İnsan bedeni aslında gündüze göre yazılmış bir şiirdir. Kaslar, hormonlar, eklemler ve sinir sistemi; güneşle birlikte uyanmak, karanlıkta ise yavaşlamak ister. Ama modern hayat bazen bu şiirin ritmini değiştirir.
Gece çalışan insanların bedeninde zaman biraz farklı akar.
Şehir uyurken bir fabrikanın floresan ışıkları altında ayakta duran işçi, acil serviste sabaha kadar koşturan doktor, hemşire, direksiyon başında kilometreleri yutan otobüs şoförü ya da güvenlik kulübesinde sessizce sabahı bekleyen görevli… Hepsinin ortak bir dili vardır: Omuzlarda biriken yük, bele çöken ağırlık ve sabaha doğru derinleşen yorgunluk.
Gece çalışanlarda kas-iskelet sistemi ağrılarının daha sık görülmesinin nedeni de biraz budur: bedenin biyolojik senfonisi ile yaşamın zorunlulukları arasındaki uyumsuzluk.
Özellikle uzun süre aynı pozisyonda kalmak, düşük ışıkta çalışmak, hareketsizlik, yanlış ergonomi ve uykusuzluk; boyun, sırt ve bel bölgesinde sessiz bir gerilim oluşturur. Gece ilerledikçe kasların dayanıklılığı azalır. Omurga çevresindeki destek kasları yorulur. Duruş bozulur. İnsan fark etmeden başını öne uzatır, omuzlarını düşürür, belini kilitler. Ve ağrı, çoğu zaman yüksek sesle değil; yavaşça yaklaşan bir misafir gibi gelir.
Gece çalışan insan yalnızca iş yükünü taşımaz; bazen uykusunu, bazen özlemini, bazen de sessizliğini taşır. Direksiyon başında geçirilen uzun saatler, sürekli ayakta çalışma ya da bilgisayar karşısında hareketsiz kalma; bel çevresindeki kaslarda dolaşımı azaltır. Boyun ağrıları ise çoğu zaman ekranlara eğilmiş yorgun başların hikâyesidir.
Peki korunmak mümkün mü?
Evet. Beden hâlâ kendini iyileştirmeyi bilen kadim bir organizma.
Öncelikle küçük hareket molaları büyük fark yaratır. Her 30-40 dakikada bir omuzları geriye almak, birkaç dakika yürümek, boynu hafifçe hareket ettirmek; kasların yeniden nefes almasını sağlar. İnsan bazen yalnızca yer değiştirdiğinde bile ağrının azaldığını fark eder.
Gece çalışanların çoğu susuz kaldığını da fark etmez. Oysa kas dokusu suyu sever. Yetersiz sıvı alımı kas yorgunluğunu artırabilir. Kafein ise ölçülü olmalıdır; çünkü bazen insanı ayakta tutarken uykunun kalitesini çalar.
Ve belki en önemlisi: uyku hijyeni. Gece çalışan biri için gündüz uykusu lüks değil, biyolojik tedavidir. Sessiz, karanlık ve mümkünse serin bir odada uyumak; bedenin toparlanması için gereklidir. Telefon ekranlarının mavi ışığı, düzensiz uyku saatleri ve parçalanmış dinlenme; ertesi gece ağrıyı daha görünür hale getirir.
Gece vardiyalarında çalışan insanlar sosyal hayattan uzaklaşabilir, yalnız hissedebilir, ritim kaybı yaşayabilir. Bu nedenle müzik, nefes egzersizleri, hafif yürüyüşler ve ritmik hareketler yalnızca psikolojiye değil; kas sistemine de iyi gelir. Çünkü beden ritmi sever. Kalp gibi, nefes gibi, adım gibi…
Gece çalışan insanlar hayatın görünmeyen omurgasıdır. Şehir sabah uyandığında ekmek çoktan fırından çıkmış, yollar çoktan açılmış, hastalar çoktan görülmüş olur.
Bu yüzden onların beden sağlığı yalnızca bireysel değil, toplumsal bir meseledir.
Çünkü bazen bir toplumun sağlığı, geceleri ayakta kalan insanların omuzlarında taşınır.
Gece çalışanlarına teşekkür ve saygı ile…
Dr. Şerafettin Özdoğan
@drserafettinozdogan