Bugün Malatya’dan Elazığ, Bingöl’e istikametine doğru arkadaşlarımla birlikte yol alırken gözüm, yol kenarında bulunan şehitlerimizin anıt mezarlarına takıldı.
Bir anda sustum…
Her geçişimde olduğu gibi yine aynı derin duyguları yaşadım. Aradan yıllar geçmemiş olmasına rağmen, o karanlık günler yeniden gözümün önüne gelmişti.
İnsan bazı yerlerden sadece geçip gidemez.
Çünkü orada toprağa düşenlerin hikâyesi vardır.
Orada bir annenin yürek yarası, bir babanın evladından duyduğu gururu, bir kardeşin canı, bir eşin hayat arkadaşı, bir çocuğun babası yatmaktadır.
Benim de çocuklarım var. Allah herkesin çocuğunu kendisine bağışlasın.
Her şehit kabirlerinin ve anıt mezarın önünden geçtiğimde kendimi şehitlerimizin ailelerinin yerine koyarım.
“Ya benim evladım, kardeşim, yeğenim, amcam yada dayım olsaydı?” diye düşünürüm.
İşte o zaman terörün ne büyük bir acı olduğunu insan yüreğinde daha derinden hissediyor.
24 Mayıs 1993’te bu topraklarda daha yüzündeki tüyler yeni yeni belirlenen evlatlarımızı vatani görevini yapmak üzre görev yerine giden askerlerimizin yanı sıra öğretmenlerimizi ve sivil vatandaşlarımızı da teröre kurban verdik.
Üstelik kancıkça, alçakça ve canice…
O evlatlarımızın, o yiğitlerimizin kim bilir ne hayalleri vardı!
Öyle ki; bazıları ilk defa vatan toprağının ve coğrafyasını ilk defa nedeniyle göreceklerdi…
Kim bilir belki de içlerinden bazıları geleceğini gittikleri o yerde vatan görevinden sonra inşa edeceklerdi…
Hayalleri vardı onların.
Sevdikleri, aileleri, yarım kalan umutları vardı.
Ama terör bütün bu hayatları bir anda kararttı.
Ben her geçişimde durup tüm şehitlerimize bir Fatiha okurum.
Sonra yoluma devam ederim.
Âmâ aklım hep oralarda kalır. Çünkü bazı yerler sadece bir mezarlık değildir.
Hatıradır. Emanettir. Hafızadır.
Çanakkale’de Conkbayırı da, Anafartalar’da, Sarıkamış’ı, Iğdır’da, Ardahan’da, Erzurum’da, Van’da, Afyonkarahisar’da ve vatanın dört bir yanında şehit düşen bütün kahramanlarımızı da aynı duygularla anarım.
Onlar bu milletin ortak değeridir.
Ve bugün bize düşen, onların bıraktığı emaneti korumaktır.
Peki bu emanet sadece vatan toprağını korumak mıdır?
Bence hayır.
Aynı acıların yeniden yaşanmasını önlemek de şehitlerimize karşı sorumluluğumuzdur.
İşte bugün Türkiye’nin önünde duran Terörsüz Türkiye hedefini bu açıdan değerlendirmek gerekiyor.
Devletin terör örgütünün silah bırakması ve terörün tamamen sona ermesi yönünde ortaya koyduğu irade, yıllardır yaşanan acıların bir daha yaşanmaması açısından önemli bir fırsat olarak görmekteyim.
Bunu geçmişi unutmak olarak görmemeliyiz.
Tam tersine…
Geçmişte yaşadığımız acılardan ders çıkararak geleceği kurmak olarak görmeliyiz.
Çünkü terörün kazananı olmadı.
On yıllar boyunca Türküyle, Kürdiyle bu ülkenin insanları kaybetti.
Anneler evlatlarını kaybetti.
Çocuklar babasız kaldı.
Bölgemiz ekonomik ve sosyal açıdan büyük bedeller ödedi.
Bugün silahların susması, terörün sona ermesi ve meselelerin kendi devletimiz, kendi milletimiz ve demokratik siyaset zemininde çözülmesi halinde bundan en büyük faydayı kim görecek?
Bölge halkı görecek.
Türkiye görecek.
Ve elbette 85 milyon insanımız kazanacak.
Çünkü terörün olmadığı bir Türkiye; yatırımın, üretimin, eğitimin, turizmin ve kardeşliğin daha güçlü olduğu bir Türkiye demektir.
Ben şehitlerimizin anıt mezarlarının önünden geçerken artık sadece geçmişi düşünmek istemiyorum.
Onların hatırasından geleceğe de bir mesaj çıkarmak istiyorum:
Bir daha bu topraklarda hiçbir anne evladını teröre kurban vermesin.
İşte gerçek mesele budur.
Şehitlerimizi unutmayacağız.
Yaşananları hafızamızdan silmeyeceğiz.
Ama geçmişin acısını geleceğin çocuklarına miras bırakmayacağız.
Çünkü gerçek vatanseverlik, acıları sürekli büyütmek değil; o acılardan ders çıkarıp yeni acıların önüne geçmektir.
Ecdadımızdan yadigar Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan 85 milyon insanımızla birlik ve beraberlik içerisinde sonsuz dek ilelebet var olmak dileğiyle …
Kalın sağlıcakla.