Sevgili okuyucularım,
Hayatımız boyunca bazı insanları kaybetmemek için ne kadar çok şey yaptığımızı hiç düşündünüz mü? Bazen susuyoruz, bazen kırıldığımız halde belli etmiyoruz, bazen bize yapılanı görmezden geliyoruz. Sırf karşımızdaki gitmesin diye kendi doğrularımızdan, isteklerimizden, hatta bazen kişiliğimizden bile vazgeçiyoruz. Sonra bir gün aynaya baktığımızda, hayatımızda tuttuğumuz insanın hâlâ yanımızda olduğunu ama kendimizin eskisi kadar orada olmadığını fark ediyoruz.
Asıl kayıp belki de tam burada başlıyor.
Bir insanı hayatımızda tutmak için kendimizden sürekli ödün verdiğimizde bunun adı fedakârlık olmaktan çıkıyor. Çünkü fedakârlık karşılıklı anlayışın olduğu yerde güzeldir. Sürekli bir tarafın verdiği, diğer tarafın aldığı ilişkiler ise zamanla insanı yorar. Üstelik insan çoğu zaman yorulduğunu bile kabul etmez. Çünkü kaybetmekten korkar.
Bir sevgiliyi kaybetmekten korkarız. Bir arkadaşımızı kaybetmekten korkarız. Ailemizinin bizi yanlış anlamasından korkarız. İş yerinde dışlanmaktan, çevremizin bizi eleştirmesinden korkarız. O kadar çok şeyi kaybetmekten korkarız ki bir süre sonra kendimizi kaybettiğimizi fark etmeyiz.
Oysa hayatımızdaki herkesin bizi sevmesi mümkün değil. Herkesin bizi anlaması da mümkün değil. Herkesin bizimle aynı fikirde olması hiç mümkün değil. İnsan ilişkilerinin en temel gerçeği bu. Buna rağmen çoğumuz kabul görmek uğruna kendimizi sürekli yeniden şekillendiriyoruz.
Bir bakıyorsunuz, eskiden asla kabul etmeyeceğiniz davranışları kabul ediyorsunuz. Eskiden söyleyeceğiniz şeyleri söylememeye başlıyorsunuz. Rahatsız olduğunuz halde “boş ver” diyorsunuz. Kırıldığınız halde gülümsüyorsunuz. Bir süre sonra çevrenizdeki insanlar sizin sınırlarınızı değil, sınırınız olmadığını öğreniyor.
İşte burada zarafet ile taviz arasındaki farkı iyi bilmek gerekiyor.
Zarif olmak, her şeye katlanmak değildir. Kibar olmak, kendini ezdirmek değildir. Anlayışlı olmak, sürekli anlayan taraf olmak hiç değildir.
Bence gerçek zarafet, gerektiğinde “Hayır” diyebilmektir. Kırmadan sınır koyabilmektir. Kendini anlatırken karşısındaki insanı aşağılamamaktır. Ama aynı zamanda kendisine yapılan saygısızlığı da normalleştirmemektir.
Çünkü insanın kendisine gösterdiği saygı, çevresine verdiği en önemli mesajlardan biridir.
Bazen “Ben böyleyim” demek yerine “Beni böyle kabul etsinler” diye kendimizi değiştiriyoruz. Bir ilişkinin devam etmesi için karakterimizden, alışkanlıklarımızdan, hayallerimizden vazgeçiyoruz. Sonra ilişki devam ediyor ama biz o ilişkinin içinde kendimizi bulamıyoruz.
Bunun adı birliktelik değil, kendinden uzaklaşmaktır.
Arkadaşlıklarda da durum farklı değil. Yıllardır hayatımızda olan bir insanı kaybetmemek için bazı davranışlarını görmezden gelebiliyoruz. “O da böyle” deyip geçiyoruz. Oysa yıllardır hayatımızda olması, bize istediği gibi davranabileceği anlamına gelmez. Geçmiş, geleceğin sınırsız kredisi değildir.
Aile içinde de aynı şeyi görüyoruz. “Aman annem üzülmesin”, “Babam yanlış anlamasın”, “Kardeşim kırılmasın” derken kendi hayatımızı başkalarının beklentilerine göre yaşamaya başlayabiliyoruz. Elbette ailemizi düşünmek önemli. Ama yetişkin bir insanın hayatındaki bütün kararları başkalarının beklentileriyle vermesi de sağlıklı değil.
İş hayatında ise bunun başka bir yüzü var. Beğenilmek, takdir edilmek, kabul görmek için olduğumuzdan daha farklı davranıyoruz. Her işe “evet” diyoruz. Her talebi yerine getiriyoruz. Her haksızlıkta susuyoruz. Sonra da neden bu kadar yorulduğumuzu düşünüyoruz.
Çünkü insan sadece yaptığı işten yorulmaz. Kendisi gibi davranamadığı ortamlarda da yorulur.
Bazen hayatımızdan birilerini çıkarmak zorunda kalabiliriz. Bu, kötü insan olduğumuz anlamına gelmez. Bazen sadece aynı yolda yürümeyi bırakmışızdır. Bazen değerlerimiz değişmiştir. Bazen bir ilişki bizi büyütmek yerine küçültmeye başlamıştır.
Ve bazı vedalar başarısızlık değildir.
Bazı vedalar insanın kendisine geri dönüşüdür.
Hayatım boyunca öğrendiğim en önemli şeylerden biri şu oldu: İnsanları kaybetmemek için kendinizden vazgeçmeyin. Çünkü sizi gerçekten seven, sizin kendiniz olmanızdan rahatsız olmaz. Sınırlarınıza saygı duyar. Fikrinize katılmasa bile sizi küçümsemez. Hayır dediğinizde sizi cezalandırmaz. Kendi hayatınızı yaşamanızdan korkmaz.
