Avrupa Obezite Kongresi’nin ilk kez İstanbul’da düzenlenmesi, Türkiye’de giderek büyüyen obezite krizini yeniden gündemin merkezine taşıdı. Kongrede değerlendirmelerde bulunan ve uluslararası obezite araştırmalarıyla tanınan Dr. Arya Sharma, obezitenin basit bir yaşam tarzı tercihi değil, biyoloji ve çevresel faktörlerin etkileşiminden doğan kronik bir hastalık olduğunu vurguladı.
Sharma, özellikle toplumda yaygın olan “irade ile kilo kontrolü” algısının bilimsel olarak eksik bir yaklaşım olduğunu belirterek, bu bakış açısının hastaları yanlış yönlendirdiğini söyledi. Ona göre obeziteyi yalnızca diyet ve egzersiz üzerinden değerlendirmek, hastalığın biyolojik kökenini göz ardı etmek anlamına geliyor.

“AYNI ÇEVREDE FARKLI SONUÇLAR: BELİRLEYİCİ OLAN BİYOLOJİ”
Dr. Sharma, obeziteyi anlamak için en kritik noktanın bireyler arasındaki biyolojik farklılıklar olduğunu ifade etti. Aynı yaşam koşullarına maruz kalan insanların farklı kilo sonuçları yaşadığını belirterek, bunun temel nedeninin çevre değil biyoloji olduğunu söyledi.
Uzman isme göre modern yaşam koşulları neredeyse herkes için benzer: yoğun iş temposu, düşük fiziksel aktivite, yüksek kalorili gıdalara kolay erişim ve sürekli reklam maruziyeti. Ancak bu ortak çevrede bile bazı bireylerin kilo alırken bazılarının sabit kalması, biyolojik mekanizmaların belirleyici olduğunu ortaya koyuyor.
“İRADE, BİYOLOJİYİ DEĞİŞTİRMEZ” UYARISI
Sharma’nın en dikkat çekici uyarısı ise “irade” kavramına yönelik oldu. Uzman isim, kilo verme sürecinde iradenin tek başına belirleyici olmadığını, biyolojik mekanizmaların davranışları ve metabolizmayı yönlendirdiğini söyledi.
“Biyoloji o kadar güçlü ki, ne kadar uğraşırsanız uğraşın iradenizle değiştiremezsiniz” ifadesini kullanan Sharma, özellikle uzun vadeli kilo kaybı girişimlerinin çoğunun neden başarısız olduğunu bu durumla açıkladı.
Diyet ve egzersizle kısa vadeli kilo kaybı sağlanabilse de, vücudun biyolojik dengeyi koruma eğilimi nedeniyle kilonun büyük oranda geri döndüğünü belirtti.
OBEZİTEDE TOPLUMSAL VE PSİKOLOJİK YÜK
Sharma, obeziteyle yaşayan bireylerin yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal baskı altında olduğunu da vurguladı. Kilo önyargısının hem toplumdan hem de sağlık sisteminden gelebileceğini belirten uzman, bunun hastalarda derin bir stres ve özgüven kaybına yol açtığını söyledi.
İçselleştirilmiş suçluluk duygusunun da hastalığın önemli bir parçası olduğunu ifade eden Sharma, birçok kişinin kilo sorununu “kişisel başarısızlık” olarak gördüğünü, bunun da tedavi sürecini zorlaştırdığını dile getirdi.

“GLP-1 İLAÇLARI OBEZİTE TEDAVİSİNDE DÖNÜM NOKTASI”
Son yıllarda geliştirilen GLP-1 grubu ilaçlara da değinen Sharma, bu tedavilerin obezite yönetiminde önemli bir kırılma noktası oluşturduğunu söyledi. Bu ilaçların sadece kilo kaybı değil, aynı zamanda tansiyon, uyku apnesi, karaciğer yağlanması ve metabolik hastalıklar üzerinde de olumlu etkiler gösterdiğini belirtti.
Ancak Sharma, bu ilaçların yanlış kullanımına karşı da uyarıda bulundu. Sosyal medyada yaygın şekilde görülen “estetik amaçlı kilo verme” yaklaşımının bilimsel olmadığını belirterek, GLP-1 tedavisinin mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gerektiğini vurguladı.
“Bu ilaçlar internetten alınarak kendi kendine kullanılacak ürünler değildir” diyen Sharma, tedavinin kişiye özel planlanması gerektiğini ifade etti.
TÜRKİYE’DE ARTIŞ ENDİŞE VERİYOR
Uzmanlar, Türkiye’de obezite oranlarının son yıllarda hızla arttığına dikkat çekiyor. Mevcut verilere göre yetişkin nüfusun büyük bir kısmı yüksek beden kitle indeksiyle yaşıyor ve bu oran giderek yükseliyor.
Sağlık uzmanları, bu artışın yalnızca bireysel yaşam tarzı değil, aynı zamanda sistemsel bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirtiyor.
TEDAVİYE ERİŞİMDE EN BÜYÜK SORUN: HASTALIK OLARAK GÖRÜLMEMESİ
Sharma’ya göre en temel sorunlardan biri, obezitenin birçok sağlık sisteminde hâlâ tam anlamıyla “kronik hastalık” olarak ele alınmaması. Bu durum, hekimlerin obezite yönetimi konusunda yeterli eğitim almamasına ve hastaların etkili tedaviye erişememesine yol açıyor.
Uzman, diyabet veya hipertansiyon gibi hastalıkların nasıl standart tedavi protokolleri varsa, obezite için de benzer tıbbi yaklaşımların geliştirilmesi gerektiğini savunuyor.
SONUÇ: “OBEZİTE KADER DEĞİL, TEDAVİ EDİLEBİLİR BİR HASTALIKTIR”
Dr. Sharma, tüm değerlendirmelerini özetlerken obezitenin bir kader ya da irade eksikliği değil, tedavi edilmesi gereken biyolojik bir hastalık olduğunu vurguladı. Uzmanlara göre bu yaklaşımın benimsenmesi, hem tedavi başarısını artırabilir hem de toplumdaki damgalanmayı azaltabilir.