Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Tigray’dan Kızıldeniz’e: Etiyopya’nın Yeni Savaş Hattı

Tigray’dan Kızıldeniz’e: Etiyopya’nın Yeni Savaş Hattı
Paylaş:
N

Etiyopya’da Eylül 2026’nın son günlerinde yeniden başlayan çatışmalar, ilk bakışta 2020-2022 yılları arasında yaşanan Tigray Savaşı’nın devamı gibi görülebilir. Fakat bugün ortaya çıkan tablo dört yıl öncesinden daha karmaşıktır. Çünkü Tigray meselesi artık yalnızca Addis Ababa’daki federal hükümet ile Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin, yani TPLF’nin iktidar ve özerklik mücadelesinden ibaret değildir. Eritre ile Etiyopya arasındaki ilişkilerin yeniden kopma noktasına gelmesi, Etiyopya’nın Kızıldeniz’e ulaşma arayışı, Assab Limanı üzerindeki stratejik hesaplar, Mısır ile Büyük Etiyopya Rönesans Barajı konusunda devam eden rekabet, Sudan’daki iç savaş ve Somali-Somaliland meselesi aynı krizin farklı katmanları hâline gelmektedir. Bu nedenle bugün Etiyopya’da yaşananları anlamanın yolu Mekelle’deki son askerî hareketliliğe bakmaktan değil, en az otuz beş yıllık bir tarihsel dönüşümü okumaktan geçiyor.

Tigray Halk Kurtuluş Cephesi’nin Yükselişinden Abiy Ahmed Dönemine

Bugünkü Etiyopya krizinin temelinde ülkenin modern siyasal sisteminin kuruluş biçimi yatıyor. Tigray Halk Kurtuluş Cephesi, 1970’lerden itibaren Mengistu Haile Mariam yönetimine karşı mücadele eden en örgütlü silahlı hareketlerden biriydi. Cephenin öncülüğündeki isyancı koalisyon 1991 yılında Addis Ababa’ya girdiğinde yalnızca bir rejim değişikliği gerçekleştirilmedi; Etiyopya’nın devlet yapısı da yeniden kuruldu. Yeni sistem, ülkenin farklı etnik topluluklarını tanıyan ve geniş bölgesel yetkiler sağlayan bir etnik federalizm modeline dayanıyordu. Tigraylılar ülke nüfusunun görece küçük bölümünü oluşturmalarına rağmen TPLF, Etiyopya Halklarının Devrimci Demokratik Cephesi içerisindeki örgütlü yapısı sayesinde yaklaşık çeyrek yüzyıl boyunca federal devletin güvenlik bürokrasisi ve siyasal sistemi üzerinde oldukça güçlü bir etkiye sahip oldu. Bu denge 2018 yılında Abiy Ahmed’in başbakanlığa gelişiyle değişti. Oromo kökenli Abiy Ahmed, eski iktidar koalisyonunun yapısını değiştirdi, TPLF’nin federal sistem içerisindeki ağırlığını azalttı ve daha merkezi bir siyasal düzen kurmaya yöneldi. TPLF ise bunu yalnızca bir iktidar değişimi olarak değil, Tigray’ın kazanılmış özerkliğinin ve siyasal etkisinin tasfiyesi olarak değerlendirdi. Fakat Abiy Ahmed’in yaptığı ikinci hamle daha da önemliydi: Eritre ile barıştı. Bu gelişme uluslararası toplum tarafından tarihi bir başarı olarak karşılandı ve Abiy Ahmed 2019 yılında Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü. Ne var ki Tigray açısından tablo tamamen farklıydı. Çünkü Eritre yönetimi ve özellikle Devlet Başkanı Isaias Afwerki, TPLF’nin yaklaşık yirmi yıldır en önemli bölgesel düşmanlarından biriydi. Böylece Addis Ababa ile Mekelle arasındaki siyasi anlaşmazlık, Eritre faktörünün eklenmesiyle güvenlik krizine dönüştü.

