Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

İletişim-sizlik!

İletişim-sizlik!
Paylaş:
N

Hiç fark ettiniz mi?

İletişim çağının tam ortasında yaşıyoruz. Cebimizde dünyanın öbür ucuna saniyeler içinde ulaşabilen cihazlar var. Bir tuşla görüntülü konuşuyor, aynı anda onlarca kişiye mesaj gönderebiliyor, yüzlerce insanın ne yaptığını anbean takip edebiliyoruz.

Ama galiba en zor ulaştığımız şey yine insanın kendisi…

Eskiden telefon çaldığında ekranda isim yazmazdı. Kim arıyor bilmeden açardık. Belki bir dosttu, belki yanlış numaraydı, belki de hayatımızı değiştirecek bir haberdi. Merak vardı, heyecan vardı, en önemlisi de cevap verme alışkanlığı vardı.

Şimdi ise isimler görünüyor.Hatta fotoğraflar bile… Ama bu kez başka bir seçicilik başladı.

“Şimdi açmayayım.”
“Sonra dönerim.”
“Canım konuşmak istemiyor.”

Sonra…
O “sonra” çoğu zaman hiç gelmiyor.

Daha da ilginç olanı, kayıtlı olmayan numaralar…
Sanki görünmeyen biri arıyormuş gibi davranıyoruz. Telefon çalıyor, bakıyoruz ve sessizce geçmesini bekliyoruz. Oysa o numaranın arkasında belki eski bir dost, belki bir hasta, belki bir iş fırsatı, belki de sadece “Nasılsın?” diyecek biri var.

Bazen düşünüyorum…
Bir insanın sesini duyurabilmesi için önce rehberimize kayıtlı olması mı gerekiyor?
İnsan olmanın ön şartı artık telefon hafızasında yer kaplamak mı?

Teknoloji bize ulaşmayı kolaylaştırdı; birbirimize ulaşabilmeyi ise zorlaştırdı.
Üstelik yalnızca telefonlarda değil…
“Sosyal medya” adını verdiğimiz devasa dijital meydanlarda binlerce takipçimiz olabiliyor. Paylaşımlarımız yüzlerce beğeni alabiliyor. Gün boyu ekranlara dokunuyoruz ama birbirimizin hayatına dokunabiliyor muyuz?
Belki de “sosyal medya” ifadesindeki en büyük çelişki burada saklı.

Sosyalliği artırması beklenen platformlar, bazen gerçek sohbetlerin, uzun telefon konuşmalarının, kapı çalmaların ve samimi buluşmaların yerini alıyor. Kalabalıkların içinde görünür oluyoruz ama içten içe yalnızlaşıyoruz. Üstelik o kalabalıkların içinde!

Bilim de bu sessiz değişimi doğruluyor. Araştırmalar, kronik yalnızlığın kalp-damar hastalıklarından depresyona, bağışıklık sistemi sorunlarından erken ölüme kadar birçok sağlık riskini anlamlı ölçüde artırdığını gösteriyor. Bazı çalışmalarda yalnızlığın sağlık üzerindeki olumsuz etkisinin yaklaşık %40’a varan oranlarda risk artışıyla ilişkili olduğu bildiriliyor.

Demek ki yalnızlık yalnızca duygusal bir his değil; bedene de dokunan biyolojik bir yük.

Belki de bugün en çok ihtiyacımız olan şey yeni bir uygulama değil, eski bir alışkanlık…
Telefonu açmak…
Açamadıysak geri aramak…
Bir mesaj yerine bazen bir ses göndermek…

“Vaktim yok.” demeden önce karşımızdakinin belki de sadece birkaç dakikalık ilgiye ihtiyaç duyduğunu hatırlamak.

Çünkü iletişim, yalnızca bilgi alışverişi değildir; varlığımızın birbirinde karşılık bulmasıdır.

İnsan, iletişim kurdukça kendini tanır.
İletişim kurdukça yalnızlıktan uzaklaşır.
İletişim kurdukça “ben” olmaktan çıkıp “biz” olur.

İletişim çağında yaşıyoruz.
Ama iletişimsiz yaşamayalım.

İletişim sizi siz yapar; çevrenizle birlikte ise biz yapar.

Sevgi ile
Dr. Şerafettin Özdoğan

@drserafettinozdogan  

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı