Zaman zaman karşımıza çıkan bir habere dikkat kesiliriz: Bir bina kendiliğinden çöktü!
Peki, bir bina gerçekten kendiliğinden çöker mi? Çökerse neden çöker?
Ortada bir deprem, heyelan, sel ya da olağanüstü bir doğa olayı yokken bir binanın çökmesi, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir durumdur. Çünkü betonun, demirin ve taşıyıcı sistemlerin bir dili vardır. Yıllarca bakımsız bırakılan, yanlış müdahalelere maruz kalan veya yapım aşamasında gerekli standartlara uyulmayan binalar, bir gün bu ihmallerin bedelini ağır şekilde ödetebilir.
Ülkemizde kendiliğinden çöken bazı binaları bir hatırlayalım, hafızamızı tazeleyelim:
Yıl 1983 – Hicret Apartmanı (Diyarbakır): 3 Ocak 1983'te Diyarbakır'ın Şehitlik semtinde bulunan 7 katlı ve 28 daireli Hicret Apartmanı, sabaha karşı kendiliğinden çöktü. 84 vatandaşımız (bazı kayıtlara göre 93) bu enkazda hayatını kaybetti. Üniversite heyetlerinin teknik inceleme raporuna göre çimento ve demir neredeyse hiç kullanılmamış, betonu bir kazma darbesiyle kolayca dağılmıştı. İlkokul mezunu bile olmayan müteahhit savunmasında, “Binayı Allah Yıktı” demişti. Binanın bulunduğu yerde şu anda Hicret Parkı vardır.
Yıl 2000 – Mersin'de bir apartman: 8 Ağustos 2000'de Mersin'in Akdeniz ilçesinde hiçbir sismik hareket yokken 43 yıllık 4 katlı betonarme bir bina kendi ağırlığını taşıyamayarak çöktü. Olayda 2 kişi hayatını kaybetti, 16 kişi yaralandı. Binada deniz kumu kullanıldığı, beton dayanımının çok düşük olduğu söylendi.
Yıl 2004 – Zümrüt Apartmanı (Konya): Türkiye'de gerçekleşen depremsiz çöküşün en büyük ikinci felaketidir. 2 Şubat 2004 günü Kurban Bayramı'nın ikinci akşamı, Konya Selçuklu'da 11 katlı Zümrüt Apartmanı yerle bir oldu. 92 kişi yaşamını yitirdi, yalnızca 30 kişi sağ kurtulabildi. Sağ kurtulanlar ve çevredekiler, binadan günlerdir çatırdama sesi geldiğini söyledi. Tamamen düşey yükler altında ezilen binanın çökme nedeni; feci nitelikteki yapım hataları, kalitesiz beton, eksik demir ve projelendirme aşamasındaki statik yetersizliklerdi.
Yıl 2007 – Huzur Apartmanı (Zeytinburnu, İstanbul): 2007 yılında hiçbir dış sarsıntı olmadan kendiliğinden çöktü. Olayda 2 kişi hayatını kaybetti. Yetkililer, binanın altındaki fırın bacasının yarattığı yüksek ısının betonarme kolonların kapasitesini zamanla düşürdüğünü açıkladı.
Yıl 2019 – Yeşilyurt Apartmanı (Kartal, İstanbul): 30 yıllık Yeşilyurt Apartmanı, 6 Şubat 2019 günü aniden çöktü, 21 kişinin yaşamını yitirdi. Projesinde 5 kat görünmesine rağmen binanın üzerine 3 kat kaçak ekleme yapıldığı ve betonunda deniz kumu kullanıldığı ortaya çıktı.
Yıl 2024 – Kartaltepe Apartmanı (Küçükçekmece, İstanbul): 2 Haziran 2024'te 3 katlı bir bina durup dururken yerle bir oldu. 1988 yapımı bu binanın deniz kumuyla inşa edildiği, tekstil atölyesi olarak kullanılan alt katlarında taşıyıcı sisteme müdahale edildiği ve üzerine sonradan kaçak kat çıkıldığı belirlendi.
Yıl 2024 – Bahçelievler'de bir apartman (Bahçelievler, İstanbul): 27 Haziran 2024'te Bahçelievler Zafer Mahallesi Yadigâr Sokak'ta bulunan 7 katlı 44 yıllık bir bina hiçbir sarsıntı olmadan dakikalar içinde çöktü. Bina sakinlerinin sabah saatlerinde çatırtı seslerini fark edip binayı zamanında tahliye etmesi sayesinde ölen veya yaralanan olmadı. Yapılan incelemede binanın 3 katının tamamen kaçak olduğu, yapının 1980 yılında 4 katlı olarak ruhsatlandırıldığı ancak 1994 yılında üzerine 3 kaçak kat daha eklenerek 7 kata çıkarıldığı anlaşıldı.
Yıl 2026 – Kardeşler Apartmanı (Maltepe, İstanbul): 8 Ekim 2026'da Cevizli Mahallesi'nde 7 katlı bir binanın alt 3 katı kendi ağırlığı altında ezilerek çöktü. 5 kişi hayatını kaybetti. 1987 yapımı olan binada, yapı kullanma izin belgesi (iskân) alındıktan sonrasında üzerine 2 katının kaçak çıkıldığı, zemin katındaki tekstil atölyesinde kolon yetersizliği/kesilmesi şüpheleri olduğu ve yıllar içinde donatıların tamamen korozyona uğradığı raporlandı.
Peki, bu binalar neden çöküyor?
Bunun tek bir cevabı yok. Mühendislik hizmetinden yoksun, yönetmeliklere ve standartlarla uygun olmayan proje ve imalatlar, kalitesiz malzeme kullanımı, kaçak katlar, sonradan ilaveler, taşıyıcı kolon ve kirişlere müdahale edilmesi, bakımsızlık ve yetersiz denetim bu nedenler arasında sayılabilir.
Kaçak kat eklenmesi, kolonların, kirişlerin, betonarme perdelerin kesilmesi veya delinmesi gibi taşıyıcı sisteme sonradan müdahalelere kesinlikle izin verilmemelidir. Sonuçta yalnızca müdahaleyi yapanların değil, tüm binada yaşayanların can güvenliği söz konusudur.
Betonarme ve özellikle taşıma gücü teorisi alanındaki çalışmaları ile dünyaca ünlü Alman bilim adamı Hubert Rüsch, betonun sabit bir yük altında zamanla plastik deformasyona (sünme, ezilme) uğradığını belirtmiştir. Günümüzde yönetmeliklerde beton hesap dayanımı formüle edilirken kullanılan 0,85 katsayısı doğrudan Rüsch'ün bulduğu bu zamana bağlı krep ve sürekli yük etkisini kompanse etmek içindir.
Sonuçta kolon, kiriş, betonarme perde gibi taşıyıcı elemanların kapasiteleri, üzerine gelen yükleri belli bir emniyet katsayısı ile taşıyacak şekilde hesaplanarak binalar tasarlanır. Bir betonarme kolon üzerine gelen yükü en az 1,3 gibi bir emniyet katsayısı ile taşıyacak şekilde tasarlanmalıdır. Aksi takdirde, o kolonda zaman içinde sünme (ezilme) olur ve yükü taşıyamaz hâle gelir. Kaldı ki eğer siz 4 kata göre hesaplayıp taşıyıcı sisteminin boyutlandırdığınız bir binayı yerinde üzerine 3 kaçak kat ekleyip inşa etmişseniz, taşıyıcı elemanlar üzerine gelen yükleri elbette ki emniyetli taşıyamayacak ve zaman içerisinde ezilip bina göçme aşamasına gelecektir.
Betonarme elemanlardaki donatıların zaman içerisinde ileri derecede paslanıp kesitlerinin küçülmesi de yine kapasite kaybı ve yüklerin emniyetli taşınamamasının önemli sebeplerindendir.
Günün moda terimi: “Yorgun Bina”
Yorgun bina terimi bu günlerde moda oldu, herkesin dilinde! “50 yıllık bina, artık yorgun, elbette yıkılır.” gibi ifadeler ortalıkta dolanıp duruyor. O zaman şunu sormak gerekiyor: 100 yılı aşkın süredir sapasağlam duran betonarme binalar var, onlar niçin yorulmadı da 50 yıllık bina yoruldu? Sen üzerine kaçak 3 kat ekle, kolonunu kes, perdesini del, sonra da bina yorgundu, ne yapalım de! O bina yorulur tabii kardeşim.
Binalarda belki statik anlamda yorulmadan bahsedilebilir. O da yukarıda bahsettiğim gibi, kaçak kat eklenerek kapasitesinin üzerinde yük yüklenmiş, kolonu kesilmiş, bakımsız binalar zaman içinde adeta yorulur, ezilip yükü taşıyamaz hâle gelir ve çöker.
Periyodik Denetim Zorunluluğu
Türkiye artık binalar çöktükten sonra sorumlu arayan değil, binalar çökmeden önce önlem alan bir anlayışı benimsemek zorundadır. Binalar sadece yapım aşamasında değil, inşa edildikten sonra da periyodik olarak sıkı bir şekilde denetlenmelidir. İçerisinde yüzlerce insanın yaşadığı, canımızı, ailemizi, çocuklarımızı, en sevdiklerimizi barındıran binalarımız, 2-3 kişinin bindiği otomobillerden ve asansörlerden daha az mı değerli? Otomobillere ve asansörlere uygulanan muayene ve denetim zorunluluğu binalara da uygulanmalı. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımız bu konunun önemine binaen bir mevzuat taslağı üzerinde çalışma yaptığını duyuyoruz. Umarım bu mevzuat en kısa zamanda yayımlanır ve yapılarda periyodik denetim zorunlu hâle gelir. Böylelikle binalarda sonradan müdahaleler ve bakımsızlıktan kaynaklı sorunların önüne önemli ölçüde geçilmiş olur.