Şöyle bir düşünelim; güzel bir yaz akşamı güneşin batmasıyla birlikte tipik rüzgârın esmediğini bir an hayal edelim. Kurulu güç perspektifiyle baktığımızda santraliniz var, üretiminiz bol ama an itibarıyla elektrik şebekesinde yok. Teoride hep vardı aslında ama ancak son yıllarda maliyetlerin gerilemesi ve teknolojinin olgunlaşmasıyla gerçek bir oyuncu haline geldi: depolama.
Uzun süredir yenilenebilir enerji tartışmalarının merkezinde hep üretim vardı; kaç panel, kaç türbin, kaç megavat. Yenilenebilir enerjinin kurulu güçteki hızlı artışı, üretim kompozisyonundaki dağılım bizi bugün asıl zorlu soruya götürdü: Güneş santrallerinin üretemediği akşam saatlerinde, rüzgâr talebi karşılayacak kadar esmediğinde, pik saatte elektrik nereden gelecek?
Bu sorunun cevabı, elektriği ürettiğimiz anda tüketmek zorunda olmadığımızı, yenilenebilir kaynağa dayalı santrallerin üretiminin kontrol edilemediğini fark etmekte gizli. Depolama, yenilenebilir enerjiyi rastgele bir üretim aracından güvenilir bir güç kaynağına dönüştüren son halka. Bugün küresel piyasada bu alana yapılan yatırımların ivmesi, artık üretim yatırımlarını yakalama noktasına geldi; yapay zekâ altyapısı için inşa edilen veri merkezlerinin yarattığı talep dalgası da bu ivmeyi daha da hızlandırıyor.
Peki global trendlere baktığımızda bizi ne bekliyor? Pazarın artık lityum-iyon pilin tek başına domine ettiği bir yapı olmaktan çıkacağı görülebilir. Akışkan piller, mekanik depolama, termal depolama gibi uzun süreli teknolojiler ayrı bir lig oluşturmaya başlayacak. Tabii bu yorumlarımız güncel teknoloji perspektifiyle. Çünkü dört saatlik bataryalar frekans regülasyonu ve pik yönetimi için mükemmel olsa da birkaç gün kapalı kalan bir hava sisteminin açtığı boşluğu ancak daha uzun süreli çözümler doldurabilir. Teknoloji çeşitleniyor, iş modelleri de öyle: Depolama artık bir donanım satın alma meselesi değil, elektrik piyasalarında alım-satım yapan bir gelir ünitesi.
Bu denklemde Türkiye'nin konumu çok heyecan verici. Bölgesel bir güç kaynağı olabilme fırsatı elimizde. Güneş potansiyeli yüksek, talep eğrisi akşam pik yapan, sanayisi elektrik bağımlısı bir ülkeyiz. Saatlik mahsuplaşma gibi mevzuat adımları, depolamayı yatırımcı gözünde ciddiye almayı zorunlu kılacak. Türkiye bu alanda üretime yeni başlamış, ağırlıklı olarak hâlâ ithal teknoloji kullanan, sistemi kuran ama kendi üretimi kendisine yetmeyen bir ülke. Oysa bu pazarda para donanımda değil; entegrasyonda, yazılımda, işletmede ve finansman modelinde. Yani bizim güçlü olduğumuz mühendislik ve sahada hızlı çalışma kabiliyeti gibi alanlarda. Fırsat büyük.
Peki ne yapılmalı diye düşününce öncelikle depolama sadece “teşvik edilen” değil, bir piyasa oyuncusu, sanal santrallere dönüştürülmeli. Ticaret yapabilme fırsatlarının önü açılmalı. Bugün konuştuğumuz bu kısıtların, avantajların Türkiye ile sınırlı olmadığını unutmayalım. Büyük bir pazar var.
Batarya hücresi üretiminde devreye girmeyi kaçırmamalıyız. Hücre üretimi sermaye yoğun bir alan, ancak Türkiye'nin otomotiv ve beyaz eşya sanayisiyle oluşmuş tedarik zinciri burada ciddi bir avantaj. Net olarak, depolamayı kesinlikle yenilenebilir projelerin ayrılmaz parçası yapmalıyız. Mevcut yenilenebilir enerji santralleri ile yeni kurulması planlanan güneş ve rüzgâr santrallerinde her yatırımcıdan belirli bir oranda depolama kapasitesi taahhüdü istenmeli. Bu, tek başına kurulan devasa tesislerin şebekede yarattığı dalgalanmayı yönetmenin en ucuz yolu.
Geç kalmadan KOBİ'ler ve sanayiciler bilinçlendirilerek süreç devreye alınmalı. Sayaç arkası depolama ile dizele bağlı jeneratör bağımlılığını azaltmak, gün içinde ucuz saatte depolanan enerjiyi fabrikanın pik saatte şebekeden çektiği elektrik yerine kullanmak suretiyle faturayı düşürebilir. Rekabet güçleri artırılabilir. Burada leasing ve performans sözleşmeleriyle geliştirilecek bir finansman modeli, teknolojiyi kendi bütçesini riske atmak istemeyen işletmeler için erişilebilir kılabilir.
Bu alanda yetişmiş insan gücüne yatırım yapmalıyız. Depolamanın sadece elektrik mühendisliği değil; enerji ekonomisi, veri bilimi ve güç elektroniği disiplinlerinin kesişimi olduğuna dikkat etmeliyiz. Üniversite-sanayi iş birliğiyle kurulacak yeni Ar-Ge programları, önümüzdeki süreçte Türkiye'nin bu pazarda tüketiciden oyuncuya geçmesini sağlayacaktır.
Kısacası enerji depolama, yeşil dönüşümün pazar günü projesi olmaktan çıkıp elektrik sisteminin bel kemiği olmaya aday.
Elektriği şişeye koyan taraf kazanacak.