Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Üretmeyen Eleştirmenlerin Gölgesinde Cihangir ve Kadıköy Sanatçılığı

Üretmeyen Eleştirmenlerin Gölgesinde Cihangir ve Kadıköy Sanatçılığı
Paylaş:
N

Cihangir’in dik yokuşlarına konumlanmış üçüncü nesil bir kahvecide ya da Kadıköy’ün Moda sahiline çıkan o cıvıl cıvıl ara sokaklarında, masalarda tüten nitelikli kahve kokularına genellikle epik proje konuşmaları eşlik eder.

Saatlerce süren o masalarda devrimsel albümler yapılır, ana akımı sarsacak bağımsız filmler çekilir, ödüllü tiyatro oyunlarının temelleri atılır; en azından teoride durum hep böyledir. Ancak bu güzel semtlerin konforlu entelektüel alanlarında, sanatın ve müziğin kalbinde atan o asıl yaratıcı damarı kurutan sinsi bir psikolojik salgın var: Üretmeyen eleştirmenlik ve bunun doğurduğu derin mahalle baskısı. Masanın bir ucunda, hayatında belki de tek bir nota basmamış, kamerayı eline almamış ya da tek bir sahne yazmamış, ancak dünyadaki tüm sanat külliyatına hakim olduğunu iddia eden "her şeyle dalga geçen" o tip oturur. Bu kişi, narsisistik savunma mekanizmalarının ve gizli bir aşağılık kompleksinin esiri olarak, başkalarının üretkenlik cesaretini daha filizlenirken baltalamayı ne yazık ki görev edinmiştir. Kendi yetersizlik hissini ve eylemsizliğini saklamanın en kolay yolu, üreten insanın açığını bulmak, onu hafif bir istihzayla alaya almak ve "kedi uzanamadığı ciğere mundar der" misali projesini değersizleştirmektir. Bu toksik entelektüel iklimde, risk alıp hata yapmaktansa, oturduğu yerden ahkam keserek kusursuz kalmayı seçen yengeç sepeti zihniyeti hakimdir. Masanın diğer ucunda ise, elinde gerçek bir yetenek, taze bir beste taslağı ya da harika bir senaryo fikri tutan, ancak "Cihangir entelijansiyası ne der?", "Kadıköy tayfası beni çiğ çiğ yer mi?" korkusuyla felç olmuş o genç sanatçı adayı yer alır. Bu üretici ruh, sosyal anksiyete ve reddedilme korkusuyla öyle bir "analiz felci" yaşar ki, dışsal denetim odağının esiri haline gelerek kendi özgün sesini tamamen kısar. Sürekli eksik arayan o kibirli bakışların altında ezilmemek için ya sahte bir kusursuzluk arayışıyla projesini hiçbir zaman bitirmez ya da öğrenilmiş çaresizlikle o masadan hiç kalkmadan sadece kahvesini yudumlamaya devam eder. Nihayetinde, Cihangir ve Kadıköy sokakları, üretemeyenlerin gürültülü eleştirileri yüzünden, kendi ürettikleri korku hapishanesine kilitlenmiş ve potansiyelini masada bırakmış binlerce sessiz sanatçının hayalet projesine ev sahipliği yapar.Peki, bu tıkanmış döngüyü sevgiyle ve saygıyla nasıl kırabiliriz, hem eleştiren hem de eleştiriden kaçan dostlarımıza nasıl bir yol haritası sunabiliriz? Gelin, kahvelerimizden birer yudum daha alıp bu duruma biraz daha yakından, yapıcı bir gözle bakalım.İlk sözüm, masanın o her şeyi bilen, ironi ve alayla zırhlanmış kıymetli eleştirmen tarafına. Sevgili dostum, içindeki o muazzam entelektüel birikimi, sinema ve müzik tarihine olan derin hakimiyetini sadece başkalarının defolarını bulmak için harcamak, inan senin o parlak zihnine haksızlık. İnsan yapmadığı, taşın altına elini koymadığı sürece hep güvendedir ama hiçbir zaman gerçekten var olamaz. Bir başkasının ham ve eksik doğmuş projesiyle dalga geçmek yerine, o projeye omuz vermeyi ya da kendi masandaki o tozlu defterleri açıp ilk cümleyi yazmayı denesen nasıl olur? İnan bana, kusurlu bir üretim, kusursuz bir eylemsizliğin getirdiği o gizli mutsuzluktan çok daha şifalıdır. Eleştirinin yıkıcı dilini bırakıp, yapıcı bir mentorluğa dönüştürdüğünde, o çok sevdiğin sanat camiasının gerçekten bir parçası olduğunu hissedeceksin.Ve masanın diğer ucunda, heyecanla ürettiği o ilk demoyu, yazdığı o ilk tiyatro sahnesini cebinde saklayan, kalbi pırpır atan güzel dostum, sana da bir çift sözüm var. Çevrendeki o gürültülü korunun, her şeyi çok bildiğini iddia eden o "keskin" gözlerin senin hevesini kırmasına lütfen izin verme. Unutma ki sanat, Cihangir'in ya da Kadıköy'ün kafelerinde herkesi memnun etmek için değil; senin içindeki o benzersiz sancıyı dışarı vurmak için var. İlk albümün mükemmel olmayacak, ilk filmin muhtemelen çok eleştirilecek, belki de bazı arkadaşların arkandan hafifçe gülümseyecek. Varsın olsun. Dünyayı değiştiren tüm büyük sanatçılar, o "elalem ne der" duvarını yıkan, hata yapma hakkını kendinde gören insanlardı. Lütfen o masadan kalk, kulaklıklarını tak ve kendi odanın yalnızlığında o projeyi tamamla. Eleştiriyi, yalnızca kendisi de üreten, üreçteki o sancıyı bilen insanlardan al; hiçbir şey üretmeyip sadece konuşanların sözlerini ise kahve fincanının tabağında bırak. Göreceksin ki sen cesaretle adım attıkça, o korktuğun mahalle baskısı arkanda sadece hafif bir rüzgar olarak kalacak.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı