Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Hayatın en büyük mucizesi

Hayatın en büyük mucizesi
Paylaş:
N

Sevgili okuyucularım,

Bazen hayatın bize verdiği en büyük nimetleri, elimizde olduğu için fark etmiyoruz.

Yeni bir kıyafet istiyoruz… Oysa dünyanın bir yerinde bir çocuk, üzerine giyecek temiz bir kıyafet bulamıyor.

Yemeği beğenmiyoruz… Bir başka yerde bir insan, bugün ne yiyeceğini düşünüyor.

Okula gitmek istemiyoruz… Bir çocuk kilometrelerce yolu yürüyerek okuyabilmek için mücadele ediyor.

Gözümüzün rengini beğenmiyoruz… Görmenin kendisinin bir mucize olduğunu unutuyoruz.

Saçımızı beğenmiyoruz… Başında saç olmayan bir insanın aynaya baktığında hissettiklerini hiç düşünmüyoruz.

Aslında mesele kıyafet değil, yemek değil, okul değil, saç değil, göz değil.

Mesele şu:

Biz bize verilmiş olanın kıymetini ne kadar biliyoruz?

Hayat bize o kadar çok şeyi sessizce veriyor ki… Biz ancak bir kısmını kaybettiğimizde onların ne büyük nimet olduğunu anlıyoruz.

Ben bunu hayatımın en ağır dönemlerinden birinde çok sert öğrendim.

Annemin hastalığı ve ardından vefatı bana hayatın ne kadar kısa olduğunu başka hiçbir şeyin öğretemeyeceği kadar öğretti.

İnsan bazı şeyleri yaşayarak öğreniyor.

Bazı aydınlanmalar kitap okuyarak gelmiyor.
Bazıları bir cümleyle gelmiyor.
Bazıları insanın hayatını ikiye bölüyor.

Öncesi ve sonrası.

Benim için de annemin vefatı böyle bir dönüm noktası oldu.

Bir anda şunu daha net görmeye başladım:

Biz gerçekten neyin peşindeyiz?

Daha güzel bir ev mi?
Daha iyi bir araba mı?
Daha fazla para mı?
Daha çok tanınmak mı?
Daha güzel görünmek mi?

Elbette bunların hepsi hayatın içinde olabilir. İnsan ister, çalışır, kazanır. Ben de isterim.

Ama bütün bunların üzerinde başka bir şey var:

Yanımızdaki insanın kıymetini bilmek.

Çünkü hayatın en büyük yanılgılarından biri de insanları hep orada sanmak.

“Nasıl olsa annem var.”

“Nasıl olsa babam var.”

“Nasıl olsa kardeşim var.”

“Nasıl olsa sevdiğim insan beni bekliyor.”

“Nasıl olsa yarın konuşuruz.”

Hayır.

Her zaman yarın olmuyor.

Bunu çok ağır bir şekilde öğrendim.

İlişkilerde de aynı şey geçerli

Hayatınıza bir insanı alıyorsanız, kadın ya da erkek fark etmez, onun da bir annenin evladı olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Bir insanı hayatınıza sokup sonra onu sıradanlaştırmak bana çok yanlış geliyor.

Çünkü bir zamanlar o insanın annesi onu büyüttü.
Birileri onun hastalandığında başında bekledi.
Birileri onun ilk adımını, ilk kelimesini, ilk korkusunu gördü.

Ve siz bir gün o insanın hayatına giriyorsunuz.

O halde birbirimize biraz daha özenli davranmak zorundayız.

İlişkiler sadece “beni seviyor musun?” sorusundan ibaret değil.

“Sana iyi geliyor muyum?”

“Zor gününde yanında mıyım?”

“Ailene saygı duyuyor muyum?”

“Senin mutluluğunu kendi mutluluğum kadar önemsiyor muyum?”

Asıl mesele bunlar.

Çünkü bir insan size değer veriyor olabilir ama sizin hayatınızdaki insanlara, özellikle ailenize karşı tamamen duyarsızsa, orada ilişkinin tamamını yeniden düşünmek gerekir.

Ben sevgiyi biraz daha büyük düşünüyorum.

Bir insanı seviyorsanız sadece o insanı değil, onun hayatını da önemsemelisiniz.

Annesini…
Babasını…
Kardeşini…
Sevdiklerini…

Çünkü evlilik dediğimiz şey iki insanın yalnızca aynı eve girmesi değildir.

İki hayatın birleşmesidir.

Ve bir noktadan sonra “ben” kelimesinin yerini “biz” almalıdır.

Benim param, benim hayatım, benim kararım, benim ailem demek yerine;

bizim hayatımız, bizim kararımız, bizim ailemiz diyebilmek gerekir.

Kolay mı?

Hayır.

İlişki yaşamak kolay değil.
Evlilik hiç kolay değil.

Ama çok güzel.

Bir insanla aynı hayatın içinde yürümek, onun hastalığında yanında olmak, sevincinde onunla gülmek, aileleri bir araya getirmek, aynı sofraya oturmak, aynı gelecek için emek vermek…

Bence hayatın en güzel taraflarından biri.

Bu yüzden seviyorsanız çok fazla uzatmayın.

Birbirinizi gerçekten seviyor, birbirinize iyi geliyor ve aynı hayatı kurmak istiyorsanız ailelerle el ele verin.

Çünkü hayat sandığımız kadar uzun değil.

Bunu artık romantik bir cümle olarak söylemiyorum.

