Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Cumhuriyet Kadını: Kendi Sesiyle, Kendi Duruşuyla

Cumhuriyet Kadını: Kendi Sesiyle, Kendi Duruşuyla
Paylaş:
N

Sevgili okuyucularım,

Bir kız çocuğu elini kaldırıyor. Söyleyecek bir şeyi var. Cevabından tam emin değil; yine de konuşmak istiyor.

O sırada duyacağı bir cümle, yıllar sonra bile onunla kalabilir.

“Sen sus, büyükler konuşuyor.”

Ya da…

“Seni dinliyoruz.”

Bir kadının kendi sesine güvenmesi, bazen hayatının çok erken bir döneminde, böyle küçük anlarda başlıyor. Sözü tamamlanmadan kesilmediğinde, merakı küçümsenmediğinde, bir fikri olduğu için takdir edildiğinde…

Yarın Cumhuriyetimizin 103. yılını kutlayacağız.

Ben biraz da o kız çocuğunu düşünüyorum. Bugün sınıfta parmak kaldıran, yarın bir toplantıda düşüncesini anlatacak, belki bir kürsüye çıkacak, belki kendi işini kuracak olan çocuğu.

Ve ondan önce cesaret etmiş kadınları.

Bir annenin “Ben okuyamadım, kızım okusun” diye verdiği emeği… Bir öğretmenin öğrencisinde gördüğü yeteneği ısrarla desteklemesini… Ailesinde üniversiteye giden ilk genç kadının hem sevincini hem omuzlarında hissettiği sorumluluğu…

Bazı başlangıçların arkasında, fotoğraflarda görünmeyen çok insan vardır.

Bir diploma alınırken yalnızca bir okul bitmez. Bazen bir evin yıllardır kurduğu hayal de gerçekleşir. O diplomaya bakan anne, kendi yarım kalmış isteğini hatırlar. Baba, kızının önünde açılan yola sevinir. Küçük kardeş ise içinden sessizce “Ben de yapabilirim” der.

Cesaret böyle aktarılır. Birinin yaptığını gören başka biri, kendi ihtimaline inanmaya başlar.

Cumhuriyet’in kadınlara açtığı eğitim ve toplumsal katılım yollarını düşünürken, bu gündelik karşılıklarını çok kıymetli buluyorum. Öğrenmek, meslek edinmek, karar vermek, bulunduğu ortamda söz sahibi olmak… Bunların her biri, insanın kendi hayatına daha güvenle katılabilmesiyle ilgili.

Ama bir kadının söz sahibi olması, yalnızca konuşmasına izin verilmesiyle tamamlanmıyor.

Söylediğinin ciddiye alınması da gerekiyor.

Bir toplantıda fikrini anlatırken sözü kesilen, ardından aynı düşünce başka biri tarafından söylendiğinde alkışlandığını gören bir kadını düşünün. Ya da yaptığı iş konuşulacakken sohbetin dönüp dolaşıp kıyafetine geldiği bir anı…

İnsan böyle zamanlarda kendini anlatmak için gereğinden fazla çaba harcıyor.

İmaj ve iletişim alanından baktığımda, dış görünüşe özen göstermeyi elbette önemsiyorum. Bulunduğumuz yere uygun hazırlanmak, duruşumuzu ve sesimizi iyi kullanmak, düşüncemizi anlaşılır biçimde aktarmak hayatımızı kolaylaştırır.

Fakat bütün bu hazırlığın içinde kadının söylemek istediği söz kaybolmamalı.

Bir sunumdan sonra yalnızca “Elbisen çok güzeldi” demek yerine, “Anlattığın şu nokta beni düşündürdü” diyebilmek de karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.

Elbisesini de beğenebiliriz tabii. Yeter ki bütün emeğinin değerlendirmesi orada bitmesin.

Ben zarafeti, bir kadının kendisini sürekli geri çekmesiyle yan yana düşünmüyorum. Zarif bir kadın itiraz edebilir. Bir öneriyi kabul etmeyebilir. “Bu konuda farklı düşünüyorum” diyebilir.

Bunu söylerken sesini yükseltmek zorunda olmadığı gibi, her cümlenin başına özür de koymak zorunda değildir.

Bazen kadınlar bir fikir söylemeden önce öyle uzun bir hazırlık yapıyor ki asıl düşünceye sıra gelmesi zaman alıyor:

“Yanlış anlamayın, belki ben yanlış düşünüyorumdur, haddim olmayarak…”

Oysa sakin bir sesle “Benim önerim şu” diye başlayabiliriz.

Düşüncemizi paylaşmak için kusursuz olmamız gerekmiyor. Yanılabiliriz, bir ayrıntıyı sonradan öğrenebiliriz, görüşümüzü değiştirebiliriz. Bunlar öğrenmenin olağan parçaları.

Özgüven, gerektiğinde “Bunu bilmiyorum, öğrenmek isterim” diyebilecek rahatlığı da içerir.

Kendi duruşunu bulmak ise herkesin aynı hayatı seçmesini gerektirmez. Farklı mesleklerimiz, aile düzenlerimiz, inançlarımız, giyim tercihlerimiz olabilir. Bir kadının değerini anlamaya çalışırken onun bilgisine, emeğine, insanlara yaklaşımına ve üstlendiği sorumluluklara bakabilmeliyiz.

Birbirimizi dar kalıplara yerleştirdikçe, kadınlara açıldığını söylediğimiz alanı kendi ellerimizle küçültüyoruz.

Bu yüzden kuşaklar arasındaki ilişkiye ayrıca önem veriyorum.

Genç bir kadına “Biz senin yaşındayken…” diye başlayan cümleler kurmak kolay. Bazen o cümleyi yarıda bırakıp onun yaşadığı dünyayı dinlemek daha faydalı olabilir.

Büyüklerimizin deneyimi yol gösterebilir. Gençlerin soruları da alıştığımız bazı şeyleri yeniden düşünmemizi sağlayabilir. Aynı sofrada ikisine de yer olduğunda, gelenekle değişim arasında daha rahat bir bağ kurulur.

Bizim kültürümüzde büyüğe saygı kıymetlidir. Bu saygının yanında küçüğün sözünü dinlemek, hevesini korumak, başarısına içtenlikle sevinmek de olmalı.

Bir kız çocuğuna yalnızca “Ne güzel olmuşsun” demekle yetinmeyelim.

“Ne güzel düşünmüşsün.”

“Vazgeçmeden uğraşmana sevindim.”

“Bu fikri nasıl buldun?”

Böyle cümleler de duysun. Zihninin, emeğinin ve merakının fark edildiğini bilsin.

Sevgili okuyucularım,

Cumhuriyet’in 103. yılını kutlarken Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve bu ülkenin kuruluşuna emek verenleri saygı ve minnetle anıyoruz. Bize ulaşan imkânların kıymetini bilmek, onları bizden sonraki kuşaklar için çoğaltma sorumluluğunu da beraberinde getiriyor.

Bir kadının eğitimine destek olmak, emeğinin karşılığını gözetmek, fikrine kulak vermek… Her birimiz bulunduğumuz yerde bunun bir parçası olabiliriz.

Belki bir sınıfta, belki iş yerinde, belki de kendi evimizde.

Yarın bir kız çocuğu elini kaldırdığında, cümlesini bitirmesini bekleyelim. Hemen düzeltmeye, onun yerine cevap vermeye çalışmadan dinleyelim.

Belki o gün söyleyeceği şey küçücük olacak.

Ama yıllar sonra büyük bir kararın eşiğinde, kendisini dinleyen o insanı hatırlayacak. Sözünün kıymetli bulunduğunu, düşüncesine yer açıldığını…

Ve bu kez kimsenin davet etmesini beklemeden konuşmaya başlayacak:

“Ben şöyle düşünüyorum…”

Cumhuriyet Bayramımız kutlu olsun.

Ben Ayça Kuru.

Zarafet, imaj ve iletişim uzmanı.

Asaletle kalın.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı