Kırgızistan'a yaptığım her ziyarette aynı derin duyguları yaşıyorum. Sanki yabancı bir ülkeye değil, atalarımın yurt tuttuğu topraklara gidiyorum. Bu kadim coğrafyada dolaşırken kendimi hiçbir zaman misafir gibi görmedim. Çünkü burada gördüğüm hayatın birçok izini çocukluğumun Anadolu'sunda yaşadım.
Yaz mevsimi geldiğinde Malatya ve Sivas arasında 2375 rakımda bulunan Yamadağı'nda aşiretimize ait yaylalara çıkarak, kıl çadırlarda aylarca yaşayan, emeği, paylaşmayı ve dayanışmayı hayatının merkezine koyan insanların hikâyesi aslında hepimizin ortak hikâyesidir.
Anadolu ile Kırgız bozkırları arasında kilometreler olsa da gönüller arasında hiçbir mesafe yoktur. Aynı kültürün, aynı inancın ve aynı medeniyet anlayışının izleri bugün de bütün canlılığıyla yaşamaktadır.
Bu düşüncelerle, Romanya-Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Tamer Atalay'ın öncülüğünde oluşturulan heyetle Kırgızistan'da bir dizi ziyaret gerçekleştirdik.
Sayın Atalay'ın yıllardır planlayıp da gitmek istediği ama iş yoğunluğu sebebiyle gidemediği ata yurduna bu ziyareti, kalıcı izler bırakarak ve ayağının tozuyla özellikle sağlık alanında yapılan protokol ile taçlanmış oldu.
İş insanları, akademisyenler, sağlık sektörü temsilcileri ve gazetecilerden oluşan heyetimizin ortak amacı yalnızca ekonomik ilişkileri geliştirmek değildi. Asıl hedefimiz, Türk dünyasının ortak geleceğine katkı sağlayacak kalıcı iş birliklerinin temelini atmaktı.
Gerçekleştirilen görüşmelerde sağlık, ticaret, sanayi, yatırım ve eğitim alanlarında önemli değerlendirmeler yapıldı. Kırgızistan'ın sahip olduğu potansiyelin doğru yatırımlarla çok daha güçlü bir noktaya ulaşabileceği konusunda ortak kanaat oluştu.
Dr. Tamer Atalay'ın ortaya koyduğu vizyon ise dikkat çekiciydi. Romanya'nın Avrupa Birliği içindeki stratejik konumunu Kırgızistan için bir fırsata dönüştürmeyi hedefleyen bu yaklaşım, Türk dünyasının kendi imkânlarıyla birbirini güçlendirebileceğini gösteren önemli bir adımdır.
Öncelikle bu süreçte, Türk Devletleri'nin Türkiye'deki büyükelçiliklerinin yürüttüğü kamu diplomasisinin kardeşlik bağlarının güçlenmesine önemli katkılar sunduğunu ifade etmek isterim.
Bu noktada Kırgızistan'ın Ankara Büyükelçisi Sayın Ruslan Kazakbayev'in gayretleri ayrı bir takdiri hak ediyor. Türkiye'nin dört bir yanında kurduğu samimi diyaloglar, yalnızca diplomatik ilişkileri değil; ekonomik, kültürel ve insani bağları da güçlendirmektedir.
Gönül ister ki bizim büyükelçiler, görev yaptıkları ülkelerde yalnızca resmî temaslarla yetinmeyip, gönüllere dokunan bir anlayışla kardeşlik köprüleri kursun.
Bugün Türk dünyasının birbirine her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır.
Siyasi sınırlar bizi ayırabilir; ancak tarihimiz, dilimiz, dinimiz, kültürümüz ve ortak hafızamız bizi tek bir milletin parçaları hâline getirmektedir.
Kırgızistan'da ve Türk coğrafyasında bunu çok daha net gördüm.
Uzun yıllar baskı altında kalmasına rağmen millî kimliğini, geleneksel yaşamını, kültürünü ve inancını koruyan Kırgız halkı, bugün modernleşme yolunda kararlı adımlarla ilerliyor. Geleneklerinden kopmadan gelişmeye çalışan bu anlayış, geleceğe umutla bakan güçlü bir devletin en önemli teminatıdır.
Ancak bu coğrafya aynı zamanda büyük ekonomik ve siyasi rekabetlerin merkezinde yer alıyor. Özellikle Orta Asya üzerinde etkisini her geçen gün artıran küresel güçler, özellikle Çin, bölgenin geleceğini şekillendirmeye çalışmakta; Rusya'nın da bölge üzerindeki baskısı ve hegemonyası realitesini korumaktadır.
Bu durum ülkelerin Rusya'ya karşı bağımlılığını artırmaktadır.
Elbette ki bu sonuç, yıllardır bir araya gelmek isteyen Türk birliğini ve Turan birliğini olumsuz yönde etkilemektedir.
Türkiye'nin son yıllardaki Türk dünyasının birleştirici gücü olması yönündeki gayretleri takdire şayandır. TİKA, Yunus Emre Enstitüsü, YTB, Türk Kızılayı ve büyükelçilikler nezdinde yapılan çalışmalar, bölgelerdeki tarihî ve kültürel varlıkların ayağa kaldırılmasına, tarih birliğinin yeniden pekişmesine, beraberinde de Türk Devletleri Teşkilatı ve TÜRKSOY gibi yapıların oluşmasına vesile olmuştur.
Özellikle Türk dünyası ile ilgili yapmış olduğu çalışmalarla tanınan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Kürşat Zorlu'nun, Türk Devletleriyle İlişkiler Başkanlığına getirilmesi Türk dünyasının geleceğine dair umutlarımızı fazlasıyla yeşertti.
Kürşat Hoca'nın Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Nevruz Bayramı'nın millî bayram olarak kutlanması yönündeki girişimleri, aynı anda Türk dünyası ile kutlanıyor olması Türk coğrafyasında takdirle karşılandı. Bunu önemli bir adım olarak değerlendirmekteyim.
İşte tam da bu noktada Türk iş dünyasına tarihî bir sorumluluk düşüyor.
Kardeş ülkelerimize yapılacak her yatırım, yalnızca ekonomik bir kazanç olarak görülmemelidir. Bu yatırımlar aynı zamanda ortak kültürümüzün, ortak tarihimizin ve ortak geleceğimizin güçlenmesine hizmet edecektir. Türk girişimcileri, sanayicileri ve yatırımcıları ata yurduna yönelmeli; bilgi, teknoloji ve sermayelerini kardeş ülkelerle paylaşmalıdır.
Bizler Kırgızistan'da bulunduğumuz süre boyunca bunu açıkça hissettik. Görüştüğümüz kurumlarda Türkiye'ye karşı büyük bir güven ve samimiyet vardı. Türkiye'nin tecrübesinden yararlanmak, Türk yatırımcılarını görmek ve ortak projeler üretmek istediklerini açık yüreklilikle ifade ettiler. Her gittiğimiz makamda şunu gördük ve duyduk: "Türkiye'nin gücü Türk dünyasının gücüdür."
Bu açıdan ilgi ve güveni doğru değerlendirmek zorundayız. Çünkü yarın çok geç olabilir.
Ben inanıyorum ki Dr. Tamer Atalay'ın öncülüğünde gerçekleştirilen bu ziyaret, yalnızca bir iş gezisi olarak hatırlanmayacaktır. Bu ziyaret; Türkiye, Romanya ve Kırgızistan arasında ekonomik iş birliğini güçlendirecek, Türk dünyasının dayanışmasına katkı sunmakla kalmayıp Romanya-Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası nezdinde Kırgızistan ve Romanya ile kurulacak diyaloglarla Avrupa Birliği'nde de geleceğe uzanan yeni gönül köprülerinin kurulmasına vesile olacaktır.
Türk dünyasının geleceği, birbirini uzaktan izleyen ülkeler olmakla değil; birlikte üreten, birlikte yatırım yapan ve birlikte büyüyen bir anlayışla inşa edilecektir.
Kırgızistan'dan ayrılırken bir kez daha şuna inandım: Ata yurduna atılan her adım, aslında Türk dünyasının ortak geleceğine atılmış bir adımdır.
"Çünkü biliyorum ki; Türkiye'nin gücü Kırgızistan'ın gücü, Kırgızistan'ın gücü ise Türk dünyasının gücüdür. Güçlü Türk dünyası ise güçlü bir geleceğin en sağlam teminatıdır."
Bu seyahatte kendilerini tanımaktan her zaman büyük onur duyduğum yol başçımız Romanya-Türkiye Ticaret ve Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Tamer Atalay başta olmak üzere, oda başkan yardımcıları Mehmet Ali Baraş ve Ömer Gökmen, Genel Sekreter Kadir Tokay'a; bizleri ekibimiz ile birlikte Bişkek'te malikânesinde ağırlayan ve Kırgızistan'da yapmış olduğu yatırımlarla iki ülke arasında gönül ve ekonomik birliği tesis eden Elazığ Palu'lu hemşehrim iş insanı Beta Store'un sahibi Yusuf Uğur Bey'e sonsuz teşekkürler.
Heyetimizde yer alan gazeteci dostlarım İpek Yolu Kamu Diplomasisi Teşkilatı Genel Başkanı Dr. Seyfullah Türksoy, Milliyetçi Gazeteciler ve Yazarlar Cemiyeti Genel Başkanı İsmail Türk, GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkanı Zeynel Abidin Kıymaz, Yeniçağ gazetesi yazarı Ramazan Akgün, iş insanları Mustafa Başkurt, Cengiz Doğan, Zafer Akaça, Ümit Or, Hüseyin Or; grubumuza yeni dâhil olan Türk dünyası sevdalıları değerli akademisyen ve bilim insanları Prof. Dr. Can Eyigör, Doç. Dr. Mustafa Çağdaş Çayır ve Yrd. Doç. Op. Dr. Bülent Şen, Dr. Tahir Atik ile bir dahaki Türk dünyası gezisinde buluşmak üzere yüreğimizdeki özlemi, hasreti, yeniden vuslata kavuşmanın arzusunu Tanrı dağlarının kalbine bırakarak ata yurtlarından ayrıldık. Geride bıraktığımız dostlara selam olsun...
Kalın sağlıcakla.