Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Dijital Sömürgeyiz

Dijital Sömürgeyiz
Paylaş:
N

Mesleğin değil, görünürlüğün değer gördüğü bir çağ üzerine

“Dijital sömürgecilik” diye bir kavram uydurdum.
Belki akademik bir karşılığı vardır, belki yoktur. Çok da umurumda değil. Çünkü bazı şeyleri önce insan fark eder, sonra akademi isim verir.

Bugün bir insanın ne kadar iyi olduğu ile ne kadar değer gördüğü arasındaki bağ giderek kopuyor.

İyi bir ressam olabilirsiniz; ama Instagram algoritmasının sevdiği kadar görünür değilseniz, sanki ressam değilmişsinizdir.

Yıllardır işini hakkıyla yapan bir kuaför olabilirsiniz. Saçtan gerçekten anlayabilirsiniz. Ama yan dükkândaki, mesleğe sizden çok daha az hâkim olduğu hâlde sürekli video çeken, doğru ışığı kullanan ve algoritmayla daha iyi anlaşan biri sizden daha “başarılı” görünebilir.

İyi bir e-ticaret işletmeniz olabilir. Ürününüz kaliteli, hizmetiniz düzgün, müşteriniz memnun olabilir. Fakat sistem sizden sürekli reklam, kampanya, içerik, etkileşim, yorum, puan ve görünürlük ister. Bir süre sisteme ayak uydurmazsanız sizi yavaş yavaş aşağıya iter.

Çünkü artık yalnızca iş yapmak yetmiyor.

İş yaptığınızı da sürekli kanıtlamanız gerekiyor.

Eskiden bir ressamın tablosu vardı.

Şimdi ressamın tablosu kadar ressamın kendisi de bir üründür.

Kuaför saç kesmez yalnızca; içerik üretir.

Müzisyen müzik yapmaz yalnızca; kendisini pazarlamak zorundadır.

Esnaf dükkân işletmez yalnızca; yorum toplar.

Lokanta yemek yapmaz yalnızca; fotoğraf çeker.

E-ticaretçi ürün satmaz yalnızca; algoritmayla pazarlık eder.

Ve bütün bunların üzerinde görünmez bir ölçüm cihazı vardır:

Kaç kişi gördü?
Kaç kişi beğendi?
Kaç kişi tıkladı?
Kaç kişi satın aldı?
Kaç kişi seni takip etti?

İnsan, yavaş yavaş kendi emeğinin sahibi olmaktan çıkıp kendi verisinin pazarlamacısına dönüşür.

İşin en tuhaf tarafı ise şu:

Bu sistemde bazen gerçekten iyi olanla, iyi görünen birbirine karışıyor.

Hatta daha kötüsü…

Yetersiz olan, yeterli olandan daha fazla değer görebiliyor.

Çünkü sistem her zaman niteliği ölçmüyor.

Dikkati ölçüyor.

Dikkat ise başka bir şey.

Bir ressamın resminin iyi olmasıyla o resmin on bin kişiye gösterilmesi aynı şey değildir.

Bir kuaförün işinin iyi olmasıyla videosunun yüz bin izlenmesi aynı şey değildir.

Bir sanatçının yetenekli olmasıyla popüler olması aynı şey değildir.

Ama dijital düzen bize bunları aynı cetvelle ölçüyormuş gibi davranmayı öğretiyor.

Sonra insan kendisine bakıyor:

“Ben neden onun kadar değer görmüyorum?”

Belki sorun sende değildir.

Belki sen sadece başka bir oyunun kurallarına göre iyi olmaya çalışıyorsundur.

İşte “dijital sömürgecilik” dediğim şey tam burada başlıyor.

Sistem sana zorla “çalış” demiyor.

Daha incelikli bir şey yapıyor.

Sana sürekli görünür olman gerektiğini hissettiriyor.

Bir gün paylaşım yapmazsan eksilmiş gibi hissediyorsun.

Bir hafta ortadan kaybolursan “beni unutacaklar” diyorsun.

İçerik üretmezsen çalışmıyormuşsun gibi geliyor.

Kendini pazarlamazsan mesleğinde gerileyeceğini düşünüyorsun.

Ve sonunda insan, kendi hayatını yaşamaktan çok hayatının reklamını yapmaya başlıyor.

Sisteme sırtını döndüğünde ise yalnızca görünmez olmuyorsun.

Bir süre sonra kendine bile şöyle hissettirmeye başlıyor:

“Demek ki artık bir şey yapmıyorum.”

Oysa belki de gitarını çalıyorsundur.

Belki dükkânında müşterinin saçını kesiyorsundur.

Belki atölyende resim yapıyorsundur.

Belki gecenin üçünde sipariş paketliyorsundur.

Belki kimsenin görmediği bir yerde yıllardır işini yapıyorsundur.

Ama algoritma görmüyorsa, çağımızın tuhaf mantığına göre bunların bir kısmı sanki hiç olmamıştır.

Asıl sömürü burada.

Eskiden sömürgecinin senden aldığı şey toprağın, madenin, emeğin olurdu.

Şimdi senden alınan şey yalnızca emeğin değil.

Dikkatin.
Verin.
Davranışların.
Tercihlerin.
Zamanın.
Ve kendin hakkında ürettiğin görüntü.

Sen sisteme yalnızca para kazandırmıyorsun.

Sistemi beslemek için kendini de sürekli üretiyorsun.

Ve bunu çoğu zaman gönüllü yaptığını sanıyorsun.

Çünkü kimse seni zorlamıyor.

Sadece görünmez oluyorsun.

İşte modern sömürünün en başarılı tarafı da bu olabilir:

Zinciri görünmez yapmak.

Elbette dijital dünya kötü değil.

İnternet olağanüstü bir araç.

Küçük bir sanatçıya dünyanın öbür ucuna ulaşma imkânı verebilir. Küçük bir esnafı büyük bir işletmeyle yarıştırabilir. Bir kuaförü mahallesinin dışına çıkarabilir. İyi bir ressamı galerisi olmadan insanlara ulaştırabilir.

Ama araç ile düzen aynı şey değildir.

Sorun internet değil.

Sorun, değerin giderek görünürlükle eşitlenmesi.

Ve belki bugün kendimize sormamız gereken en basit soru şu:

“Ben gerçekten işimi mi yapıyorum, yoksa yaptığım işi sürekli göstermekle mi meşgulüm?”

Çünkü bir gün hepimiz, yaptığımız işten çok onu ne kadar iyi sergilediğimizle ölçülmeye başlarsak;

meslekler kalır ama zanaat kaybolur.

Sanat kalır ama sanatçı yorulur.

İnsan kalır ama kendisi olmaktan vazgeçer.

Ve biz de farkına varmadan, bizi sömüren sisteme yalnızca çalışan değil;

kendi rızasıyla veri, dikkat ve görünürlük üreten birer sömürge vatandaşı olarak katılırız.

Belki de gerçek özgürlük, biraz daha az görünmeyi göze alabilmektir.

Çünkü bazen kimsenin görmediği yerde de iyi iş yapmak, hâlâ bir mesleğe sahip olmanın en sağlam kanıtıdır.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı