“Efendiler, yarın Cumhuriyet’i ilan edeceğiz.” Mustafa Kemal Paşa’nın bu sözleriyle Türk Milleti’nin kaderi değişti. Tarihler 28 Ekim 1923’ü gösteriyordu. Kurtuluş Savaşı’ndan henüz çıkmış bir millet, biraz yorgun ama daha çok umutluydu. Şanlı zaferin ardından Türk milleti küllerinden yeniden doğdu.
Mustafa Kemal Atatürk, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’i ilan etti. Cumhuriyet, Türk milleti için sadece bir yönetim değişikliği değildi. Cumhuriyet, zorlu savaşlar vermiş, şanlı zaferler kazanmış, savaş meydanının toprağı henüz hala paçalarından dökülmemiş bu millet için birçok değişimin öncüsü, sosyolojik yapılanmanın temeliydi.
Dönüşüm aslında Cumhuriyet’ten daha önce başlamıştı. 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasıyla başlayan dönüşüm, eğitimden hukuka, kadın haklarından ekonomiye kadar birçok alana uzandı. Yeni ve güçlü bir devlet kurmak için temelleri sağlam atmak gerekliydi. Atatürk önderliğinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kabul ettiği kanunlar ve kurulan kurumlar, Türk Milleti’nin bağımsızlığını güçlendirmek ve çağdaş bir toplum oluşturulmak amacıyla bu temele konulan yapı taşlarını oluşturuyordu.
Cumhuriyet reformlarının her biri ayrı zamanlarda ancak birbirini adeta bir yapboz parçası gibi tamamlayan düzenlemelerdi. Bugünden geçmişe bakıldığında ise, yapbozun tamamını Türkiye Cumhuriyeti oluşturdu.
CUMHURİYET İLAN EDİLDİ
Mustafa Kemal, Atatürk, Kurtuluş Savaşı’yla kazanılan bağımsızlığı millet egemenliğine dayanan bir devlet düzeniyle kalıcı kılmak için Cumhuriyet’in ilanına öncülük etti. Ve Türk milletinin bağımsızlığını dünyaya duyuran Cumhuriyet, 29 Ekim 1923’te ilan edildi. Mustafa Kemal Paşa, Meclis’te yapılan seçimle Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı oldu.
Cumhuriyet’in ilanı, vatanın bağımsızlığı için verilen mücadelenin siyasi alandaki belirleyici kazanımlarından biriydi. Cephede savaşan askerlerin, üretimi sürdüren köylülerin, cephane taşıyan kadınların ve işgale karşı direnen milletin fedakârlıklarıyla kurtarılan ülkenin geleceği, millî iradeye dayandırıldı. Cumhuriyet, egemenliğin kaynağını millette gören anlayışı devletin yönetim biçimine taşıdı; ortak vatan, bağımsızlık ve yurttaşlık değerlerini aynı çatı altında buluşturdu.
Türkiye için Cumhuriyet’in önemi, devletin yönetim biçimini belirlemenin ötesine uzandı. Eğitim, hukuk, kadın hakları ve ekonomi reformlarının siyasi zemini güçlendi; ülkenin kendi kararlarını kendi kurumlarıyla alması ve geleceğini kendi iradesiyle kurması esas oldu. 29 Ekim, bu nedenle hem bir kuruluş tarihi hem de bağımsızlığı koruma, millî birliği yaşatma ve gelecek kuşaklara daha güçlü bir Türkiye bırakma sorumluluğunun simgesi hâline geldi.
LAİK DEVLETİN VE YENİ YÖNETİM DÜZENİNİN KURULMASI
Türkiye Cumhuriyeti’nin millet iradesine dayanan kurumlarıyla yönetilmesi düşüncesiyle TBMM tarafından halifelik makamına son verildi. Osmanlı Hanedanı üyelerinin yurt dışına çıkarılmasını da öngören düzenleme, Cumhuriyet yönetiminin yanında ayrı bir tarihî otorite odağının varlığına da son vermiş oldu.
TÜRKİYE’NİN İLK ANAYASA’SI
Cumhuriyet, 1924 Anayasası’yla daha kapsamlı bir anayasal düzene kavuştu. Devletin temel organlarının görevleri ve yurttaşların hakları düzenlendi; millî egemenlik anayasal yapının merkezinde yer aldı.
