Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Hallederiz…

Hallederiz…
Paylaş:
N

Biricik Dostum Özkan Hamdi Özkırıım’a                                  

Gıcır gıcır demişlerdi arabasına, hiç de öyle olmadığını gacır gucur sesler eşliğinde   sanayiye geldiğinde anlamıştı  adam. Arabasının ismi de vardı “Luna.” Kuzeni Damla 32 yaşına kadar renk renk motifli diploma  serisi yapmak için üniversite üniversite  okuduktan sonra bir hayat molasında Avrupalı bir Türk’le evlenip, üşenmemiş bir kız evlat yapmıştı. “Güneş” yani İngilizcesi “san” isminin; Karslı anasının ve akrabalarının yoğun lobisi ve direnişi sonrası pek uygun olmadığını O da kabul etmiş ve  “Ay” manasına gelen“Luna” ismini koymuştu ve tabii ki lakap olarak da Damla’nın anasının altın getirmeyenler listesi dışında kalmak üzere,  gram altınıyla bebek görmeye gelen adamın yeni ama çokkk eski  tatliş  arabasına.  Bebek pembesi Luna lakaplı 72 model Alman tosbağa arabası acayip fiyakalıydı. Herkese baktırırdı 7/24,  kıskanç duygularla adamın arabası… Ta ki bozulup İstanbul Bulvarı’nda yolu tıkayıp herkesten; anasından ebesine seri küfürler yiyene kadar. Usta onun eski bir arkadaşının tanıdığıydı. Önceki sefer kandırdıklarında da ciyak yeşil 88 model Hacı Murat’la elele tutuşup tanışmışlardı para yiyen canavar sanayi gerçeğiyle. Alman Opel Kadet’ten rot başı, Rus Lada Samara’dan direksiyon, Fransız Peuguot 504’den vites  takılmış ve en son az yaksın diye köşedeki Shell istasyonunda “az okur hiç bilmez” pompacı deposuna  mazot koyunca; halletme sevdalısı Türk ustalarının benzersiz modifiyelerine  de  dayanamayıp oracıkta rahmetli olmuştu Hacı Murat; bir daha sokak cadde görmek nasip olmadan….

Usta şöyle bir göz gezdirdi. Elindeki cigarasını derin bir nefes çekip yere attı. Sonra "izmarite" beni niye öldürüyorsun hain meret" serzenişiyle ceza verecek şekilde ayakkabısının ucuyla ezdi. Elinde önceki günün parmak ve dudak izlerini taşıyan,  yıkanamamış bardakta alüminyum demlikte demlenmiş çayı vardı. İzmaritten boş kalan elin baş parmağını burnunun sağ deliğine götürüp bütünüyle kapattı. Allah ne güç verdiyse, cigaranın akciğerine müsaade ettiği kadar sanayinin egzoz dumanı karışık oksijeni derin içine çekerek sol burnundan sümkürdü. Kovidten kalma öksürük ve iş birlikçisi kış gribi; sanayide bunu gören herkesi kusturacak berbat renkli bir balgam biriktirmişti genzinde; şimdi yapışmıştı yerde…

Eline bulaşan geri kalan her şeyi; balgam, simit susamı, sabah evden çıkarken eline sürdüğü bozuk tütün kolonyasını arabanın camına sürdü. Sonra sağ eline aldığı simidi kopararak adama uzattı. Adam Stockholm sendromundaydı…. Celladına aşık olmuş veya tecavüze uğramış gibi hissediyordu; umutsuzca sümkürülmüş elin uzattığı simidi aldı. Usta ağzı dolu - asla kibarlığından değil- işaret parmağını aşağı doğru uzatarak mikser gibi cevirdi. "Yok sağol abi çay sevmem" dedi  adam…

 Ama simit hâlâ elindeydi adamın; adamsa ustanın gözünde.  Adam tiksinerek ağzına götürdü parça simidi. O an en güzel şeyleri hayal etti, "döner, tantuni, köfte ekmek" hem zaten bu güzel lezzetler yapılırken kim görüyordu? Kesin onlarda da böyle sanayici türü vakalar vardır" diye düşündü ağzında tatmadan, boğazından lök diye geçsin balgama, kolonyaya bulaşmış simidi.  Usta,  gıcık tipine kaderin hediyesi boktan sesiyle “Herkes arabasının modelini yükseltir, sen hmmmmm  88-72 ne eder? Hah, 16 sene gerilemişsin… Anladım aşıksın arabana ama aşkın da sınırı var  bak sonra sana da  bize de sinir yapar  gardaş… Sınır var, sinir yapar... Şiir gibi oldu lannn” dedi beceriksizce şımaramayarak Cahit Sıtkı Tarancı’nın, Nazım Hikmet’in, Orhan Veli’nin, Aşık Veysel’in kemiklerini sızlatarak.

