyız
Bölgenin üzerinde durulması gereken bir başka konusu da gençlerimizin geleceğidir.
Bir şehirde yeni konutların yapılması elbette çok önemlidir. Fakat o şehirlerde yaşayan gençlerin iş bulamaması, ekonomik bağımsızlıklarını kazanamaması ve geleceklerine dair belirsizlikler yaşaması, yeniden toparlanma sürecini zorlaştırabilir.
Gençlerimizin üretime katılması, meslek edinmesi, iş kurabilmesi ve kendi şehirlerinde geleceklerini planlayabilmesi gerekiyor.
Bu nedenle deprem bölgesinde istihdamı artıracak projelerin, mesleki eğitim programlarının, girişimcilik desteklerinin ve özel sektör yatırımlarının daha da güçlendirilmesini önemli buluyorum.
Esnafın ayağa kalkması, küçük işletmelerin güçlenmesi ve yeni iş alanlarının açılması da bu sürecin ayrılmaz bir parçasıdır.
Çünkü gençlerimize yalnızca yaşayacakları bir ev değil, o evin içinde kuracakları bir gelecek de sunmalıyız.
Onlara umut vermek, hayata yeniden tutunmalarını sağlamak ve kendi şehirlerinde kalabilmelerinin önünü açabilmeliyiz.
İhtiyaca Uygun Politikalar Geliştirilmeli
Deprem bölgesinde konuştuğumuz vatandaşlarımızın dile getirdiği sorunlardan biri de ekonomik şartlar.
Hayat pahalılığı, alım gücündeki düşüş, gelirlerin yetersiz kalması ve iş bulma güçlüğü, insanların günlük yaşamını doğrudan etkiliyor.
Yeni evine kavuşan bir ailenin elektrik, su, ısınma, ulaşım ve mutfak giderlerini karşılayabilmesi de gerekiyor. İnsanlarımızın geçim sıkıntısı yaşadığı bir ortamda, konut sahibi olmak önemli bir kazanım olsa da bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor.
Bu nedenle deprem bölgesindeki ekonomik toparlanmanın da yakından takip edilmesi gerektiğine inanıyorum.
Esnafın, çiftçinin, işçinin, emeklinin ve dar gelirli ailelerin şartları ayrı ayrı değerlendirilerek ihtiyaçlara uygun politikalar geliştirilmesi büyük önem taşıyor.
Devletimizin ve ilgili kurumlarımızın, vatandaşlarımızın dile getirdiği bu sorunlara çözüm üretmek için gerekli hassasiyeti göstereceğine inanıyorum.
Burada mesele, yapılan hizmetleri küçümsemek veya herhangi bir kurumu hedef almak değildir. Mesele, ortaya konulan büyük çabanın insanlarımızın hayatında daha güçlü ve kalıcı bir karşılık bulmasını sağlamaktır.
Şunu Bir Kez Daha Gördük ki Devlet Vatandaşına Emanet, Vatandaş da Devletine Emanet
Malatya'da, Adıyaman'da, Kahramanmaraş'ta ve Hatay'da gördüklerim bana bir gerçeği yeniden hatırlattı: İnsanımızın yaşama tutunma iradesi hâlâ çok güçlü.
Acılarını içinde yaşamayı öğrenen, yeniden ayağa kalkmaya çalışan vatandaşlarımız, çocuklarının geleceği için mücadele eden anne babalar, dükkânını yeniden açmaya çalışan esnaflar, toprağını terk etmek istemeyen çiftçiler ve kendi şehrinde yeniden bir hayat kurmanın hayalini taşıyan gençlerimiz şehirlerini terk etmeyip yeniden ayağa kalkmanın mücadelesini vermekte.
Deprem bölgesinin yeniden ayağa kalkması için güçlü iradesini ortaya koyan başta Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip ERDOĞAN olmak üzere emeği geçen herkese teşekkürü bir borç biliyorum. Bu irade güçlü devlet iradesi ile mümkündü. Asrın felaketini yaşayan 11 ilin yeniden ayağa kalkması elbette devletin ve milletin kucaklaşmasıyla mümkündü. Bu, dünyada eşi benzeri olmayan bir ilkti.
Ancak aynı zamanda şunu da unutmamalıyız: Depremde yıkılan bir binayı yeniden inşa edebiliriz. Yolları, okulları, hastaneleri, iş yerlerini ve sosyal alanları yeniden yapabiliriz. Fakat insanın içinde açılan yaraların iyileşmesi sabır, dayanışma, anlayış ve uzun soluklu bir çaba gerektirir.
Bu yüzden deprem bölgesindeki çalışmalarımızı yalnızca yapılan konutların sayısıyla değerlendirmemeliyiz. İnsanlarımızın kendilerini ne kadar güvende hissettiklerine, çocuklarımızın nasıl bir gelecek hayal ettiklerine, gençlerimizin iş bulup bulamadıklarına ve ailelerimizin geçim şartlarına da bakmalıyız.
Çünkü gerçek anlamda yeniden inşa, insanın hayatını bütün yönleriyle yeniden kurabilmesidir.
Dileğim odur ki deprem bölgesindeki şehirlerimiz kısa zamanda ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan da güçlensin. İnsanlarımız yalnızca evlerine değil, umutlarına da kavuşsun.
Kalın sağlıcakla…
Hamit ÖZPOLAT
Uluslararası Turan Yolu Gazeteciler
ve Yazarlar Birliği Genel Başkanı