Bunu yaşayarak söylüyorum.

Ben annemi kaybettikten sonra bazı şeylerin ne kadar gereksiz olduğunu, bazı şeylerin ise ne kadar kıymetli olduğunu çok daha net gördüm.

Ve şimdi kendime sık sık şunu soruyorum:

“Bugün hayatımdaki insanların kıymetini yeterince bildim mi?”

Bence hepimiz bunu sormalıyız.

Çünkü iyi insanları da kötü insanları da en çok kötü gününüzde tanırsınız.

Hastalandığınızda kim yanınızda?

Ailenizden biri zor bir dönem geçirirken kim gerçekten elini taşın altına koyuyor?

Siz ağlamamak için güçlü dururken kim gözünüzün içine bakıp “Ben buradayım” diyebiliyor?

İşte gerçek bağ orada belli oluyor.

İnsanların güzel gününüzde yanınızda olması çok kolay.

Düğünde herkes yanınızdadır.

Başarıda herkes sizi alkışlar.

Mutlulukta herkes sizinle fotoğraf çektirir.

Ama hastanede…

Cenazede…

Bir telefonun ucunda ağlarken…

Hayatınız darmadağın olmuşken…

İşte o zaman kim olduğunuzu ve yanınızdaki insanların kim olduğunu görürsünüz.

Ve bir şeyi de lütfen unutmayın:

Siz de değerlisiniz.

Bir insan sizi sürekli değersiz hissettiriyorsa, sevginizi küçümsüyorsa, ailenizi yok sayıyorsa, zor gününüzde ortadan kayboluyorsa sırf yalnız kalmamak için kendinizden vazgeçmeyin.

Hayat kısa.

İnsan bir gün dönüp arkasına baktığında “Keşke daha çok sevseydim” demekten çok, “Keşke sevdiğim insanların kıymetini zamanında bilseydim” dememeli.

Ben bugün size mucizeden bahsetmek istiyorum.

Çünkü mucize bazen gökten gelen bir şey değil.

Mucize;

sabah gözünüzü açtığınızda annenizin hayatta olmasıdır.

Babanızın sesini duymaktır.

Sağlıklı bir şekilde yürüyebilmektir.

Bir sofraya oturabilmektir.

Sevdiğiniz insanın elini tutabilmektir.

Bir çocuğun size sarılmasıdır.

Bir dostun gecenin bir saatinde telefonunuzu açmasıdır.

Bir insanın hastalığınızda kapınıza gelmesidir.

Ve belki de en büyük mucize…

Bütün yaşadıklarınıza rağmen hâlâ hayata devam edebiliyor olmaktır.

Ben annemin vefatından sonra bir aydınlanma yaşadım.

Dilerim bu aydınlanmayı yaşamak için hepimizin büyük bir kayıp yaşaması gerekmez.

Dilerim siz daha anneniz hayattayken sarılırsınız.

Babanız hayattayken elini tutarsınız.

Sevdiğiniz insan yanınızdayken ona değer verirsiniz.

Aileniz sofradayken telefonunuzu bir kenara bırakırsınız.

Ve sahip olduğunuz hayatın, başkasının hayali olabileceğini hatırlarsınız.

Çünkü bazen sahip olduğumuz şeyleri mucize olarak görmüyoruz.

Ta ki kaybedene kadar.

Ben artık kaybetmeden kıymet bilmek istiyorum.

Siz de öyle yapın.

Seviyorsanız söyleyin.

Özlediyseniz arayın.

Değer veriyorsanız gösterin.

Evlenmek istiyorsanız ertelemeyin.

Ailenizle daha fazla vakit geçirmek istiyorsanız “yarın” demeyin.

Çünkü hayatın bize verdiği en büyük ders şu:

Bazı insanlar bir daha gelmiyor. Bazı günler bir daha yaşanmıyor. Bazı sarılmaların tekrarı olmuyor.

Ve insanın elinde sonunda sadece yaşadıkları kalıyor.

Ben Ayça Kuru.

Zarafet, imaj ve iletişim uzmanı.

Asaletle kalın.

İletişim: 0554 280 44 84
E-posta: aycakuruakademi@gmail.com
Instagram: @aycakuruakademi | @aycakurutv | @aycakurumedyaokulu

Haftanın Etkinlikleri

İSTANBUL

ANKARA

  • 16 Eylül: Fire &Whisper – ATO Congresium
  • 18 Eylül: Baba – MEB Şura Salonu
  • 18 Eylül: Murat Boz – Oran Açık Hava Sahnesi
  • 19 Eylül: Madrigal – Jolly Joker Ankara
  • 20 Eylül: Mahsun Kırmızıgül – Oran Açık Hava Sahnesi (goankara.com.tr)

İZMİR

  • 15 Eylül: Nilüfer – Senfonik Geceler
  • 16 Eylül: An Epic Symphony& Özcan Deniz
  • 17 Eylül: Don Quixote (Don Kişot)
  • 18 Eylül: GAROU – The Best Of
  • 19 Eylül: Zülfü Livaneli & Maria Farantouri
  • 19 Eylül: Ziynet Sali (Partie)

ANTALYA

  • 16 Eylül: Haluk Levent
  • 17 Eylül: Fazıl Say Jazz Quintet
  • 18 Eylül: Cem Adrian
  • 19 Eylül: Murat Karahan – Sezen Aksu Şarkıları
  • 20 Eylül: Motive (now antalya)

 

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı