Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Kore'den Anadolu'ya Uzanan Dostluk: Erdoğan'ın Seul Ziyareti ve Türk-Kore İlişkilerinde Yeni Dönem

Kore'den Anadolu'ya Uzanan Dostluk: Erdoğan'ın Seul Ziyareti ve Türk-Kore İlişkilerinde Yeni Dönem
Paylaş:
N

Türk-Kore ilişkilerinin Kore Savaşı'nda şekillenen tarihsel temelleri, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Seul ziyaretiyle enerji, savunma sanayii, teknoloji ve stratejik ortaklık alanlarında yeni bir boyut kazanıyor. Ancak asıl mesele, iki ülke arasındaki güçlü dostluk bağlarının sürdürülebilir ekonomik ve teknolojik kazanımlara ne ölçüde dönüşebileceğidir.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 1-4 Kasım 2026 tarihlerini kapsayan Güney Kore ziyareti, Türkiye'nin Asya politikasının ve iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın geleceği açısından dikkat çekici gelişmelere sahne oldu. Güney Kore Devlet Başkanı Lee JaeMyung'un daveti üzerine gerçekleştirilen ziyaret, yalnızca diplomatik ilişkilerin geliştirilmesini değil, kökleri Kore Savaşı'na uzanan tarihsel dostluğun yeni küresel şartlar altında yeniden anlamlandırılmasını da gündeme taşıdı.

Erdoğan'ın sekiz yıl aradan sonra gerçekleştirdiği ziyaretin ilk üç gününde ortaya çıkan tablo, Ankara ile Seul arasındaki ilişkilerin geleneksel dostluk söyleminin ötesine taşınmak istendiğini gösteriyor. Nükleer enerji, savunma sanayii, kritik madenler, ileri teknoloji ve ulaştırma altyapısı gibi alanlarda başlatılan girişimler, iki ülkenin birbirini yalnızca dost devletler olarak değil, geleceğin üretim ve güvenlik ortakları olarak da değerlendirdiğini ortaya koyuyor.

Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın ziyaret öncesinde Güney Kore basınına verdiği mülakat ile 3 Kasım'da gerçekleştirilen liderler görüşmesinin ardından yapılan açıklamalar, Türkiye'nin Kore sermayesini ve teknolojisini uzun vadeli yatırımlarla buluşturma arayışını açık biçimde yansıtıyor.

Ancak bu ziyareti anlamak için önce iki ülke ilişkilerinin tarihsel arka planına bakmak gerekiyor. Çünkü Türk-Kore dostluğunu diğer ikili ilişkilerden ayıran en önemli unsur, ortak ekonomik çıkarlardan önce ortak tarihsel hafızaya dayanmasıdır.

Kore Savaşı'ndan Stratejik Ortaklığa: Kan Kardeşliğinin Tarihsel Temelleri

Türkiye ile Güney Kore arasındaki ilişkiler, klasik diplomatik yakınlaşmaların ötesinde bir tarihsel geçmişe sahiptir. 1950 yılında başlayan Kore Savaşı, iki toplumun birbirini tanımasında ve aralarında güçlü bir duygusal bağ oluşmasında belirleyici rol oynamıştır.

Türkiye, Birleşmiş Milletler çağrısına karşılık vererek Kore'ye asker gönderen ülkeler arasında yer almış, Türk Tugayı savaşın zorlu cephelerinde görev yapmıştır. Özellikle Kunuri Muharebeleri, Türk askerinin fedakârlığı ve savaş koşullarında sergilediği direnişle iki ülkenin ortak hafızasında önemli bir yer edinmiştir.

Kore halkının Türkiye'yi dost ve kardeş ülke olarak görmesinin temelinde de bu tarihsel tecrübe bulunmaktadır. Türk askerlerinin Kore topraklarında bıraktığı hatıra, savaş sonrasında iki toplum arasında gelişen kültürel ve insani ilişkilerin güçlü dayanaklarından biri olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Seul'de yaptığı açıklamalarda Kore Savaşı'na ve Türk askerinin fedakârlıklarına özellikle değinmesi, bu tarihsel mirasın günümüz diplomasisindeki önemini göstermektedir. Güney Kore Devlet Başkanı Lee JaeMyung'un Türkiye'yi Kore halkının gönlündeki kardeş ülke olarak nitelendirmesi de aynı ortak hafızanın yansımasıdır.

1957 yılında diplomatik ilişkilerini kuran iki ülke, zaman içerisinde ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilerini genişletmiş, 2012 yılında ilişkilerini stratejik ortaklık düzeyine yükseltmiştir. Bu sürecin ardından karşılıklı üst düzey ziyaretler, ekonomik anlaşmalar ve savunma sanayii projeleri ikili ilişkilerin kurumsal niteliğini güçlendirmiştir.

Kasım 2025'te Güney Kore Devlet Başkanı Lee JaeMyung'un Türkiye'yi ziyaret etmesi ve Kasım 2026'da Erdoğan'ın Seul'e gitmesi, karşılıklı diplomatik temasların yoğunlaştığı bir döneme işaret ediyor. Özellikle 2027 yılında diplomatik ilişkilerin 70. yılının kutlanacak olması, iki ülke açısından tarihsel dostluğu yeni ortaklıklarla taçlandırma fırsatı sunuyor.

Bununla birlikte, tarihsel dostluğun tek başına ekonomik kalkınma veya stratejik iş birliği üretmeye yetmeyeceği de açıktır. Geçmişten gelen güçlü bağların geleceğe taşınabilmesi, bu ilişkilerin somut projeler ve karşılıklı çıkarlar temelinde kurumsallaştırılmasına bağlıdır.

Seul'de Diplomatik Temasların Ötesine Geçen Gündem

Erdoğan'ın Güney Kore ziyareti, gerek heyetin yapısı gerekse görüşmelerde ele alınan konular bakımından oldukça geniş bir gündeme sahipti.

Cumhurbaşkanı'na Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Millî Savunma Bakanı Yaşar Güler, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır ve Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün gibi isimlerin eşlik etmesi, Ankara'nın ziyaret kapsamında özellikle enerji, savunma ve teknoloji konularına öncelik verdiğini gösteriyordu.

3 Kasım'da Seul'deki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gerçekleştirilen resmî karşılama töreninin ardından Erdoğan ile Lee JaeMyung önce baş başa, ardından heyetler arası görüşmeler gerçekleştirdi. Görüşmelerin ardından bilim ve teknoloji, doğal kaynaklar ve madencilik, enerji iş birliği ve nükleer güç projelerinin finansmanı alanlarında dört mutabakat zaptı imzalandı.

Bu anlaşmaların kapsamına bakıldığında, iki ülkenin gelecekteki ilişkilerini geleneksel ticari faaliyetlerden ziyade stratejik sektörler üzerine inşa etmeye çalıştığı görülüyor.

Burada üzerinde durulması gereken önemli bir nokta bulunuyor. Günümüz uluslararası ilişkilerinde ülkeler arasındaki yakınlık, yalnızca diplomatik açıklamalar veya siyasi dayanışma üzerinden değerlendirilmiyor. Teknoloji geliştirme kapasitesi, enerji güvenliği, kritik hammaddelere erişim ve savunma sanayiinde üretim yeteneği, devletler arasındaki stratejik ortaklığın belirleyici unsurlarına dönüşmüş durumda.

Türkiye ile Güney Kore'nin bu alanlarda iş birliğini artırma arayışı, küresel ekonomide yaşanan dönüşümle de doğrudan bağlantılıdır.

Sinop Nükleer Santrali: Dostluktan Stratejik Enerji Ortaklığına

Ziyaretin en dikkat çekici başlıklarından biri, Sinop'ta kurulması planlanan nükleer güç santraline ilişkin görüşmeler oldu.

Türkiye, enerji arz güvenliğini güçlendirmek, elektrik üretim kaynaklarını çeşitlendirmek ve nükleer teknoloji alanındaki kapasitesini geliştirmek amacıyla yeni santral projeleri üzerinde çalışıyor. Güney Kore ise nükleer santral tasarımı, mühendisliği ve inşası konusunda uluslararası birikime sahip ülkeler arasında yer alıyor.

Bu iki ihtiyaç ve kabiliyetin bir araya gelmesi, Sinop projesini Türk-Kore ilişkilerinin geleceğinde özel bir konuma taşıyor.

3 Kasım'da Türkiye Nükleer Enerji AŞ ile Güney Kore İhracat-İthalat Bankası arasında nükleer güç projelerinin finansmanına yönelik mutabakat imzalanması, söz konusu iş birliğinde yeni bir aşamaya geçildiğini gösteriyor.

Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. İmzalanan belge, Sinop Nükleer Güç Santrali'nin Güney Kore tarafından inşa edilmesine ilişkin kesin bir yatırım sözleşmesi değildir. Finansman imkânlarının değerlendirilmesi ve proje geliştirme süreçlerinin ilerletilmesine yönelik bir iş birliği çerçevesidir.

Türkiye açısından asıl mesele, santralin hangi ülke tarafından inşa edileceğinden daha geniştir. Nükleer teknolojiye erişim, yerli mühendislik kapasitesinin geliştirilmesi, Türk şirketlerinin projeye katılımı ve uzun vadeli elektrik üretim maliyetlerinin sürdürülebilirliği de belirleyici olacaktır.

Akkuyu Nükleer Güç Santrali'nde Rusya ile yürütülen modelin ardından Güney Kore ile geliştirilebilecek yeni bir ortaklık, Türkiye'nin nükleer enerji alanındaki uluslararası iş birliklerini çeşitlendirme imkânı sağlayabilir.

Fakat teknoloji transferi, yerli üretim ve finansman şartlarının nasıl şekilleneceği açıklanmadan projenin Türkiye açısından ekonomik sonuçlarını kesin biçimde değerlendirmek mümkün değildir.

Dolayısıyla Sinop projesi, Türk-Kore ilişkilerinde büyük bir potansiyel taşımakla birlikte, bu potansiyelin somut kazanıma dönüşmesi müzakere edilecek sözleşmelerin niteliğine bağlı olacaktır.

Savunma Sanayiinde Yeni Dönem: Teknoloji Alan Ülkeden Ortak Üreten Ülkeye

Türk-Kore ilişkilerinin geliştiği bir diğer önemli alan savunma sanayiidir.

İki ülke arasındaki savunma iş birliği yeni başlamış değildir. Türkiye'nin ALTAY ana muharebe tankının geliştirilmesinde Güney Kore'nin K2 tank programından sağlanan teknoloji desteği önemli rol oynamıştır. Fırtına obüsü de iki ülke arasındaki savunma teknolojisi ilişkilerinin geçmişteki örneklerinden biridir.

Erdoğan'ın Seul'deki açıklamalarında bu projelere atıfta bulunması, geçmiş iş birliklerinin gelecekte daha kapsamlı ortaklıklara dönüştürülmek istendiğini ortaya koymaktadır.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee JaeMyung'un ortak savunma üretimi, teknolojik iş birliği ve üçüncü ülkelere birlikte ihracat yapılması konularına vurgu yapması ise özellikle dikkat çekicidir.

Bu yaklaşım, Türk-Kore savunma ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcına işaret edebilir.

Geçmişte Türkiye'nin Kore'den teknoloji ve alt sistem tedarik ettiği projeler öne çıkarken, bugün iki ülkenin sahip olduğu farklı kabiliyetlerin ortak üretim ve ihracat için değerlendirilmesi gündeme gelmektedir.

Türkiye son yıllarda insansız hava araçları, zırhlı kara araçları, deniz platformları, elektronik sistemler ve mühimmat teknolojileri alanlarında önemli bir üretim ve ihracat kapasitesi geliştirmiştir. Güney Kore ise kara sistemleri, topçu teknolojileri, gemi inşası, elektronik ve büyük ölçekli savunma üretiminde güçlü bir sanayi altyapısına sahiptir.

Bu iki üretim ekosistemi arasında kurulabilecek daha kapsamlı bir ortaklık, yalnızca Türkiye ve Güney Kore'nin ihtiyaçlarına değil, üçüncü ülkelerin savunma taleplerine de cevap verebilir.

Bununla birlikte, iş birliğinin önünde bazı sınırlamalar bulunduğu unutulmamalıdır. İki ülke bazı savunma ürünlerinde rakip konumdadır. Ayrıca üçüncü ülkelere yapılacak ortak ihracatlarda teknoloji lisansları, ihracat izinleri ve ticari çıkar farklılıkları belirleyici olabilir.

Bu nedenle savunma sanayiindeki yakınlaşmanın gerçek başarısı, siyasi niyet beyanlarının ortak üretim sözleşmelerine ve sürdürülebilir projelere dönüşmesiyle ölçülecektir.

Ekonomik İlişkilerde Büyüme Kadar Denge de Önemli

Erdoğan'ın Güney Kore ziyaretinde öne çıkardığı hedeflerden biri, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 15 milyar dolara çıkarılması oldu.

Güney Kore, Türkiye açısından önemli bir ticaret ve yatırım ortağıdır. Otomotiv, makine, elektronik ve çeşitli sanayi ürünleri üzerinden gelişen ekonomik ilişkiler, son yıllarda önemli bir hacme ulaşmıştır.

Ancak ticari ilişkilerde Türkiye aleyhine belirgin bir dengesizlik bulunmaktadır.

T.C. Dışişleri Bakanlığının 2025 yılı verilerine göre Türkiye'nin Güney Kore'ye ihracatı yaklaşık 1,14 milyar dolar seviyesindeyken, ithalatı 10 milyar doların üzerindedir. İki ülke arasındaki ticaret açığı ise yaklaşık 9,1 milyar dolardır.

Dolayısıyla ticaret hacmini 15 milyar dolara çıkarmak, kendi başına dengeli ve sürdürülebilir ekonomik ilişki kurulacağı anlamına gelmemektedir.

Türkiye'nin Güney Kore ile ekonomik ilişkilerinde daha fazla katma değerli ihracat gerçekleştirmesi, teknoloji yoğun üretim alanlarına yönelmesi ve Koreli şirketlerin Türkiye'deki yatırımlarının artırılması gerekmektedir.

Bu noktada Güney Kore'nin ekonomik kalkınma tecrübesi özellikle önemlidir.

Kore, savaşın ardından ciddi ekonomik güçlüklerle karşı karşıya kalmasına rağmen ihracata dayalı sanayileşme, eğitim, teknoloji yatırımları ve güçlü üretim şirketleri aracılığıyla dünyanın önde gelen ekonomilerinden biri hâline gelmiştir.

Samsung, Hyundai, LG ve SK gibi şirketler, Güney Kore'nin küresel ekonomideki konumunun önemli unsurlarıdır.

Türkiye açısından Kore ile kurulacak ekonomik ortaklığın en büyük değeri, yalnızca bu şirketlerin ürünlerini ithal etmek değil, üretim zincirlerine daha güçlü biçimde katılabilmektir.

Hyundai'nin Türkiye'deki otomotiv üretimi, bu bakımdan önemli bir örnektir. Ancak benzer modellerin yarı iletkenler, batarya teknolojileri, yapay zekâ, robotik ve ileri malzemeler gibi sektörlerde geliştirilmesi, ilişkilerin uzun vadeli ekonomik etkisini artırabilir.

Serbest ticaret anlaşmasının güncel şartlar çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi yönündeki açıklamalar da bu nedenle önemlidir. Türkiye'nin ihracat kapasitesini artıran, yatırım ortamını geliştiren ve karşılıklı üretim ilişkilerini güçlendiren düzenlemeler, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığın daha dengeli bir yapıya kavuşmasına katkı sağlayabilir.

Kritik Madenlerden Ulaştırma Koridorlarına Uzanan Yeni İş Birliği

Ziyaret kapsamında imzalanan doğal kaynaklar ve madencilik mutabakatı, ilk bakışta nükleer enerji ve savunma anlaşmaları kadar dikkat çekmeyebilir. Ancak küresel ekonomide yaşanan dönüşüm düşünüldüğünde, bu alanın stratejik önemi daha iyi anlaşılmaktadır.

Elektrikli araçlar, bataryalar, ileri elektronik sistemler ve yenilenebilir enerji teknolojileri, kritik madenlere ve ileri malzemelere bağımlıdır. Bu kaynakların güvenli biçimde temin edilmesi, günümüzde devletlerin sanayi ve ekonomi politikalarının temel unsurlarından biri hâline gelmiştir.

Güney Kore, gelişmiş üretim sektörleri nedeniyle bu hammaddelere ihtiyaç duyarken Türkiye de sahip olduğu maden kaynaklarını daha yüksek katma değerli üretim süreçlerine taşımak istemektedir.

İki ülke arasında geliştirilecek iş birliği, yalnızca maden çıkarılmasıyla sınırlı kalmayıp işleme teknolojileri, rafinasyon, mühendislik ve ileri malzeme üretimini kapsadığı ölçüde ekonomik önem kazanacaktır.

Ziyaretin bir başka boyutunu ise ulaştırma ve lojistik yatırımları oluşturdu.

Erdoğan'ın Koreli şirketleri Türkiye'nin demir yolu altyapısı, lojistik merkezleri ve akıllı ulaştırma projelerine katılmaya davet etmesi, Türkiye'nin coğrafi konumunu ekonomik bir avantaj olarak değerlendirme arayışıyla bağlantılıdır.

Türkiye, Asya ile Avrupa arasındaki ticaret güzergâhları üzerinde bulunması nedeniyle uluslararası ulaştırma ağlarında önemli bir konuma sahiptir. Orta Koridor ve diğer bağlantı projeleri, küresel ticarette alternatif güzergâhların geliştirilmesi bakımından dikkat çekmektedir.

Güney Kore'nin mühendislik, ulaştırma teknolojileri ve altyapı yatırımlarındaki kapasitesi, bu projelerde değerlendirilebilecek önemli bir potansiyel sunmaktadır.

Ancak Türkiye'nin lojistik merkez hâline gelmesi yalnızca coğrafi konumuna bağlı değildir. Demir yolu altyapısının geliştirilmesi, gümrük işlemlerinin hızlandırılması, sınır geçişlerinin kolaylaştırılması ve taşımacılık maliyetlerinin rekabetçi düzeye indirilmesi de gerekmektedir.

Dolayısıyla Kore sermayesinin Türkiye'nin ulaştırma altyapısına yönlendirilmesi, daha geniş bir altyapı ve ticaret politikasıyla desteklenmelidir.

Ankara-Seul Yakınlaşmasının Jeopolitik Anlamı

Erdoğan'ın Güney Kore ziyaretini yalnızca ekonomik ilişkiler üzerinden değerlendirmek eksik kalacaktır. Ziyaret, küresel güvenlik ortamının değiştiği ve devletlerin uluslararası ortaklıklarını çeşitlendirmeye çalıştığı bir dönemde gerçekleşmektedir.

Türkiye, NATO üyesi bir ülke olarak Avrupa, Karadeniz, Kafkasya ve Orta Doğu'daki güvenlik gelişmelerinden doğrudan etkilenmektedir. Güney Kore ise ABD ile ittifak ilişkisi bulunan, Kuzey Kore tehdidini yakından hisseden ve Doğu Asya'daki jeopolitik rekabetin merkezinde yer alan bir devlettir.

Coğrafi konumları farklı olsa da iki ülkenin güvenlik anlayışlarında bazı ortak ihtiyaçlar bulunmaktadır.

Her iki ülke de güçlü bir savunma sanayii geliştirmeye, kritik teknolojilerde dışa bağımlılığı azaltmaya ve uluslararası ticaret ağlarındaki konumunu güçlendirmeye çalışmaktadır.

Bu bakımdan Türkiye ile Güney Kore arasındaki stratejik ortaklık, iki farklı güvenlik coğrafyasında bulunan ülkelerin teknoloji, savunma ve ekonomik dayanıklılık alanlarında iş birliği geliştirme arayışının bir örneğidir.

Erdoğan'ın Kore Yarımadası'nda barış ve istikrarı destekleyen açıklamaları ile iki ülkenin Birleşmiş Milletler, G20 ve MIKTA gibi platformlardaki iş birliği, ilişkilerin çok taraflı diplomasi boyutunu da güçlendirmektedir.

Bununla birlikte, Ankara-Seul yakınlaşmasını yeni bir askerî ittifakın başlangıcı veya başka bir ülkeye karşı oluşturulan stratejik cephe olarak değerlendirmek için yeterli gerekçe bulunmamaktadır.

Ortaya çıkan tablo, mevcut ittifak ilişkilerini değiştirmekten çok, iki ülkenin ekonomik ve teknolojik ortaklıklarını çeşitlendirme isteğini yansıtmaktadır.

Türk-Kore Dostluğunun Geleceği: Ortak Hafızadan Ortak Üretime

Erdoğan'ın Seul ziyareti, Türk-Kore ilişkilerinin geleceğine ilişkin önemli bir soruyu gündeme getiriyor: Kore Savaşı'nın oluşturduğu güçlü tarihsel dostluk, 21. yüzyılın ekonomik ve teknolojik şartlarında nasıl daha kapsamlı bir ortaklığa dönüştürülebilir?

Bu soruya verilecek cevap, yalnızca devlet başkanlarının karşılıklı ziyaretlerinde veya imzalanan mutabakatların sayısında aranamaz.