Bir insanın hayatınızda kalması için sürekli kendinizi ispatlamak zorunda kalıyorsanız, belki de asıl sormanız gereken soru “Onu nasıl kaybetmem?” değildir.
“Ben bu insanı kaybetmemek için kendimden ne kadar vazgeçiyorum?” olmalıdır.
Bu sorunun cevabı bazen çok şey anlatır.
Belki de artık bazı insanları kaybetmekten değil, kendimizi kaybetmekten korkmanın zamanı geldi.
Çünkü hayatımıza giren herkes bizimle aynı yolu yürümek zorunda değil. Bazıları bize bir şey öğretmek için gelir, bazıları bizi büyütür, bazıları ise neyi asla kabul etmememiz gerektiğini gösterir.
Hepsinin bir anlamı vardır.
Ama hiçbir insan, kendi hayatımızdan vazgeçecek kadar değerli değildir.
Bu hafta kendinize küçük bir iyilik yapın. Hayatınızdaki insanları tek tek düşünün ve kendinize şu soruyu sorun:
“Bu ilişkinin içinde ben hâlâ kendim miyim?”
Cevabınız evetse ne güzel.
Değilse, belki de değişmesi gereken karşınızdaki insan değil, sizin kendinize verdiğiniz değerdir.
Unutmayın; insanları kaybetmek hayatın bir parçasıdır. Kendini kaybetmek ise ödemememiz gereken bir bedeldir.
Sevgiyle değil, kendinize duyduğunuz saygıyla kalın.
Ayça Kuru
Zarafet, İmaj ve İletişim Uzmanı
HAFTANIN ETKİNLİKLERİ — 7–13 EYLÜL
İSTANBUL
• Zengin Mutfağı — 8 ve 9 Eylül, 20.30, DasDas Sahne. Şener Şen'in başrolünde olduğu oyun, haftanın öne çıkan yapımlarından.
Etkinlik bilgileri: https://onedio.com/haber/bu-hafta-tiyatroya-doyacaksiniz-7-13-eylul-de-istanbul-da-sahnelenecek-10-tiyatro-oyunu-1379100
• Mutlu Aile Tablosu — 9 Eylül, 21.00, Kadıköy Belediyesi Selamiçeşme Özgürlük Parkı. Emre Kınay'ın yönettiği komedi.
Etkinlik bilgileri: https://onedio.com/haber/bu-hafta-tiyatroya-doyacaksiniz-7-13-eylul-de-istanbul-da-sahnelenecek-10-tiyatro-oyunu-1379100
• Bodyguard Musical — 11, 12 ve 13 Eylül, Zorlu PSM.
Etkinlik takvimi: https://eventbul.com/etkinlik/?category=THEATER
• Çiftler Çiftler — 11 Eylül, Altı Üstü Kabare.
Etkinlik takvimi: https://eventbul.com/etkinlik/?category=THEATER
İZMİR
• Elma Labrador Çimen — 7 Eylül, 20.30, Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu. Engin Hepileri ve Nergis Öztürk'ün rol aldığı oyun, 50 yıllık bir aşk hikâyesini hafıza ve Alzheimer ekseninde anlatıyor.
Biletix etkinlik sayfası: https://www.biletix.com/mekan/350KH/TURKIYE/tr
• Baba — 7 ve 8 Eylül, 21.00, Tepekule Kongre ve Sergi Merkezi. Haluk Bilginer'in başrolünde olduğu Florian Zeller uyarlaması.
• Gömercin Kuşları Sahnede — 10 Eylül, 20.30, Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu. Ayşe Balıbey ve Kaan Sekban.
Etkinlik sayfası: https://www.biletix.com/mekan/350KH/TURKIYE/tr
• Kanlı Nigar — 11 Eylül, 21.00, UrlaDam Ağaçlı Sahne.
ANKARA
• Bir Baba Hamlet — 8 Eylül, 21.00, Oran Açık Hava Sahnesi. Şevket Çoruh ve İlker Ayrık.
• Haybeden Gerçeküstü Aşk — 8, 10, 11 ve 13 Eylül, 20.00, Bergüzar Sahne.
• Satranç — 8 Eylül, 20.00, Ankara Yeni Sahne. Stefan Zweig uyarlaması.
• Biri, Hiçbiri, Binlercesi — 10 Eylül, 20.00, Mesafe Sahne.
• Bir İdam Mahkûmunun Son Günü — 9, 11 ve 13 Eylül.
ANTALYA
• Kara Kız – Ecem Erkek — 13 Eylül, 20.30, Türkan Şoray Kültür Merkezi. Tek kişilik, şarkılı komedi; +16.
Biletix – Kara Kız: https://www.biletix.com/performance/55AM2/001/TURKIYE/tr
• Karsu — 13 Eylül, 21.00, Antalya Açıkhava. Tiyatro değil ancak bu haftanın güçlü sahne etkinliklerinden biri.
Biletix – Karsu Antalya: https://www.biletix.com/performance/5MY11/001/DIGER/tr
İLETİŞİM
Ayça Kuru
Zarafet, İmaj ve İletişim Uzmanı
GSM: 0554 280 44 84
GSM: 0533 498 16 61
E-posta: bilgi@aycakuru.com.tr
E-posta: aycakuruakademi@gmail.com
Web: www.aycakuru.com.tr
Instagram: @aycakuruakademi