Lise Geçiş Sistemi (LGS) ve Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) yaklaşırken evlerin havası da yavaş yavaş değişmeye başladı. Masaların üzerinde test kitapları, duvarlarda deneme sonuçları, telefonlarda geri sayım ekranları… Herkes aynı sorunun etrafında dönüp duruyor: “Acaba yetişecek mi?”
Oysa bu dönemde öğrencilerin en çok ihtiyaç duyduğu şey, yeni bir mucize yöntem değil. Biraz sakinlik, biraz düzen, biraz da kendilerine güvenebilecekleri bir alan. Çünkü sınav dediğimiz şey yalnızca bilgi ölçmüyor; sabrı, dikkati, zamanı kullanmayı ve baskı altında ayakta kalabilmeyi de ölçüyor.
Son haftalarda yapılacak en büyük hata, paniğe kapılıp her şeyi baştan öğrenmeye çalışmak olur. Bu saatten sonra öğrencinin ihtiyacı olan şey, eksiklerini görmek ama eksiklerinin altında ezilmemek. Her yanlış soru, “Ben yapamıyorum” cümlesine dönüşmemeli. Aksine, “Burayı son kez toparlamam gerekiyor” diye okunmalı. Çünkü sınav hazırlığının en yorucu tarafı bazen ders çalışmak değil, insanın kendi zihniyle mücadele etmesidir.
Ailelere de burada büyük bir sorumluluk düşüyor. Elbette herkes çocuğunun iyi bir sonuç almasını ister. Ama iyi niyetle söylenen bazı cümleler, öğrencinin omzundaki yükü daha da ağırlaştırabilir. “Biz senin için her şeyi yaptık”, “Bak komşunun çocuğu kaç net yapıyor”, “Bu sınav senin hayatını belirleyecek” gibi sözler motive etmekten çok korkutur. Oysa çocukların bu dönemde kıyaslanmaya değil, anlaşılmaya ihtiyacı var.
Bir öğrencinin son haftalarda yapabileceği en doğru şeylerden biri, çalışma düzenini gerçek sınav saatine göre ayarlamaktır. Denemeleri ciddiye almak, süre tutmak, yanlışları not etmek ve aynı hatayı tekrar etmemeye çalışmak önemlidir. Ama aynı derecede önemli olan başka bir şey daha var: Uyku. Yorgun bir zihin, bildiğini de karıştırır. Gece yarılarına kadar masa başında kalmak bazen çalışma değil, sadece vicdan rahatlatma çabasıdır.
Sınav sabahı da aslında haftalar öncesinden başlar. Son gece panikle konu yetiştirmeye çalışan, uykusuz kalan, kahvaltı yapamayan bir öğrencinin sınav salonunda kendini iyi hissetmesi kolay değildir. Bu yüzden son günleri telaşa değil, dengeye ayırmak gerekir. Kalemi, kimliği, giriş belgesi kadar öğrencinin ruh hali de sınava hazırlanmalıdır.
Unutmamak gerekir ki hiçbir sınav, bir çocuğun bütün hayatını tek başına anlatamaz. Evet, YKS ve LGS önemlidir. Emek isteyen, ciddiye alınması gereken sınavlardır. Ama bir öğrencinin değeri, bir optik forma sığmaz. Bir yanlış, bir boş, bir düşük net hayatın sonu değildir. Bazen sınavı kazandıran şey sadece bilgi değil; o masaya otururken “Ben elimden geleni yaptım” diyebilmektir.
Bu yüzden öğrencilere son tavsiye şu olabilir: Korkmayın, dağılmayın, kendinizi başkalarıyla yarıştırmayın. Her gün küçük ama gerçek bir adım atın. Bilmediğiniz konulara dürüstçe bakın, bildiklerinizi sağlamlaştırın. Telefonu biraz uzağa koyun, uykunuzu hafife almayın, denemelerdeki yanlışlardan kaçmayın. Ve en önemlisi, sınava girerken sadece kaygınızı değil, aylardır verdiğiniz emeği de yanınıza alın.
Çünkü bazen başarı, her şeyi bilmek değil; o heyecanın içinde bildiğini unutmayacak kadar sakin kalabilmektir.