Asıl mesele, iki ülke arasındaki tarihsel güvenin sanayi üretimine, teknolojik yeniliklere, ortak yatırımlara ve toplumlar arasındaki ilişkilerin gelişmesine ne ölçüde katkıda bulunacağıdır.

Türkiye ve Güney Kore'nin bu doğrultuda değerlendirebileceği önemli fırsatlar bulunuyor.

Üniversiteler arasında ortak araştırma merkezlerinin kurulması, mühendislik ve teknoloji alanlarında öğrenci değişim programlarının geliştirilmesi, savunma ve enerji teknolojilerinde ortak araştırma projelerinin desteklenmesi, iki ülkenin ilişkilerini daha kalıcı bir zemine taşıyabilir.

Özellikle genç kuşakların Kore Savaşı'ndan doğan tarihsel dostluğu yalnızca geçmişe ait bir hatıra olarak değil, geleceğe yönelik ortak bir çalışma kültürü olarak benimsemesi önemlidir.

Bugün Türkiye'de Güney Kore'nin kültürüne, teknolojisine ve sanayi ürünlerine yönelik ilgi bulunurken, Güney Kore'de de Türk askerinin savaş yıllarında gösterdiği fedakârlıkların hatırası yaşatılmaktadır.

Ancak kültürel yakınlığın sürdürülebilir olması için eğitim, bilim, sanat, turizm ve akademik değişim programlarıyla desteklenmesi gerekir.

2027 yılında diplomatik ilişkilerin 70. yılının kutlanacak olması, bu alanlarda yeni girişimlerin başlatılması açısından önemli bir fırsat olabilir.

İki ülkenin tarihsel ilişkilerini yalnızca anma törenleriyle değil, ortak bilimsel projeler, kültürel faaliyetler ve gençlik programlarıyla güçlendirmesi, Türk-Kore dostluğunun toplumsal temelini genişletecektir.

Sonuç: Kore'de Başlayan Dostluk, Geleceğin Ortaklığına Dönüşebilir Mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Güney Kore ziyareti, Türkiye ile Kore Cumhuriyeti arasındaki ilişkilerde yeni bir iş birliği gündemi ortaya koymuştur.

Sinop nükleer santraline yönelik finansman mutabakatı, savunma sanayiinde ortak üretim ve üçüncü ülkelere ihracat hedefi, kritik madenler alanındaki iş birliği ve ticaret hacminin artırılması yönündeki girişimler, iki ülke ilişkilerinin giderek daha fazla stratejik sektörler etrafında şekillendiğini göstermektedir.

Bununla birlikte, ziyaretin gerçek sonuçlarını değerlendirebilmek için imzalanan mutabakatların somut projelere dönüşmesini beklemek gerekecektir. Nükleer santral finansmanının kesinleşmesi, teknoloji transferi mekanizmalarının oluşturulması, yeni sanayi yatırımlarının gerçekleştirilmesi ve ticaret dengesinin iyileştirilmesi, önümüzdeki dönemin belirleyici başlıkları olacaktır.

Türk-Kore dostluğunun en önemli özelliği, ilişkilerin yalnızca ekonomik çıkarlara dayanmamasıdır. Kore Savaşı'nda oluşan ortak hafıza, iki ülkeye karşılıklı güven açısından önemli bir tarihsel miras bırakmıştır.

Fakat bu mirasın geleceğe taşınması, değişen uluslararası koşullarda yeni iş birliği alanlarının geliştirilmesini gerektirmektedir.

1950'lerde Kore topraklarında askerî dayanışmayla şekillenen Türk-Kore kardeşliği, bugün enerji santrallerinde, savunma teknolojilerinde, araştırma laboratuvarlarında ve sanayi tesislerinde yeni bir anlam kazanma imkânıyla karşı karşıyadır.

Seul ziyareti bu dönüşüm için bir zemin oluşturmuştur. Bundan sonrası, diplomatik açıklamaların uygulamaya geçirilmesine bağlıdır.

Türkiye ile Güney Kore'nin önündeki tarihsel fırsat, geçmişin fedakârlıklarıyla kurulan dostluğu geleceğin teknolojileriyle desteklenen sürdürülebilir bir ortaklığa dönüştürebilmektir.

Çünkü ülkeler arasındaki dostluğu tarih başlatabilir; fakat o dostluğun geleceğini ortak çıkarlar, kurumsal güven ve birlikte üretilen değerler belirler.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı