"Bir millet, iki devlet" sözüyle anılan iki ülkenin, Ekim 2026'da kendini bir diplomatik atışmanın ortasında bulması kamuoyunda haklı bir şaşkınlık yarattı. Okullardaki kıyafet düzenlemesiyle başlayan tartışma, kısa sürede danışmanlar, milletvekilleri, devlet televizyonları ve parti açıklamaları üzerinden devlet katına tırmandı. Yüzeyde gördüğümüz, bir değerler çatışması. Ancak birbiriyle bu denli uyumlu iki yönetimin bu kadar kısa sürede bu kadar sert bir dile geçmesi, olup biteni yalnızca göründüğü gibi okumamızı zorlaştırıyor.
Bu yazıda savunacağım tez açık: Ekim krizi, en azından bir boyutuyla, iki başkentin ve müttefiklerinin bilgisi dâhilinde sahnelenmiş, şimdilik üstü örtülü bir rol paylaşımı olarak okunabilir. Bu ihtimali hiç masaya koymamak, kendi aklımıza haksızlık olur.
Kıvılcım: Başörtüsü Düzenlemesi
Krizin görünür nedeni, Azerbaycan'da eğitim mevzuatına "millîlik ve laiklik" ilkesinin eklenmesinin ardından okul kıyafet kurallarının sıkılaştırılmasıydı. Ekim ayıyla birlikte başörtülü öğrencilerin ve öğretmenlerin okul kapısından çevrildiğine dair haberler birbirini izledi. Bakü ise resmî metinlerde başörtüsünün adının geçmediğini, ülkede genel bir yasak bulunmadığını, meselenin yalnızca devlet okullarındaki kıyafet kurallarıyla ilgili olduğunu savundu.
Türkiye'de tepki hızlı ve yüksek perdeden geldi. Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral, çok sayıda milletvekili, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ve bazı İslamcı yazarlar Bakü yönetimini sert sözlerle eleştirdi. Bakü'nün cevabı da gecikmedi: Devlet televizyonunda doğrudan Saral'ı hedef alan yayınlar yapıldı, iktidar partisi cephesinden AKP'ye "zararlı siyasetten kaçınma" çağrısı yöneltildi. Böylece toplumsal bir hassasiyet, iki devlet arasında bir söylem düellosuna dönüştü.
Perde Arkası: Bir Rol Paylaşımı İhtimali
Asıl soru şu: Bu düello kime, neye hizmet ediyor?
Türkiye bugün başta İsrail olmak üzere bazı ülkelerle kavgalı bir görüntü veriyor. Ancak devletler, kamuoyu önünde kapattıkları kapıları çoğu zaman tamamen kilitlemez; diplomatik temas, iletişim ve ticaret için başka kanallar açık tutulur. Bu kanalın bugün Azerbaycan olduğunu düşünmek için güçlü nedenler var. Ankara ile Bakü arasında görünür bir mesafe oluşması, Azerbaycan'ın bu kanallarda daha "bağımsız" ve dolayısıyla daha inandırıcı bir aktör gibi hareket etmesini kolaylaştırır.
Bu okumaya göre Azerbaycan'a biçilen rol, bugün Türkiye'nin doğrudan yürütemediği ilişkileri dolaylı olarak sürdürmek; yarın ise barışa açık bir diyalog kapısını ve ticaret yollarını yeniden işler hâle getirmektir. Kamuoyuna yansıyan sert sözler, bu rolün sahnelenmesinin dekoru olabilir.
Koridorlar Jeopolitiği: Hindistan Hamlesi
Tabloyu tamamlayan ikinci unsur, Azerbaycan'ın Hindistan'la yakınlaşması. İki ülke arasındaki ilişkiler, Hindistan'ın Karabağ sürecinde Ermenistan'a sağladığı askerî mühimmat desteği nedeniyle uzun süredir soğuktu. Son BRICS toplantısında gözlenen yakınlaşma, bu buzların erimeye başladığını gösteriyor.
Bu yakınlaşmanın ekonomik zemini, Uluslararası Kuzey–Güney Ulaştırma Koridoru'dur (INSTC). Hindistan'ın Mumbai Limanı'ndan başlayıp İran'ın Bender Abbas ve Çabahar limanları, ardından kara ve demiryoluyla Hazar Denizi ve Azerbaycan üzerinden Rusya'ya, oradan Kuzey ve Batı Avrupa'ya uzanan bu hat, yaklaşık 7.200 kilometrelik, gemi, demiryolu ve karayolunu birleştiren çok modlu bir yük rotasıdır. Hindistan, İran ve Rusya'nın kurucusu olduğu koridora zamanla Azerbaycan, Türkiye, Ermenistan, Kazakistan, Belarus, Tacikistan, Türkmenistan ve Ukrayna gibi ülkeler de dâhil oldu; Bulgaristan da sürece katıldı. Ekim 2026'da Hindistan ve Azerbaycan yetkilileri arasında koridorun geliştirilmesine yönelik koordinasyon görüşmeleri yapıldığı bildiriliyor.
Dikkat çekici olan, bu yakınlaşmanın Azerbaycan'ın ve Türkiye'nin stratejik ortağı Pakistan'dan olumsuz bir tepki almamış olmasıdır. Bu sessizlik, Hindistan ile Pakistan arasında örtülü bir diplomatik yumuşamanın işareti olarak da okunabilir. Nitekim Çin'in Uygur bölgesindeki Kaşgar'dan başlayıp Pakistan üzerinden Arap Denizi'ndeki Gwadar Limanı'na uzanan Çin–Pakistan Ekonomik Koridoru, bölgesel istikrara muhtaçtır. Hindistan–Azerbaycan ticari iş birliği bu istikrara, dolayısıyla Hindistan–Pakistan barışına katkı sunabilir. Koridorun Pakistan üzerinden Afganistan'a uzanması ve güvenliğinin Pakistan'ın kontrolünde kalması da bölge açısından olumlu sonuçlar doğurabilir.
Kısacası Bakü, yalnızca Ankara ile değil; Delhi, İslamabad, Moskova ve Tahran ile de yeni bir denklem kuruyor. Ankara ile görünür bir mesafe, bu çok yönlü denklemde Azerbaycan'ın hareket alanını genişletiyor.
Asıl Yara: İletişim Krizi
Kriz kurgulanmış olsa bile, yönetilememiş olduğu açık. Her iki ülkenin yönetimleri, parlamentolarını ve basını yeterince bilgilendirmedi. Bilgi boşluğu, medyada bir sansür algısı yarattı; özgür habercilik ve akademi baskı altındaymış gibi bir görüntü oluştu.
Daha da kaygı verici olan, iki ülkenin stratejik araştırmacılarının, yorumcularının, ekonomistlerinin, akademisyenlerinin ve akil insanlarının üstlenmesi gereken rolü üstlenememesidir. Bu kesimin görevi, siyaset kurumlarına ve parti aktörlerine fikir üretmek, doğru bilgi akışı sağlamaktı. Oysa çoğu kendini yönetimlerle bir kavganın içinde buldu. Tartışma sosyal medya üzerinden tabana indi ve iki toplumun gündelik diline sirayet etti.
Basın ve yayından sorumlu yöneticilerin süreci sağlıklı yönetememesi ve bunun iki toplumun hafızasında bırakacağı olumsuz izi hesaplayamaması, ancak bir "akıl tutulması" olarak tanımlanabilir. Diplomaside rol paylaşımı mümkündür; ancak halkların duygusu bir sahne dekoru değildir.
Kutuplaşmanın Siyasi Getirisi
Bir boyutu daha gözden kaçırmamak gerekir. Bu tür kutuplaştırıcı tartışmalar, iç siyasette liderlerin ve kadrolarının etrafında saflaşmayı güçlendirir. Dışarıya karşı sert bir duruş, içeride birleştirici bir etki yaratır. Dolayısıyla Ankara'daki ve Bakü'deki yönetici kadroların siyasi ömrünü uzatmak da bu planın bir parçası olabilir; bu ihtimal göz ardı edilmemelidir.
Sonuç: Kardeşlik Bir Sermayedir
Ekim krizinin ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğunu zaman gösterecek. Ancak bugünden söylenebilecek bir şey var: Türkiye ile Azerbaycan arasındaki kardeşlik, iki devletin taktik hesaplarla harcayabileceği sınırsız bir hesap değildir. Diplomatik manevralar için halkların duygularını tüketen her kriz, bu sermayeden bir parça eksiltir.
İki başkentin bundan sonraki sınavı, büyük jeopolitik hesapları sürdürürken kendi toplumlarına karşı şeffaf olmaktır. Aksi hâlde bugün sahnelenen bir rol, yarın kimsenin istemediği bir gerçeğe dönüşebilir.
Berlin, 29 Ekim 2026