Gerçeği kaybettiğimiz gün, sadece doğru haberi değil; birbirimize duyduğumuz güveni de kaybederiz.
Dezenformasyon
Bugün size “Hangi habere inandınız?” diye sormayacağım.
Daha zor bir soru soracağım.
En son kime, neye güvendiniz?
Çünkü artık çağımızın en büyük sorunu bilgi eksikliği değil; bilgi fazlalığı.
Telefonumuzun ekranına her gün yüzlerce haber, video, yorum ve paylaşım düşüyor. Birkaç saniye içinde öfkeleniyor, seviniyor, üzülüyor, tepki veriyor, hatta kararlarımızı değiştiriyoruz.
Sonra bir bakıyoruz…
Paylaştığımız görüntü başka bir ülkeye aitmiş!
İnandığımız açıklama hiç yapılmamış!
Öfkelendiğimiz olayın tarihi yıllar öncesine aitmiş!
Ama iş işten geçmiş oluyor.
Çünkü dezenformasyonun en büyük başarısı, yalan söylemesi değildir. İnsanlara gerçeği sorgulayacak zamanı bırakmamasıdır..
Eskiden yanlış bilgi kulaktan kulağa yayılırdı. Bugün ise algoritmaların omzunda milyonlara ulaşıyor.
Üstelik artık sadece haberi değil; fotoğrafı, sesi ve videoyu da sorgulamak zorundayız. Yapay zeka sayesinde birkaç dakikada hiç söylenmemiş bir cümle söylenmiş gibi gösterilebiliyor, hiç yaşanmamış bir olay yaşanmış gibi servis edilebiliyor.
Asıl tehlike ise burada başlıyor.
Çünkü bir toplum gerçeği kaybettiğinde, sadece doğru bilgiyi değil; birbirine olan güvenini de kaybeder.
Şüphe normaldir.
Ama herkesin herkese, her şeye ve her bilgiye güvenmediği bir yerde ortak akıl da yaşayamaz.
Gazetecilik tam da bu yüzden önemlidir.
Gazetecinin görevi ilk veren olmak değildir. Doğruyu veren olmaktır.
Evet, bazen doğrunun gelmesi birkaç dakika daha uzun sürer.
Ama gerçeğin, hızla değil; sağlamlıkla bir değeri vardır.
Bir haberi alıp paylaşmadan önce gerçekten emin miyim?
Yoksa sadece inanmak istediğim için mi inanıyorum?
Çünkü dezenformasyon yalnızca yanlış bilgi üretmez.Düşünmeyi de tembelleştirir.
Ve düşünmeyi bırakan toplumlar, gerçeği başkalarının tarif etmesine razı olur.
Gerçek hâlâ en değerli haber
Bugün bilgiye ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay.
Ama gerçeğe ulaşmak…
Belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar zor olmamıştı.
İşte tam da bu yüzden bugün en büyük tehditlerden biri dezenformasyon.
Otuz yıllık meslek hayatım boyunca mikrofonun başında da oldum, sahada da… Bir haberin peşinden koşarken şunu hiç unutmadım: Gazetecilikte hem hızlı olmak hem de doğru kalabilmek zorundasın.
Gerçeğin izini sürerken gösterilen özen, titizlikle hazırlanan haberin her satırına siniyor. O samimiyet sadece haberi hazırlayanın içinde kalmıyor; ekrandan izleyiciye, satırlardan okuyucuya geçiyor.
İnsanlar zamanla sadece haberi değil, haberi sunan anlayışı da takip etmeye başlıyor.
Kime güveneceğine karar veriyor.
İşte o güven, yıllar içinde oluşuyor. Takipçi sayılarında, izlenme oranlarında, yapılan yorumlarda ve en önemlisi, insanların “Bu haberi buradan okuyayım, burası yanılmaz, doğrulamadan yayınlamaz.” diyebilmesinde karşılığını buluyor.
Bu yüzden gazeteciliğin değeri azalmak bir yana, her geçen gün daha da artıyor.
Çünkü teknoloji bilgiyi çoğaltabilir.
Ama güveni çoğaltamaz.
Güveni hâlâ insanlar inşa eder.
Ve gazetecilik, bütün değişen teknolojilere rağmen, hâlâ en çok güven üzerine kurulu bir meslek olmaya devam ediyor.