Sevgili okuyucularım,
Hayatın telaşı içinde hepimizin diline dolanan cümleler vardır:
“Bir ara uğrarım.”
“En kısa zamanda görüşelim.”
“İşler biraz düzelsin, uzun uzun otururuz.”
Ne yazık ki hayat, bizim ertelediğimiz kadar uzun olmayabiliyor.
Son günlerde bunu çok daha derinden hissediyorum. İnsan bazen sevdiklerinin yanında geçirdiği birkaç saatin, yıllarca peşinden koştuğu birçok şeyden daha kıymetli olduğunu geç fark ediyor. Oysa en değerli anılar; büyük organizasyonlarda değil, aynı sofrada içilen bir çayda, edilen bir sohbette, sıcacık bir sarılmada saklı.
Aile…
İnsanın hayata ilk tutunduğu yer.
İlk sevgiyi, ilk güveni, ilk merhameti çoğumuz ailemizde öğreniyoruz. Elbette her ailenin hikâyesi aynı değil. Kimi çok şanslı, kimi ise hayatın yükünü daha küçük yaşlarda omuzlamak zorunda kalıyor.
Peki her şey kan bağı mıdır?
Bence değil…
Kan bağı insana bir akrabalık verir ama gerçek yakınlığı her zaman oluşturmaz.
Hayat bazen bize öyle insanlar çıkarır ki, hiçbir akrabalığımız yoktur ama en zor günümüzde yanımızda ilk onlar olur. Sevinçlerimizi bizden daha çok kutlar, düştüğümüzde elimizden sessizce tutarlar.
İşte ben buna dostluk diyorum.
Gerçek dostluk; menfaatin bittiği yerde başlayan, vefayla büyüyen çok özel bir bağdır.
Bugün yüzlerce kişiyi tanıyor olabiliriz. Sosyal medyada binlerce takipçimiz olabilir. Ama gerçekten “İyi değilim.” dediğimizde yanımıza gelecek kaç kişi var?
Asıl zenginlik, güvenebildiğimiz insanların varlığıdır.
Son zamanlarda kendime sık sık şu soruyu soruyorum:
Sevdiklerime yeterince vakit ayırıyor muyum?
Telefon elimizde saatlerce kalırken, annemizle on dakika sohbet etmeyi erteliyor muyuz?
Babamızın aynı hikâyeyi bir kez daha anlatmasına sabır gösterebiliyor muyuz?
Bir dostumuzu sadece hâlini hatırını sormak için arıyor muyuz?
Çünkü bazen hayat bize ikinci bir fırsat vermiyor.
Söylenmeyen güzel sözler, gidilmeyen ziyaretler ve ertelenen buluşmalar, zaman geçtikten sonra insanın içinde en ağır yüklerden biri hâline geliyor.
Ben artık şuna inanıyorum…
Hayat; sahip olduklarımız kadar değil, paylaştığımız anlar kadar güzel.
Sevdiklerimizle içtiğimiz bir kahve, birlikte çıktığımız kısa bir yürüyüş, aynı masada edilen birkaç samimi sohbet… Belki de yıllar sonra hatırlayacağımız en değerli anılar bunlar olacak.
Bu yüzden bugün sizden küçük bir ricam var.
Bu yazıyı okuduktan sonra annenizi, babanızı, kardeşinizi ya da uzun zamandır görüşemediğiniz bir dostunuzu arayın.
“Bugün seni merak ettim.” demeniz bile belki onun gününü güzelleştirecek.
Çünkü sevgi gösterildikçe çoğalır, ertelendikçe eksilir.
Ve unutmayalım…
Hayat, paylaştığımız anlar kadar güzel.
Hazır hafta sonu yaklaşırken sizlere küçük bir önerim de olsun. Sevdiklerinizle sadece aynı evi paylaşmayın; aynı anıları da biriktirin. Bir konsere gidin, bir sergiyi birlikte gezin, bir tiyatroda aynı duyguyu paylaşın. Çünkü yıllar sonra hatırlayacağımız şeyler satın aldıklarımız değil, birlikte yaşadığımız anlardır.
Bu hafta ben olsam…
🎭 İzmir’de Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’nde ziyaretçilerini ağırlayan sergileri gezer, akşam ise Kültürpark Açıkhava Tiyatrosu’ndaki Mustafa Sandal konserine giderdim. Ardından Kordon’da sevdiklerimle uzun bir yürüyüş yapıp güzel bir yaz akşamının tadını çıkarırdım.
🎭 İstanbul’da“Bir Baba Hamlet” tiyatro oyununu izlemeyi ya da Yıldız Tilbe konserinde keyifli bir akşam geçirmeyi tercih ederdim. Sanatın ve müziğin aynı şehirde bu kadar iç içe olması gerçekten büyük bir şans.
🎭 Ankara’daCSO Ada Ankara’da düzenlenen konser programlarını takip eder, ardından CerModern’deki güncel sergileri gezerdim. Birkaç saatliğine bile olsa sanatın insanın ruhunu dinlendirdiğine inanıyorum.
🎭 Antalya’da ise tarihi Kaleiçi sokaklarında sevdiklerimle yürüyüş yapar, akşamı canlı müzik programlarından biriyle taçlandırırdım. Yaz akşamlarının en güzel yaşandığı şehirlerden biri olduğunu düşünüyorum.
Hayat bazen bize yeni başlangıçlar sunar, bazen de elimizdekilerin değerini hatırlatır. Ben ikinciyi unutmamayı seçiyorum.
Haftaya yeniden buluşmak dileğiyle…