Neyse ki işine döndü şiir cinayetine ara vererek sordu "Ne oldu ki buna?"  Acaba adama arabayı usta mı getirmişti? "Bozuldu abi" dedi adam, ekledi:  "Tam İstanbul Yolu’nun ortasında". “Bakayım bi” Usta altına yattı, kaputu açıp içine baktı. Sonra sabah kurbanı adamın gözlerine. Hesap makinesini eline aldı. Her tuşa basmaya başladı. Adamı en çok inciten ustanın çarpıya “x” ve artıya“+”  bastığı zamanlardı.  Adam hesabı bozmak istercesine "“Parçalar orijinal; değil mi?" diye sordu. Usta, “Dert etme orijinalden daha süper” dedi. Hesap makinesinin ekranını kaldırdı. Adamın göz bebeklerine girecek kadar aynı hizaya  getirerek “İşte bu”. Adam “Çok fazla oldu abi” dedi. Usta günlük kazançtan aylığını kazanma zaferiyle adama gülümsedi... Çoktan değil ama fazladan tenzilat yapmayı ima ederek" hallederiz… "

"Şu tavaları tencereleri de al. Sonra rafı sökersin" gece yarısı acil çağrılmış 8 kesme şekerli duble Türk kahvesini içen  su tesisatçısının çıraklığını yapıyordu adam.  "Ne görüyon?" diye sordu tesisatçı. "Ebeninki" diyecekti ama içinden geçirmeyi tercih etti. "Çok rutubet olmuş. Simsiyah" dedi adam. "Yıkcaz duvarı, yeni hat çekcez" Adam işten ziyade parayı da düşünüyordu. Tesisatçı gözlerini tavana dikti küçük mırıltılarla Adam “Aha geliyor gelmekte olan" dedi içinden eski bir politikacıdan kopya çekerek. İki elinin parmaklarını gösterdi. Adam tek tek saydı parmaklara göz gezdirerek. İstediği rakam üzdü onu. “Ne olur son?” kelimeleri döküldü dudaklarından. Tesisatçı çakalca güldü, "hallederiz"

"İsimlerinizi kapı üstü LED ekrandan takip edeceksiniz" dedi kızgın hemşire sadece günaydın deyip şirin gözükmek isteyerek röntgen sırasını öne çekmek isteyen adama. "Mendebur kadın" dedi defalarca içinden; hemşire bir gün yine “lazım olur” diye oro...u kelimesinden mümkün mertebe uzak kalarak. “O gün benim arabam sanayiden çıkacak tesisatçıyı evinden alıp evime getireceğim buraya yetişemem”. Hemşire hiç oralı değildi gözü cep telefonundaki e-devlet uygulamasındaydı. Bir şeyleri yapamıyor, minik cihaz onu çıldırtıyordu. Adam, "Sabah kalkınca düzgün boy abdesti alsaydın, işin rast giderdi. 3 ağza 3 burna dolu dolu. Hem ağzındaki suyu gırtlağa basıp, küçük dilin içinde dans edene kadar gargara etmezsen gusül olmaz. İşinde rast gitmez" diye içinden verdi veriştirdi. Bakıverdi hemen ardından günün o saatinin aklında uyarladığı cenabetine: "Ben yardım edeyim…" Hemşire  çaresizliğin umutsuzluğunda. “OLUR” dedi. Adam oracıkta hemen bir iki tuşa basarak düzeltti ekranı. Sonra işi hallolan hemşire adamın orada!! olduğunu fark etti. Ve onun röntgen soru ve isteklerine cevap verdi: "Hallederiz"

Günler bir çırpıda geçmişti ve adam çok mutsuzdu şimdi. Halledici, kendini iş bitirici sanan bir grup dolandırıcının “Hallederiz” tuzağına düşmüş;  hiçbir şeyin hal olmadığını ve olmayacağını arabasını sanayiden çıkaramayınca, tesisatçı evini yıkıp döküp başka bir yerde işe başladığında, röntgen randevusu için gittiğinde randevusunun kayıtta görünmediğinde, anlamıştı. Ne kadar berbat kelime; güven verip, güvensizlikle bitiyor her iş. TDK bu kelimeyi lügattan kaldırmalı, gerekirse bu kelimeyi kullananlar ağır cezada yargılanmalı.  Tek bir kelime nasıl olurda saatlerin, günlerin, haftanın, ayların, yılların gözleri kapalı cinayet işleyen katili olur. “Hallederiz” diyenin içinde bir zaman ötelemesi; duyana sonsuz keyif veren esrarkeş umursamazlık mıydı?  Adam;  Bu söze güvenip güvenmemek gerektiğini "kesinlikle halletmem lazım" dedi kafasını sallayarak... Kızdığı, kazık yediği, küfürler ettiği kelimeyi kendi düşüncesine taşıyarak.

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı