Sabah yataktan kalkarken hissettiğimiz o ilk tutukluk, günün sonunda ensemize çöken ağırlık, uzun bir toplantıdan sonra belimizde beliren sızı... Bunları yaşlanmaya bağlamak kolay. Oysa çoğu zaman suçlu yaşımız değil, yaşayış biçimimiz.
Omurga, bizi dimdik tutan bir kolon değil, hareket için tasarlanmış akıllı bir zincirdir. 33 omur, diskler, bağlar ve kaslardan oluşan bu sistem, yükü taşımak kadar yükü dağıtmak için de vardır. Modern çalışma hayatı ise bu sistemi tam tersine zorluyor: sürekli aynı pozisyonda, sürekli öne eğik, sürekli hareketsiz kalmak omurga sağlığımızı etkiler.
8-10 saat ekran başında oturmak, omurgaya ayakta durmaktan daha fazla yük bindirir. Özellikle öne eğilerek, çene ileride çalışmak, boynumuza binen yükü 5 kilodan 25 kiloya kadar çıkarır. Teknoloji boynu ve beli artık bildiğimiz kavramlardır. Tabiki hareketsizlik, en sinsi kötülüktür.
Omurlar arası disklerin damarı yoktur. Beslenmeleri, hareket ettikçe sünger gibi su alıp vermelerine bağlıdır. Saatlerce kıpırdamadan oturmak, o diskleri susuz bırakır. Kaslar da aynı. Derin boyun ve gövde kaslarımız, bizi fark etmeden taşıyan korselerdir. Kullanmadığımızda zayıflarlar, yerlerini yüzeysel kasların kronik kasılmasına bırakırlar. İşte o geçmeyen kulunçlar, aslında bir zayıflık işaretidir.
Stres, omurgayı etkiler mi?
Yoğun tempo, uykusuzluk, sürekli yetişme hali, boyun ve omuz kaslarını istemsizce kasar. Diş sıkma, çene kitlenmesi, sabahları daha kötü olan boyun ağrıları, çoğu zaman bir beyin cerrahisi sorunundan çok bir yaşam yükü sorunudur. Stres ayrıca ağrı eşiğimizi düşürür, var olan küçük bir sorunu dayanılmaz kılar.
Yaşam tarzımız hayatımızı çok etkiler mi?
Uzun süreli araba kullanımı, tek omuzda ağır çanta, yüksek topuklar, zayıf karın kasları, sigara. Sigara özellikle disk beslenmesini bozan, iyileşmeyi yavaşlatan, çoğu hastanın unuttuğu bir faktördür. Kilo artışı ise bele binen yükü her adımda katlar. Ve uyku. Çökmüş bir yatakta, yüzüstü, boynu dönük uyumak, 8 saatlik bir zorlamadır.
Peki ne yapmalı? Çare, omurgayı eski köy hayatına döndürmek değil, modern hayatın içine hareketi geri sokmaktır.
Omurganız sizden üç şey ister: Hareket, çeşitlilik ve güç.
Her 45 dakikada bir kalkın. Su almaya gidin, 2 dakika yürüyün. Bu bir mola değil, diskinize su vermektir.
Ekranı göz hizasına getirin. Telefonu gözünüze kaldırın, boynunuzu telefona indirmeyin. Otururken kalçanız dizinizden biraz yukarıda olsun, bel çukurunuzu küçük bir yastıkla destekleyin.
Haftada 3 gün, 20 dakika bile yeter. Yürüyüş, yüzme, pilates. Amaç sixpack değil, o derindeki korse kaslarını uyandırmaktır.
Ağrı bir düşman değil, bir elçidir. Birkaç günden uzun süren, kola bacağa vuran, uyuşma, güçsüzlük, gece uykudan uyandıran ağrılarda, kendi kendine geçmesini beklemeyin. Şikayetleriniz için mutlaka bir beyin ve sinir cerrahisi uzmanına gidin.
Omurga sağlığı, bir anda bozulmaz, bir anda da düzelmez. Küçük, inatçı alışkanlıkların toplamıdır. Sandalyenizi değil, gününüzü düzeltin. Çünkü omurga, sadece bedenimizi değil, hayata karşı duruşumuzu da belirler!