Eski Müttefiklerin Uzun Savaşı: Eritre-Tigray Düğümü

Eritre meselesi anlaşılmadan bugünkü Tigray krizini anlamak mümkün değildir. TPLF ile Eritre Halk Kurtuluş Cephesi bir dönem Mengistu rejimine karşı aynı cephede savaşmıştı. Ancak Eritre’nin 1993 yılında Etiyopya’dan bağımsızlığını kazanmasının ardından iki taraf arasındaki ilişkiler hızla bozuldu. 1998-2000 yılları arasında Etiyopya ile Eritre arasında özellikle Badme sınır bölgesi üzerinde son derece kanlı bir savaş yaşandı. Savaş 2000 tarihli Cezayir Anlaşması ile sona erdi; ancak siyasi anlaşmazlık ortadan kalkmadı. Etiyopya ile Eritre yaklaşık yirmi yıl boyunca tam anlamıyla savaşmadıkları fakat gerçek bir barış da kuramadıkları bir döneme girdiler. Bu yıllarda Eritre yönetiminin gözünde TPLF yalnızca Etiyopya’daki bir siyasi parti değildi; Asmara’nın ulusal güvenliğine yönelik başlıca tehditlerden biriydi. Dolayısıyla 2018’de Abiy Ahmed ile Isaias Afwerki arasında kurulan yakınlaşmanın perde arkasında ortak bir TPLF karşıtlığı bulunuyordu. Bu ittifak 2020’deki savaş sırasında açık biçimde görüldü.

2020-2022 Savaşı ve Pretoria’nın Çözemediği Başlıklar

Kasım 2020’de federal hükümet ile TPLF arasındaki gerilim silahlı çatışmaya dönüştü. Addis Ababa, TPLF’nin Etiyopya ordusunun Kuzey Komutanlığına saldırdığını savunurken Tigray yönetimi federal hükümetin kendisine yönelik askerî operasyon hazırlığı içinde olduğunu ileri sürdü. Kısa sürede çatışma klasik bir merkez-bölge mücadelesinin ötesine geçti. Federal ordunun yanında Eritre birlikleri ve Amhara güçleri savaşa katılırken TPLF, Tigray Savunma Kuvvetleri adı altında geniş çaplı bir askerî yapılanma meydana getirdi. Çatışmalar sırasında federal hükümet Mekelle’yi ele geçirdi, Tigray kuvvetleri dağlık bölgelere çekildi; fakat daha sonra TPLF yeniden toparlanarak karşı saldırıya geçti ve bir dönem Addis Ababa’ya yaklaşabilecek kadar ilerledi. Savaşın insani bilançosu korkunçtu. Çatışmalar, açlık, sağlık altyapısının çökmesi ve nüfus hareketleri nedeniyle yüz binlerce insanın yaşamını kaybettiğine ilişkin çeşitli tahminler bulunmaktadır. Bugünkü çatışmaların yeniden başlamasının yarattığı en önemli korkulardan biri de tam olarak budur: Etiyopya toplumu henüz önceki savaşın insani ve ekonomik yaralarını dahi kapatamamıştır. 2 Kasım 2022’de Afrika Birliği’nin arabuluculuğunda Pretoria’da imzalanan Düşmanlıkların Durdurulması Anlaşması savaşı sona erdirdi. Anlaşma ateşkesin sağlanmasını, insani yardımların ulaştırılmasını, temel hizmetlerin yeniden başlatılmasını, Etiyopya’nın egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasını ve siyasi normalleşmenin başlatılmasını öngörüyordu. Fakat Pretoria barışı, çatışmayı durdurdu; çatışmayı üreten bütün nedenleri ortadan kaldırmadı. Batı Tigray’ın statüsü çözülemedi. Amhara ve Tigray yönetimleri aynı bölgeler üzerinde hak iddia etmeye devam etti. Yerinden edilmiş nüfusun geri dönüşü tamamlanamadı. Silahsızlanma süreci tartışmalı kaldı. Eritre ise Pretoria Anlaşması’nın tarafı değildi ve Eritre güçlerinin Tigray’ın bazı sınır kesimlerindeki varlığı uzun süre sorun olmaya devam etti. Kısacası Pretoria bir barıştan çok silahlı çatışmanın dondurulması anlamına geldi. Ancak 2026’da buz yeniden kırıldı.

Tigray Yeniden Savaşa Dönerken

2026 yılı içerisinde TPLF’nin kendi içerisinde yaşadığı bölünmeler derinleşti. Bir tarafta federal hükümetle uzlaşmanın sürdürülmesini savunan Tigraylı aktörler bulunurken diğer tarafta Debretsion Gebremichael çevresindeki daha sert kanat Addis Ababa’ya karşı yeniden mücadele çizgisini güçlendirdi. Bu ayrışmanın dikkat çekici sonucu, daha önce TPLF saflarında bulunan bazı Tigraylı unsurların federal hükümete yaklaşması oldu. Bugünkü çatışmalarda Addis Ababa’nın yanında hareket eden Tigray Peace Force gibi oluşumların ortaya çıkması bu nedenle önemlidir. Böylece savaşın karakteri değişmiştir. 2020’de denklem büyük ölçüde Federal hükümet, Eritre ve Amhara güçleri karşısında TPLF şeklindeydi. 2026’da ise Tigray’ın kendi içerisinde de bir güç mücadelesi ortaya çıkmıştır. TPLF ayrıca federal hükümete karşı çıkan başka silahlı yapılarla ittifak geliştirmeye çalışmıştır. Reuters’ın aktardığı bilgilere göre yeni muhalif ittifak içerisinde daha önce TPLF ile çatışmış bazı Amhara grupları dahi bulunmaktadır. Fakat bu ittifakın kendi içinde ciddi siyasi ve askerî çelişkileri vardır. 23 Eylül’de başlayan yeni saldırılarla Tigray güçleri yalnızca kendi bölgelerinde değil, Afar ve Amhara yönlerinde de harekete geçti. Mekelle’deki havaalanı bir süre Tigray güçlerinin eline geçti; Lalibela çevresindeki çatışmalar nedeniyle uçuşların durdurulması savaşın coğrafi olarak genişlediğini gösterdi. Ardından federal hükümet karşı saldırıya geçti. 3 Ekim’de Mekelle Havaalanı yeniden federal güçlerin kontrolüne girdi. 4 Ekim’de hükümet yanlısı kuvvetler Mekelle’ye girdi ve TPLF bölgesel yönetimi geçici olarak başka bir yere taşıyacağını açıkladı. Ancak Mekelle’nin kaybedilmesi TPLF’nin askerî olarak sona erdiği anlamına gelmez. TPLF’nin yaklaşık yarım yüzyıllık örgütsel tarihi, dağlık Tigray coğrafyasında konvansiyonel savaştan gerilla savaşına geçebilme kapasitesinin küçümsenmemesi gerektiğini gösteriyor. Dolayısıyla Mekelle’nin federal hükümet tarafından geri alınması savaşın sonu değil, savaşın biçim değiştirmesi anlamına gelebilir.

Tehlikenin Dönüşen Yönü: Mekelle-Eritre Hattı

Bugünkü çatışmanın 2020 savaşından daha tehlikeli olabilecek yönü ise Eritre faktörünün tamamen değişmiş olmasıdır. 2020’de Eritre, Abiy Ahmed hükümetinin TPLF’ye karşı en önemli askerî destekçilerinden biriydi. Bugün Addis Ababa, Asmara’yı TPLF’ye destek vermekle suçluyor. Etiyopya Genelkurmay Başkanı Birhanu Jula, Eritre’nin yanı sıra Sudan ve Mısır’ı da Tigraylı isyancıları desteklemekle itham etti. Eritre, Sudan ve Mısır bu suçlamaları reddetti. Daha da önemlisi, 1 Ekim 2026’da Etiyopya on Eritreli diplomatı sınır dışı etti ve Asmara’daki büyükelçiliğini kapattı. Eritre buna diplomatik ilişkileri keserek karşılık verdi. Bu gelişme basit bir diplomatik kriz değildir. Çünkü iki ülkenin arkasında 1998-2000 savaşının hafızası, sınır sorunları ve giderek büyüyen yeni bir anlaşmazlık bulunmaktadır.

Etiyopya’nın Denize Çıkış Arayışı

Eritre’nin 1993 yılında bağımsızlığını kazanmasıyla Etiyopya denize kıyısı olmayan bir ülke hâline geldi. Bugün 120 milyonu aşan nüfusu ve büyüyen ekonomisiyle Etiyopya dış ticaret açısından büyük ölçüde Cibuti’ye bağımlıdır. Abiy Ahmed yönetimi son yıllarda Kızıldeniz’e kalıcı erişimin ulusal stratejik ihtiyaç olduğunu giderek daha açık biçimde ifade etmektedir. Bu tartışmanın merkezindeki yerlerden biri Eritre’nin güneyindeki Assab Limanı’dır. Assab, yalnızca sıradan bir liman değildir. Etiyopya için tarihsel ticaret güzergâhını, Eritre için ise egemenliği ve bağımsızlığının dokunulmazlığını temsil etmektedir. Dolayısıyla Addis Ababa’nın denize erişim talebi Asmara’da ekonomik bir öneri değil, potansiyel bir güvenlik tehdidi olarak algılanabilmektedir. 5 Ekim itibarıyla Reuters da Eritre’nin Kızıldeniz’deki stratejik konumunun yeniden uluslararası önem kazandığına ve Etiyopya ile liman erişimi meselesinin ilişkilerde önemli gerilim başlıklarından biri olduğuna dikkat çekmektedir. Bu nedenle bugünkü krizin en tehlikeli ihtimali Tigray’daki savaşın Etiyopya-Eritre savaşına dönüşmesidir.

Afrika Boynuzu’nun Birleşen Fay Hatları

Bugünkü sorunun ikinci boyutuysa kuşkusuz bölgeseldir. Etiyopya ile Mısır arasında Büyük Etiyopya Rönesans Barajı nedeniyle yıllardır devam eden ciddi bir stratejik anlaşmazlık bulunmaktadır. Kahire, Nil sularının geleceğini ulusal güvenlik meselesi olarak değerlendirirken Addis Ababa barajı ekonomik kalkınmasının sembolü kabul etmektedir. Etiyopya’nın Eritre ve Mısır’ı TPLF’ye destek vermekle aynı suçlama içerisinde anması bu nedenle dikkat çekicidir. Bu suçlamaların doğruluğu ayrıca kanıtlanması gereken bir meseledir; ancak Addis Ababa’nın tehdit algısını göstermesi bakımından önemlidir. Etiyopya karar vericileri giderek kendilerini kuzeyde Eritre, batıda Sudan ve Nil meselesinde Mısır tarafından çevrelenmeye çalışılan bir devlet olarak algılayabilirler. Somali ve Somaliland meselesi de aynı denkleme eklenmektedir. Etiyopya’nın 2024 yılında Somaliland ile denize erişim konusunda yaptığı mutabakat Somali tarafından egemenliğine yönelik tehdit olarak değerlendirilmiş, Türkiye’nin arabuluculuğundaki Ankara süreci iki ülke arasındaki krizin azaltılmasında önemli rol oynamıştı. Ancak Etiyopya’nın denize erişim ihtiyacı ortadan kalkmış değildir. Eğer Eritre ile Assab üzerinden bir uzlaşma imkânsız hâle gelirse Addis Ababa’nın Berbera ve Somaliland seçeneğine yeniden yönelme ihtimali artacaktır. Sudan ise zaten kendi iç savaşının içerisindedir. Etiyopya ile Sudan arasında el-Faşaga sınır bölgesi ve GERD konusunda geçmişten gelen anlaşmazlıklar bulunuyor. Kuzey Etiyopya’daki savaşın genişlemesi hâlinde Sudan sınırı silah, milis, kaçakçılık ve mülteci hareketlerinin kesiştiği yeni bir istikrarsızlık hattına dönüşebilir. Dolayısıyla Tigray’daki bir cephe hareketi yüzlerce kilometre uzaktaki Kızıldeniz limanları, Nil havzası veya Somali güvenliği üzerinde sonuç doğurabilir. Etiyopya’nın kuzeydeki çatışmalar nedeniyle Somali’de bulunan askerlerinin bir bölümünü geri çekmek zorunda kalması ihtimali bile Afrika Boynuzu’ndaki güvenliğin ne kadar birbirine bağlı olduğunu göstermektedir. Böyle bir gelişme Somali’de eş-Şebab’a karşı yürütülen mücadeleyi de doğrudan etkileyebilir.

Etiyopya’da Yeni İç Savaşın Ayak Sesleri

Etiyopya’da yaşanan tüm bu gelişmeler temel bir soruyu kendiliğinden harekete geçiriyor: Ülke yeni bir iç savaşın eşiğinde mi? Ne yazık ki bu sorunun net bir cevabının alınabilmesi için iki fiilî duruma bakmak gerekiyor. Bunlardan ilki Tigray’daki silahlı çatışmanın fiilen yeniden başladığıdır. Çatışmalar 2022 Pretoria Antlaşması’nın getirdiği düzeni ciddi biçimde sarsmış durumda. İkinci olarak da Etiyopya’nın güvenlik sorunu Tigray’dan ibaret değildir. Amhara bölgesindeki Fano hareketi ile federal hükümet arasındaki çatışmalar ve Oromia’daki silahlı hareketlilik, Addis Ababa’nın aynı anda birden fazla cephede askerî baskı altında kalabileceğini göstermektedir. Bu iki fiilî durum, mevcut çatışmanın bölgeselleşme potansiyeline evrilebilmesi anlamına gelir. TPLF’nin yeniden dağlık bölgelere çekilerek uzun süreli gerilla savaşına başlaması federal hükümeti yıpratabilir. Eritre’nin çatışmaya doğrudan dahil olması ise krizi bambaşka bir düzeye taşır. Mısır, Sudan veya diğer bölgesel aktörlerin taraflardan herhangi birine gerçek ve sistematik askerî destek vermesi hâlinde Etiyopya içindeki mücadele klasik bir vekâlet savaşına dönüşebilir. Bu nedenle mevcut durumu “Etiyopya çökmek üzere” şeklinde okumak için henüz yeterli veri yoktur. Federal devlet önemli askerî kapasiteye, nüfus ve ekonomik kaynaklara ve başkent üzerindeki güçlü kontrolüne sahip olmaya devam etmektedir. Bununla birlikte gelişmelere tersinden de bakıldığında Mekelle’nin geri alınması krizin sona erdiği anlamına da gelmiyor. Etiyopya, iç savaş tehlikesinden daha büyük bir sorunla karşı karşıya. Bu tehlikeyse parçalanmanın yanı sıra çok cepheli bölgesel bir güvenlik krizinin kalıcı hâle gelmesidir. Tigray’da gerilla savaşı, Amhara’da silahlı direniş, Oromia’da çatışma, Eritre sınırında askerî gerilim ve Kızıldeniz’e erişim rekabeti aynı anda devam ederse federal hükümetin askerî ve ekonomik kaynakları giderek daha fazla zorlanacaktır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde üç gösterge özellikle yakından takip edilmelidir. İlki TPLF’nin Mekelle’den çekildikten sonra nasıl bir savaş stratejisi benimseyeceğidir. İkincisi, Eritre ordusunun sınır hattındaki hareketliliğinin doğrudan Etiyopya ordusuyla çatışmaya dönüşüp dönüşmeyeceğidir. Üçüncüsü ise Abiy Ahmed yönetiminin Kızıldeniz’e erişim konusunda kullandığı dilin ekonomik ve diplomatik taleplerden askerî güvenlik söylemine kayıp kaymayacağıdır. Bu üç başlık içerisinde en kritik olanı Eritre’dir. Zira Mekelle, Etiyopya iç savaşının merkezi olabilir. Assab ise bu savaşın Afrika Boynuzu savaşına dönüşebileceği kapıdır. Etiyopya bugün henüz geri dönülmez biçimde bir parçalanma sürecine girmiş değildir. Fakat 2020-2022 savaşının ardından kurulmaya çalışılan düzenin ciddi biçimde aşındığı açıktır. Tigray’da yeniden silahların konuşmaya başlaması, Addis Ababa ile Asmara arasındaki diplomatik ilişkilerin kopması ve Kızıldeniz’de giderek sertleşen rekabet birlikte düşünüldüğünde mesele artık yalnızca Etiyopya’nın iç güvenliği değildir. Karşımızdaki soru ya da sorular giderek değişmektedir. Artık yalnızca ülkenin yeni bir iç savaşa sürüklenmesi, yaşanan gelişmeleri tek başına tanımlamak için yeterli kalmıyor. Asıl sorulması gereken, bu yeni krizin Afrika Boynuzu’ndaki bölgesel jeopolitik rekabeti ne kadar tetikleyeceğidir. Etiyopya’daki yeni savaş, Afrika Boynuzu’nun zaten kırılgan olan güvenlik sistemini Etiyopya üzerinden açık bir krize dönüştürmesi hâlinde bölgesel bir savaşlar dizisinin öncüsü olabilir. Bugün itibarıyla bunun cevabı henüz verilmiş olmasa da son gelişmeler, bu ihtimalin birkaç ay öncesine göre çok daha ciddi biçimde dikkate alınması gerektiğini göstermektedir.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı