Bir adın içinde bazen bir coğrafya, bazen de unutulmuş bir halkın hafızası saklıdır.
Türkiye'nin terörsüz bir gelecek, birlik ve kardeşlik üzerine konuştuğu bu kritik günlerde, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu, kardeş Azerbaycan üzerinden yürütülen sert bir kampanyanın hedefi hâline geldi. 21 Ekim'de Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının 31 Türk vatandaşına getirdiği giriş yasağı listesinde onun adı da yer aldı.
Gergerlioğlu'nun Bakü yönetimine yönelttiği eleştirilere katılmak ya da katılmamak herkesin hakkıdır. Ancak demokratik bir eleştiriye iftira ve hakaretle karşılık vermek, iki halkın kardeşliğine hizmet etmez. Bu yazıyı, Meclis çatısı altında insan hakları için yürüttüğü çalışmalara destek olarak ve Azerbaycanlı tarihçilerin akademik çalışmalarından yararlanarak kaleme alıyorum. Konum, onun soyadının taşıdığı kadim yankı.
Kafkas Albanyası'nın kadim halkı
"Gerger" adı Anadolu'da Adıyaman'ın bir ilçesine aittir. Ama aynı ad, binlerce yıl önce bugünkü Azerbaycan topraklarında kurulmuş Kafkas Albanyası'nın en eski halklarından birini de anlatır: Gergerler.
Antik ve Orta Çağ kaynakları, Gergerleri Albanya kabile birliğinin en eski ve en büyük kabilelerinden biri olarak tanımlar. Merkezleri bugünkü Karabağ'da, Ağdam yöresi ve Gerger Nehri havzasıydı. Erken Orta Çağ'da Mil Ovası'na kadar yayılmışlar, aynı adı taşıyan bir şehirleri de olmuştur.
Albanya tarihçisi Movses Kalankatlı, Aras Nehri'nden Hunarakert Kalesi'ne (bugünkü Ağstafa yöresi) kadar uzanan ovanın, dağlık kesimleriyle birlikte Gerger prensliğinin toprakları olduğunu yazar (Albanya Tarihi, Bakü 1993, I, 4).
Bir alfabenin doğduğu dil
Gergerlerin tarihteki en önemli izi dildedir. Gürcü tarihçi Prof. Zaza Aleksidze'nin çalışmalarına göre, 5. yüzyılın başında Mesrop Maştots, Benyamin adlı bir tercümanın yardımıyla Kafkas Albanyası alfabesini oluşturdu. Bu alfabenin temeli, yönetici ailelerin yaşadığı bölgede konuşulan ve ortak edebî dil kabul edilen Gerger diliydi (Aleksidze, Kafkas Albanyalıları Konuşuyordu, Artanuci 2003, s. 106).
Kadim kaynaklar bu dili "sert ve boğazdan gelen" bir dil olarak tasvir eder. Ama o sert dil, koca bir medeniyetin yazıya geçtiği dildir.
Amazonların komşuları
Gergerler, efsanelere de konu olmuştur. Coğrafyacı Strabon, daha önceki yazarlara dayanarak Amazonların Kafkas Dağları'nın eteklerinde, Gergerlerin hemen yakınında yaşadığını aktarır (Coğrafya, XI, 5). Rivayete göre Amazonlar her bahar, Nevruz zamanında dağlardan inip Gerger ovasında Gerger savaşçılarıyla buluşurdu. Bazı araştırmacılar bu dağları bugünkü Karabağ'daki dağ silsileleriyle eşleştirir.
Bu anlatı, halk hafızasında romantik bir destana dönüşmüştür. Taş gibi yürekli Amazon kızlarının kalplerini yalnızca Gerger savaşçılarına verdiği anlatılır. Efsane bu ya, Büyük İskender'in bile onlarla karşılaşmaktan kaçındığı söylenir.
Haritadaki izler
Gergerlerin izi bugün de haritadadır. Karabağ'dan doğan Gerger Nehri, Kondelan Nehri'nin kuzeyindeki Gerger köyü, Gedebey yakınlarındaki Gerger mevkii ve Samur Nehri ağzındaki Gerger Dağı, bu halkın Güneydoğu Kafkasya'da ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösterir. 9. yüzyıl Arap coğrafyacısı İbn Hurdazbih de Gerger adını taşıyan bir şehirden söz eder. Sovyet dönemi tarihçileri S. V. Yuşkov ve K. V. Trever ise Gergerleri bir Albanya kabilesi olarak kabul etmiştir.
Ve Azerbaycan'ın büyük halk ozanı Aşık Ələsgər, Karabağ'ı şöyle anlatır:
Var olsun Qarabağ, əcəb səfadı,
Başa Xaçın axar, ayağa Gərgər.
Bir addan daha fazlası
Bir soyadı, kimin nereden geldiğini tek başına kanıtlamaz. Ama bazen iki halk arasında görünmez bir köprü kurar. Gerger adı, Adıyaman'dan Karabağ'a uzanan ortak bir hafızanın parçasıdır.
Bu yüzden, bu adı taşıyan bir milletvekilinin Azerbaycan halkının hakları adına yaptığı eleştirileri düşmanlık olarak okumak yerine, kardeşler arasındaki açık sözlülük olarak görmek daha doğru olur. Kardeşlik, eleştiriye tahammül edebildiği ölçüde sağlamdır.
Umarım bu yazı, bu hassas dönemde birlikteliğimize, kardeşliğimize ve demokratik fikir beyanına duyulan saygıya bir nebze katkı sağlar.
Berlin
25 Ekim 2026
Kaynak desteği: Prof. Dr. Zaur Aliyev, Siyaset Bilimi