Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Erdoğan, Mekke Anlaşması'nın taraf sayısını artırma peşinde

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın önemini vurgulayarak, barış ve istikrardan yana tavır alacaklarını belirtti. Erdoğan, Türkiye'nin anlaşmanın taraf ülke sayısını artırmaya hazır olduğunu ifade etti.

SİYASET 12.08.2026 12:03 Güncelleme: 12.08.2026 12:31 Sibel Eyüpoğlu 77 okuma Okuma Süresi: 10 dk
Erdoğan, Mekke Anlaşması'nın taraf sayısını artırma peşinde
Paylaş:
N

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Londra merkezli Şarku'l Avsat gazetesine verdiği röportajda, Türkiye'nin barış, istikrar ve kardeşlikten yana duruşunu sürdürdüğünü dile getirdi. Erdoğan, Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın bu iradenin bir yansıması olduğunu belirterek, taraf ülke sayısını artırma konusunda da istekli olduklarını vurguladı.

Erdoğan, röportajda, 'Mekke Ortak Savunma Anlaşması fikri, bölgemizde meydana gelen gelişmelerin yarattığı yeni durumlar ve ortak sorumluluk anlayışının bir sonucudur.' şeklinde konuştu. Kendileri için bölgesel meselelerin bölge ülkeleri tarafından sahiplenilmesi ve çözülmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, 'Bölgenin sorunlarını kendi aktörleri çözmelidir. Bu konuda ilk adımı attık.' dedi.

Son dönem olaylarının, kardeş ve dost ülkeler arasındaki işbirliğinin önemini bir kez daha gözler önüne serdiğini kaydeden Erdoğan, Türkiye'nin çatışmaların derinleşmesini önlemek için diyalog ve istişare kanallarını güçlendirmeyi savunduğunu söyledi. Erdoğan, kalıcı barışın yalnızca çatışmaların sona ermesiyle değil, karşılıklı güven, siyasi irade ve ortak gelecek perspektifi ile sağlanabileceğini belirtti. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın da bu anlayışın bir yansıması olduğunu söyledi.

Bu anlaşmanın, bölgedeki huzur arayışında olan tüm kardeş ülkelere açık olduğunu söyleyen Erdoğan, 'Türkiye olarak biz, geçmişte olduğu gibi bugün de barıştan, istikrardan ve kardeşlikten yana tavır koymaya devam ediyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı bu iradenin somut bir tezahürü olarak görüyoruz ve taraf ülke sayısını artırmaktan çekinmiyoruz.' ifadelerini kullandı. Ayrıca, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'nin işbirliği ve dayanışma dönemine girdiğini belirtti.

Erdoğan, Mekke'de ortaya çıkan üçlü mekanizmayı geçici bir tepki olarak görmenin yanıltıcı olabileceğini ifade etti. 'Anlaşma, ABD ile İran arasındaki gerilimin seyrini etkileyebilir, ancak Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nı sadece bu gerilime bağlı bir gelişme olarak değerlendirmek yanıltıcı olur.' şeklinde konuştu.

Birleşmiş Milletler Şartı'nın 51. maddesinde tanımlanan savunma hakkını onaylayan bu anlaşma, herhangi bir ülkenin hedef alınmadığını ve bölgenin huzurunu, refahını ve istikrarını amaçlayan tüm kardeş ülkelerin katılımına açık olduğunu belirtmektedir. Bizim vizyonumuz yalnızca üç ülke ile sınırlı kalmayıp, daha geniş bir perspektifle hareket ederek, mümkünse bir gün bölgemizdeki tüm devletlerin bu çatı altında bir araya gelmesini sağlamak ve kalıcı istikrarı tesis etmektir. Bugün attığımız adımın geçmişi de elbette mevcuttur. Uzun zamandır bu anlaşma, birlikte imza attığımız ortaklarla ve diğer bölge ülkeleriyle gerçekleştirdiğimiz müzakerelerde gündemimize almış olduğumuz konulardan biri olmuştur.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bölgelerinde barış, güvenlik ve istikrarın güçlendirilmesi adına ilgili ülkelerin düzenli istişarelerde bulunmaları gerektiğini uzun süredir dile getirdiklerini ve bu yönde hareket ettiklerini ifade etti. Erdoğan, "Çünkü dışarıdan dayatılan çözümlerin bölgede ne tür sorunlara yol açabileceğini biliyoruz," ifadesinde bulundu.

Bu nedenle Türkiye'nin her zaman bölge ülkelerinin kendi iradeleri ve ortak aklının belirleyici olması adına politika izlediğinin altını çizen Erdoğan, şunları ekledi: "Dolayısıyla Mekke'de geliştirdiğimiz üçlü mekanizmayı sadece anlık gelişmelere bir tepki olarak değerlendiremeyiz. Bu adım, değişen bölgesel koşullara yanıt verecek şekilde geliştirilmiş stratejik bir iradedir. Türkiye, sürekli olarak gerilimlerin değil, diplomasinin, çatışmanın yerine diyaloğun, ayrışmanın aksine bölgesel işbirliğinin güçlenmesini tercih eden bir ülke olarak, bölgemizde kalıcı bir barış ve istikrar sağlamak için sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edecektir."

"Amaç sadece bölge huzuru, istikrarı ve halklarımızın refahı"

Erdoğan, "Anlaşma savunma niteliği taşımaktadır, ancak metninde taraflardan birine yapılacak herhangi bir saldırının, üç tarafa da yapılmış sayılacağı açıkça belirtilmektedir. Bu doğru mudur?" sorusuna, "Evet, Mekke Ortak Savunma Anlaşması, isminden de anlaşılacağı üzere ortak bir savunma perspektifini esas alıyor," şeklinde yanıtladı.

Mekke-i Mükerreme'deki kardeş ülkelerle böyle bir anlaşmaya imza atmanın özel bir anlamı olduğunun ve bunun kendilerini mutlu ettiğinin altını çizen Erdoğan, görüşlerini şöyle ifade etti:

Mekke Ortak Savunma Anlaşması, öncelikle kolektif caydırıcılığı esas alan bir yapı olarak tanımlanıyor. Bu anlaşma, güvenlik ve savunma işbirliklerini geliştirecek, savunma sanayisinde ortak projelerin hayata geçirilmesini sağlayacak ve terörizmle mücadelede ülkeleri destekleyecek bir çerçeve sunuyor. Anlaşmanın hedefi, herhangi bir ülkeyi hedef almak değil, bölge huzurunu sağlamak, istikrarı artırmak ve halkların refahını yükseltmek olarak belirlenmiş durumda. Anlaşma metninde açıkça belirtildiği üzere, taraflardan birine yönelik güvenlik tehdidi, diğer taraflarca ortak bir güvenlik meselesi olarak ele alınacak. Ancak bu durumun sadece askeri bir hüküm olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanıyor. Anlaşmanın esas amacı, caydırıcılığı artırmak, tarafların güvenliğini karşılıklı dayanışma çerçevesinde güçlendirmek ve bölgesel istikrarı sürdürmek olarak öne çıkıyor.

Erdoğan, Türkiye'nin son yıllarda savunma ve güvenlik alanında gerçekleştirdiği atılımların herkes tarafından takdir edildiğini ifade etti.

Erdoğan, bu süreçte kardeş ve dost ülkelerle işbirlikleri ve anlaşmalar yaparak bölgenin barış ve istikrarına katkı sağladıklarını belirtti. Ayrıca, bu anlaşmaya imza atan ülkelerin birbirlerine tehdit oluşturmayacakları ve güvenliği garanti etme taahhüdünde bulundukları mesajını verdi. Erdoğan, "Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın mesajı son derece net; birimizin güvenliği, hepimizin güvenliğidir. Bu anlayışı bölgemizde kapsayıcı bir şekilde hayata geçirdiğimizde, kalıcı barış, istikrar ve refah ortamını hepimizin yararına oluşturabileceğimize inanıyoruz." dedi.

"Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır"

Erdoğan, Orta Doğu'daki bölgesel güçlerin, daha önce büyük güçlerle sınırlı olan güvenlik ve istikrar sağlama sorumluluğunu üstlenmeye karar verip veremeyecekleri sorusuna şu şekilde yanıt verdi: "Artık bölge ülkeleri, kendi güvenlikleri, istikrarları ve geleceklerinin sorumluluğunu daha fazla üstlenmek zorundalar. Bizim uzun zamandır savunduğumuz görüş de budur. Bölgenin meselelerini en iyi bilenler, o bölgenin ülkeleri ve halklarıdır. Bölgedeki gelişmeler elbette küresel etkilere yol açabilir. Bölgesel sahiplenmenin, dayanışmanın ve ortak iradenin güçlenmesi, küresel istikrarın da pekişmesine katkı sağlayacaktır."

Erdoğan, Türkiye olarak bölge ülkelerinin birbirleriyle daha sağlam mekanizmalar kurmasını ve güvenliği birlikte tesis etmesini oldukça önemli bulduklarını belirtti. Bölge ülkeleriyle mevcut işbirliklerini kalıcı hale getirmenin faydalı olduğu düşüncesini aktardı.

Bu bağlamda, bölgedeki ülkelerin kendi güvenliklerini ve ekonomik istikrarlarını kurumsal ilişkiler aracılığıyla sağlaması gerektiğine inanıyoruz. Günümüzde ortaya çıkan durum, bölgenin geleceğinin, bölge ülkelerinin iradelerine bağlı olarak şekillendirilmesi gerektiğini en net biçimde ortaya koyuyor. Amacımız, dışlayıcı bloklaşmalara yönelmek değil; egemenliğe, toprak bütünlüğüne saygıya sahip, karşılıklı güvene ve ortak çıkarları gözeten bir bölgesel işbirliği düzeni oluşturmak. Türkiye, bu anlayış doğrultusunda hareket ederek, gerektiği zaman sorumluluk almaya ve bölgede barış, istikrar ile güvenliğin artırılması için diplomatik çabalarını kararlılıkla sürdürmeye devam etmektedir.

"Huzurun olmadığı yerde refahın sürdürülebilir olması mümkün değil"

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Mekke Anlaşması'nın, küresel ekonomi açısından büyük önem taşıyan Körfez bölgesinde güvenliğin güçlendirilmesine katkı sağlayacağına inanıyor musunuz?" sorusuna, "Elbette inanıyorum, inanıyoruz. En başından beri ifade ettiğim üzere bölgenin refahına, huzuruna ve güvenliğine hizmet edecek bir anlaşmaya imza attık." şeklinde yanıt verdi.

Körfez bölgesindeki güvenliğin, yalnızca o bölgenin ülkeleri için değil, tüm küresel ekonomi ve uluslararası ticaret açısından büyük bir öneme sahip olduğunu vurgulayan Erdoğan, sözlerine devam etti:

"Enerji arz güvenliği, deniz yollarının güvenliği, ticaretin sürekliliği ve küresel ekonomik istikrar gibi birçok konu, bu bölgenin huzuruyla doğrudan bağlantılıdır. Bu, soyut bir ifade değildir; son birkaç ayda yaşanan olaylar bunu açık bir şekilde ortaya koydu. Bu nedenle, Körfez'de güvenlik ve istikrarı artırmaya yönelik her adımı, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel barış ve refah açısından da son derece değerli buluyoruz. Mekke Ortak Savunma Anlaşması'nın, bölgenin ortak güvenlik ve dayanışma anlayışına büyük katkılar sunacağına ve bölgede paradigmayı köklü şekilde değiştireceğine inanıyoruz."

Erdoğan, güvenlik ile ekonomik kalkınmanın bir arada değerlendirilmesi gerektiğine dikkati çekerek, "Siyasi istikrar ve ekonomik kalkınma birbiriyle bağlantılıdır. Avrupa, büyük savaşların ardından önce güvenlik ve istikrar sağladı, ardından ekonomik entegrasyon ve refah aşamasına geçti. Biz, aynı sıkıntıları yaşamadan bu noktaya ulaşabiliriz. Huzurun olmadığı bir ortamda ticaret, yatırım ve refahın sürdürülebilir olabilmesi mümkün değildir. Körfez'in istikrarı, Asya, Avrupa ve Afrika arasında ekonomik bağlantıların güvenliği açısından kritik bir konudur. Körfez'in barış ve istikrarını, kendi güvenlik ve bölgesel barış perspektifimizden ayrı olarak değerlendirmiyoruz. Bu nedenle üzerimize düşen tüm sorumlulukları almaya ve yapıcı diplomatik çabalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz."

"Hürmüz Boğazı'ndaki durumun, mevcut çatışma başlamadan önceki seyrine döneceğini öngörüyor musunuz?"

Bu soru üzerine Erdoğan, Hürmüz Boğazı'nı "Bölgesel değil, küresel öneme sahip bir nokta." olarak tanımladı.

Boğaz'ın uluslararası enerji arzı ve ticaret açısından büyük bir stratejik öneme sahip olduğunu vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Burada meydana gelebilecek herhangi bir gerilimin etkileri, sadece bölge ülkeleriyle sınırlı kalmayarak tüm dünyada petrol fiyatları üzerinde hissedilmiştir. Hürmüz Boğazı, küresel ekonominin önemli damarlarından biri olduğunu gösterdi. Bizim arzumuz, mevcut gerilimin bir an önce sona ermesi ve Hürmüz Boğazı'nın uluslararası ticarete güvenli, istikrarlı ve kesintisiz bir şekilde hizmet etmesi yönündedir," şeklinde bir değerlendirme yaptı.

Erdoğan, böyle bir durumun sağlanabilmesi için tarafların temkinli davranması ve diplomasi yollarının açık kalmasının gerekliliğine dikkat çekerek, şu şekilde konuştu:

"Gerilimin artmasından yana olmadık; aksine tüm taraflarla diyalog kurarak sorunların müzakere yoluyla çözülmesini savunduk. Tarafları bir araya getirmek için çaba harcadık. Çünkü biliyoruz ki, Hürmüz'de veya Ukrayna'da, Filistin'de kalıcı çözüme ulaşmanın yolu çatışma değil, diplomasiyle mümkündür. Kritik bir su yolunun güvenliği açısından bölge ülkelerinin sorumluluğu büyüktür. Bölgesel sahiplenme ve ortak güvenlik anlayışının güçlendirilmesinin, Hürmüz Boğazı'na önemli katkılar sağlayacağına inanıyoruz. Amaç, Hürmüz Boğazı'nın güvenli ve istikrarlı akışına dönmesi ve bunun kalıcı hale gelmesidir."

“Son dönemde ilişkilerimizde yakaladığımız ivmeden memnuniyet duyuyoruz”

Suudi Arabistan ile mevcut ilişkilerin nasıl değerlendirileceği sorusu üzerine Erdoğan, "Suudi Arabistan ile olan ilişkilerimizi, ortak tarih, kardeşlik bağları ve karşılıklı çıkarların şekillendirdiği stratejik bir bağ olarak görmekteyiz. Türkiye ve Suudi Arabistan, yalnızca dost ve kardeş ülkeler değil, aynı zamanda bölgesel barış, istikrar ve refah için önemli sorumluluk paylaşan iki devlettir. Son dönemde ilişkilerimizde elde ettiğimiz ivmeden oldukça memnunuz. Siyasi diyaloğumuzu güçlendirdiğimiz gibi, ekonomi, ticaret, yatırım, savunma sanayi, enerji ve turizm gibi birçok alanda iş birliğimizi geliştirmekteyiz. Suudi Arabistan ile ilişkilerimizi dönemsel gelişmelerin ötesinde, uzun vadeli ortak menfaatler ve karşılıklı saygı çerçevesinde sürdürmekteyiz," dedi.

Erdoğan, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki yakın istişare ve iş birliğinin giderek daha fazla önem kazandığı bir dönemde olduklarını belirtti.

Mekke Anlaşması'nın, savunma iş birliği de dahil olmak üzere, ilişkilerinin birçok alanda güçlenmesine katkıda bulunacağına inandığını ifade eden Erdoğan, şunları ekledi:

"Bölgemizin huzuru ve istikrarı açısından ortak sorumluluklarımızın bilincindeyiz ve bu doğrultuda hareket ediyoruz. Türkiye olarak, Suudi Arabistan ve diğer bölge ülkelerinin istikrarını ve güvenliğini büyük bir öncelik olarak görmekteyiz. Zira, bölgemizde yaşanacak en küçük bir kriz, göç ve terör gibi konularda etkilerini tüm ülkeler hissetmektedir. Önümüzdeki dönemlerde iki ülke arasındaki ilişkileri daha ileri seviyelere taşıyacak adımlar atacağımıza inanıyorum."

Cumhurbaşkanı Erdoğan'a, Türkiye'nin Lübnan'daki mevcut durumu ile ilgili olarak sorular yöneltildi. Bu bağlamda, Lübnan'ın Türkiye için yalnızca coğrafi olarak yakın bir ülke değil, aynı zamanda tarihsel bağların bulunduğu dost ve kardeş bir ülke olduğu ifade edildi.

Erdoğan, Lübnan'ın güvenliği, huzuru ve istikrarının, bölgenin genel istikrarı açısından son derece önemli olduğunu belirtti. Ülkedeki egemenliğin, siyasi birliğin ve toprak bütünlüğünün korunması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Lübnan'ın iç meselelerine dış müdahale veya askeri yöntemlerle karmaşa eklenmesine karşı olduklarını ifade etti. Ülkenin geleceğine dair kararların Lübnanlılar tarafından alınmasının gerekliliğine inandıklarını dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının durdurulması gerektiğini belirtti. Bu bağlamda, Lübnan'da ateşkesin sağlanmasına yönelik devam eden görüşmeleri olumlu bulduklarını kaydetti. Erdoğan, Lübnan'ın güvenliği ve istikrarının bölgesel barış ile doğrudan bağlantılı olduğunu da sözlerine ekledi.

Devamında, Orta Doğu'nun geleceğinin sürekli çatışmalar ve yıkımlarla şekillenmemesi gerektiğini vurgulayan Erdoğan, bu bölgenin barış ve refahı hak ettiğini ifade etti. Türkiye'nin yürüttüğü diplomatik çabaların bu anlayışla şekillendiğini söyleyen Erdoğan, "Bölgemiz uzun yıllardır savaş ve gözyaşı ile anılıyor. Bu durumu değiştirmek için elimizden geleni yapmalıyız. Arzumuz, Lübnan'ın istikrara kavuşması ve halkının güven içerisinde geleceğe bakabilmesidir. Bu kapsamda her türlü teknik desteği sağlamaya hazırız" açıklamasında bulundu.

TÜRKİYE'NİN GÜVENLİĞİNİ TEHDİT EDECEK YAPILARA MÜSAADE ETMEYECEĞİZ

Suriye'deki değişim sürecine ilişkin soruya yanıt veren Erdoğan, bu süreci Suriye halkının kendi geleceğini belirleme iradesi açısından tarihi bir dönüm noktası olarak değerlendirdi. Ayrıca, Türkiye'nin her zaman Suriye'nin toprak bütünlüğü, siyasi birliği ve egemenliğini savunduğunu vurguladı.

Erdoğan, Suriye'nin maruz kaldığı savaşın, terörün ve istikrarsızlığın tüm bölgeye ağır sonuçlar doğurduğuna dikkat çekti.

Önümüzdeki dönem, kalıcı barış, istikrar ve yeniden imar süreçlerine zemin hazırlamak için büyük bir fırsat sunmaktadır. Türkiye'nin güvenliğini tehdit edecek herhangi bir yapılanmaya, Suriye'nin kuzeyi dahil, izin vermeyeceğiz. Türkiye'nin milli güvenliği, Suriye'nin toprak bütünlüğü kadar hayati bir öneme sahiptir. Suriyeli kardeşlerimizin kendi topraklarında güvenli ve huzurlu bir yaşam sürmeleri, sürecin başından beri önceliğimiz olmuştur.

Suriye, Aralık 2024'ten itibaren güvenlik koşullarının iyileştirilmesi, ekonomik kalkınmanın sağlanması ve toplumsal uzlaşının oluşturulması konusunda önemli adımlar atmıştır. Bu süreçte, bölgesel sahiplenme ve Suriye Hükümeti’ne sağlanan destek büyük bir rol oynamıştır.

SURİYE HÜKÜMETİ'NİN RÖLÜ

Bölgesel ve uluslararası ilişkileri güçlendiren Suriye Hükümeti, sürdürülebilir bir istikrar ve güvenlik sağlamak amacıyla yeni çatışmalardan uzak durma becerisini göstermektedir. Suriye’nin normalleşmesi, bölge açısından stratejik bir mesele haline gelmiştir. Ülke artık istikrarsızlık kaynağı olmanın ötesinde, bağlantısallık ve kalkınma projeleri ile anılmaya başlamıştır.

Türkiye, Suriye'nin istikrarı ve yeniden inşası için üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeye devam edecektir. Bu doğrultuda Türkiye, bölgesel ve uluslararası ortaklarla iş birliği yapma kararlılığını taşımaktadır. Suriye’de yeni bir dönem başlarken, bu dönemin barış, kardeşlik, egemenlik ve ortak gelecek anlayışıyla inşa edilmesi gerektiği önemle vurgulanmaktadır.

HABER BİLGİSİ
Kaynak: Haber Merkezi Muhabir: Sibel Eyüpoğlu
Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
60. yıla özel ortaklık: Memorial ve Eczacıbaşı el sıkıştı
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
60. yıla özel ortaklık: Memorial ve Eczacıbaşı el sıkıştı
WhatsApp
İhbar Hattı