Üniversite 2. sınıfta okuyan kızım Bade sabah beni aradı. “Baba, hesabımdaki para gitmiş.” Sessiz kaldım… Aldığı burs, annesinden aldığı harçlık, bir de KYK kredisi; hepsi çöp edilmişti Betül diye bir kadın tarafından. “Hepimizin parası gitti ne yazıktır!..” dedim üzülerek… Sonuçta emeğin, gecenin gündüzün mesaisinin, çok koşturmanın, mürekkepli ellerin, düğünde takılacak gram altının bir karşılığıydı; şimdi karşılığı olmayan hesapta.
Betül ne yapmıştı paramızı? Dediklerine göre; gözü doymamış; artsın hep artsın, hep benim olsun, zengininki de, emeklininki de, işçininki de, memurunki de, yok yetmez öğrencininki de; vay be, az mı oldu; yetiminkinin de. Hayatta görmediği ve Allah tarafından müdahale ile bir daha göremeyeceği devasa miktar para ile bu gariban insanların paralarından gökyüzündeki bulutlara kadar kule yapmaya kalkışmıştı….
“Bana bir şey olmaz.” dedi... Kendi mottosuna inandıracak eylemlerle “hep bana hep bana” diyerek topladı ve milyarların sahibi oldu; aslında olduğunu sandı…
Ve zamanı geldi, korktu. “Yağ satarım, bal satarım, ustam ölmüş ben satarım.”
“Satamazsam ekmeğime sürüp ellerimi de yalarım.” dedi umursamayarak ama çok korkarak. Ne de olsa “Para şeytanın dünyadaki ortağı.”
Bir gün dediler: “Şimdi hesap zamanı… Gel hesaplaşalım; anlat neymiş bu yağ, neymiş bu bal?”
Betül durdu; beyninde para hesaplarından ötürü bu sorulara cevap verecek yeterli alan, yeterli işlemci kalmamıştı.
Savcı sordu: “İyi düşün.” “Aklım karıştı.” dedi Betül.
“Peki.” dedi savcı. “Sana sessiz bir yer verelim. Aklında ve vicdanında yer aç; seçim senin… Düşün neler olmuş; ölmüş ustanın ardından, yağı balı satarken.”
Şimdi mapusta Betül… Ona, bu ülkenin milletinden eşsiz fırsat. Hakkını yediklerini düşünsün bakalım...