Devletin işleyişi, Millî Mücadele’nin olağanüstü koşullarının ardından yeniden tanımlandı.
EĞİTİM BİRLİĞİ, HARF DEVRİMİ VE MİLLET MEKTEPLERİ
Bağımsızlığın korunması, eğitimli kuşakların yetişmesine bağlıydı. 3 Mart 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu’yla öğretim kurumları Millî Eğitim Bakanlığı çatısı altında toplandı. Ortak yönetim ve denetim sağlanarak millî eğitim sisteminin temeli güçlendirildi. Çocukların ortak yurttaşlık bilinciyle yetişmesi ve çağın bilgisine ulaşması hedeflendi.
Harf Devrimi, 1 Kasım 1928’de yeni Türk alfabesinin kabulüyle gerçekleşti. 1 Ocak 1929’da açılan Millet Mektepleri’nin başöğretmenliğini üstlenerek yetişkinlerin eğitimine de öncülük etti. Okuryazarlığın yaygınlaştırılması, yurttaşların bilgiye ulaşmasını ve günlük işlerini bağımsız yürütmesini kolaylaştırdı.
HUKUK DEVRİMİ VE KADINLARIN MEDENİ HAKLARI
Ortak hukuk düzeni kurma hedefi doğrultusunda 8 Nisan 1924’te şeriye mahkemeleri kaldırıldı. 17 Şubat 1926’da kabul edilen Türk Medeni Kanunu, evlilik, boşanma, miras ve mülkiyet ilişkilerini yeniden düzenledi. Resmî nikâh ve tek eşlilik esasları getirildi; kadınların aile ve miras hukukundaki konumu güçlendirildi.
Hukuk dönüşümü; 1 Mart 1926’da Ceza Kanunu, 22 Nisan’da Borçlar Kanunu, 29 Mayıs’ta Ticaret Kanunu ve 18 Haziran 1927’de Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun kabulüyle sürdü. Yurttaşların haklarını, ekonomik ilişkilerini ve mahkemelere başvuru yollarını düzenleyen ortak bir yapı oluşturuldu.
KADINLARIN, KÖYDEN MECLİS’E UZANAN SİYASİ HAKLARI
Kadınların toplumsal hayattaki varlığının ülke yönetimine de yansımasını destekleyen Atatürk, siyasi hakların genişletilmesine öncülük etti. Kadınlar 3 Nisan 1930’da belediye seçimlerinde, 26 Ekim 1933’te muhtarlık ve ihtiyar heyeti seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı kazandı.
5 Aralık 1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı. 8 Şubat 1935 seçimlerinde 17 kadın milletvekili Meclis’e girdi. Millî Mücadele’de sorumluluk üstlenen kadınların siyasi temsili sağlandı; millî egemenliğin temsil alanı genişledi.
KÖYÜN VE ÇİFTÇİNİN DESTEKLENMESİ
18 Mart 1924’te kabul edilen Köy Kanunu, muhtarın, ihtiyar meclisinin ve köy halkının görevlerini belirledi. Yol, su, okul ve temizlik gibi ortak ihtiyaçlara hukuki çerçeve getirildi; imece geleneği köy hizmetlerinin yürütülmesinde karşılık buldu.
17 Şubat 1925’te aşar vergisinin kaldırılmasıyla çiftçinin üzerindeki yükün azaltılması amaçlandı. Toprağı işleyen insanın güçlenmesi, savaşlardan çıkan ülkenin yeniden ayağa kalkmasının temel koşullarındandı. Köyün gelişmesi, millî ekonominin kalkınmasıyla birlikte ele alındı.
EKONOMİK BAĞIMSIZLIK: BANKALAR, DENİZCİLİK VE SANAYİLEŞME
Atatürk, askerî zaferin ekonomik bağımsızlıkla tamamlanması gerektiğini savundu. 17 Şubat-4 Mart 1923’teki İzmir İktisat Kongresi bu hedefe yön verdi. Onun girişimiyle 26 Ağustos 1924’te Türkiye İş Bankası kuruldu. 19 Nisan 1926’da kabul edilen Kabotaj Kanunu, limanlar arasındaki taşımacılığı ve belirli denizcilik faaliyetlerini Türk vatandaşlarına ve Türk bayraklı gemilere ayırdı.
28 Mayıs 1927’de Teşvik-i Sanayi Kanunu, 11 Haziran 1930’da Merkez Bankası Kanunu kabul edildi. 1934’te Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın uygulanmasıyla devlet öncülüğündeki yatırımlar güçlendi. 14 Haziran 1935’te MTA ve Etibank’ın kurulması, yeraltı kaynaklarının araştırılmasını ve yatırımları destekledi. Amaç, millî kaynakları üretime dönüştürerek dışa bağımlılığı azaltmaktı.
TOPLUMSAL YAŞAMDA DEĞİŞİM VE ORTAK YURTTAŞLIK
Atatürk’ün Kastamonu gezisinde öncülük ettiği kıyafet değişiminin ardından 25 Kasım 1925’te Şapka Kanunu kabul edildi. 30 Kasım 1925’te tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı. Bu düzenlemeler, kamu hayatını ve geleneksel kurumların toplumsal konumunu değiştirdi.
21 Haziran 1934’te Soyadı Kanunu çıkarıldı; 24 Kasım’da Mustafa Kemal’e Atatürk soyadı verildi. 26 Kasım’da lakap ve unvanlara ilişkin yasaklar, 3 Aralık’ta din görevlilerinin dinî kıyafet kullanımını düzenleyen kanun kabul edildi. Resmî kimliğin ad ve soyadıyla belirlenmesi ve ortak yurttaşlık anlayışının güçlendirilmesi amaçlandı.
TAKVİM, SAAT VE ÖLÇÜLERDE BİRLİK
26 Aralık 1925’te miladi takvim ve uluslararası saat sistemine ilişkin kanunlar kabul edildi. 1 Ocak 1926’da başlayan uygulama, kamu hizmetlerinde, ulaşımda ve ticarette zaman birliğini sağladı.
20 Mayıs 1928’de uluslararası rakamlar, 26 Mart 1931’de metre ve kilogramı esas alan ölçü sistemi kabul edildi. 27 Mayıs 1935’te hafta tatili pazar gününe alındı. Günlük işlemlerdeki karışıklıkların azaltılması ve uluslararası ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması hedeflendi.
MİLLÎ KÜLTÜR, DİL, TARİH VE ÜNİVERSİTE REFORMU
Atatürk’ün öncülüğünde 15 Nisan 1931’de Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti, talimatıyla 12 Temmuz 1932’de Türk Dili Tetkik Cemiyeti kuruldu. 19 Şubat 1932’de açılan Halkevleri, eğitim ve kültür çalışmalarını yaygınlaştırdı. Türkçenin ve tarihî mirasın araştırılması, millî kültürün bilimsel çalışmalarla desteklenmesi amaçlandı.
31 Mayıs 1933 tarihli üniversite reformuyla İstanbul Üniversitesi’nin kuruluş yolu açıldı. 14 Haziran 1935’te Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi’nin kuruluş kanunu kabul edildi; 1936’da Ankara’da konservatuvar eğitiminin temelleri atıldı. Bilim insanı ve sanatçı yetiştirmek, Cumhuriyet’in geleceğine yapılan yatırımlar arasında yer aldı.
BAĞIMSIZLIĞIN İLK ADIMI GENÇLERE ARMAĞAN EDİLDİ
20 Haziran 1938’de 19 Mayıs, Gençlik ve Spor Bayramı olarak kabul edildi. Atatürk’ün bağımsızlık mücadelesindeki ilk adımı, genç kuşakların eğitimi ve gelişimiyle buluşturuldu. Cumhuriyet’in, geleceğini gençlere emanet eden anlayış ulusal takvimde kalıcı bir yer kazandı. Bağımsızlığı koruma sorumluluğu yeni kuşakların ortak değerlerinden biri olarak yaşatıldı.
Gazi Mustafa Kemal, "Ey yükselen yeni nesil! İstikbal sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk, onu devam ettirecek sizlersiniz." sözleri ile Türkiye Cumhuriyeti’ni yeni nesle emanet etti.