Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Bazen İnsanın İhtiyacı Kaçmak Değil, Uzaklaşmaktır

Bazen İnsanın İhtiyacı Kaçmak Değil, Uzaklaşmaktır
Paylaş:
N

Sevgili okuyucularım,

Yurt dışına her çıktığımda aynı şeyi fark ediyorum: İnsan gittiği yere kendisini de götürüyor. Aklımızdaki meseleler pasaport kontrolünde geride kalmıyor; endişelerimizi, kırgınlıklarımızı ve sorumluluklarımızı da valizimize koyup yanımızda taşıyoruz.

Buna rağmen uçak indiğinde ya da sınırı geçtiğimizde içimizde bir şey değişiyor. Günlük hayatımızda zihnimizi saatlerce meşgul eden bir konuyu daha az düşünmeye, daha kolay gülmeye ve kendimizi daha özgür hissetmeye başlıyoruz.

Bunun yalnızca “tatile çıkmış olmakla” açıklanabileceğini sanmıyorum. Bazen değişen hayatımız değil, hayatla aramıza koyduğumuz mesafe oluyor.

Psikolojide bu durumun karşılıklarından biri “psychologicaldetachment”, yani psikolojik uzaklaşma kavramı. İnsan kendisini yoran işlerden, ilişkilerden, sorumluluklardan ve sürekli tekrar eden günlük uyaranlardan fiziksel olarak uzaklaştığında, zihinsel olarak da bir miktar dinlenme imkânı bulabiliyor.

Tatiller üzerine yapılan araştırmalar, seyahat sırasında insanların günlük yaşamlarına kıyasla daha yüksek bir öznel iyi oluş bildirebildiğini gösteriyor. Evden ve iş ortamından uzaklaşmak, aynı düşüncelerin sürekli tekrarlanmasını azaltabiliyor. Elbette bu, sorunların ortadan kalktığı anlamına gelmiyor; yalnızca zihnin bir süreliğine başka bir alana geçebilmesini sağlıyor.

(Kaynak: University of Groningen Research Portal)

Çünkü bazen bizi yoran yalnızca yaşadığımız olay değildir. O olayı durmadan hatırlatan çevrenin de bunda payı vardır.

Her sabah geçtiğiniz bir sokak, evin içindeki bir köşe, masanın üzerindeki bir eşya, telefon ekranında gördüğünüz bir isim veya yıllardır değişmeyen günlük düzen… Beynimiz yaşadıklarımızla çevremizdeki ayrıntılar arasında bağ kurar. Aynı ortamda kalmaya devam ettiğimizde bazı düşünce ve duyguların yeniden tetiklenmesi bu nedenle daha kolay olabilir.

Ortam değiştiğinde ise zihnin karşısına yeni görüntüler, sesler ve uğraşlar çıkar. Bir tabelayı anlamaya çalışmak, bilmediğiniz bir sokakta yön bulmak, farklı bir dili dinlemek ya da daha önce tatmadığınız bir yemeği seçmek bile dikkatinizi bulunduğunuz ana çeker. Zihnin uzun süredir tekrarladığı hikâye, hiç değilse bir süreliğine kesintiye uğrar.

Yurt dışına çıktığımızda buna bir de “turist olma” hâli ekleniyor.

2026 yılında yayımlanan bir araştırmada, turist kimliğinin kişide psikolojik anonimlik hissini artırabildiği ve bunun kendisini daha rahat ifade etmesiyle ilişkili olabileceği belirtiliyor. Araştırmacılar bu durumu, insanın günlük hayatındaki sosyal rollerden ve kendisinden beklenen davranışlardan geçici olarak uzaklaşmasıyla açıklıyor.

(Kaynak: ScienceDirect, 2026)

Bana göre seyahatteki özgürlük hissinin önemli nedenlerinden biri de bu.

Başka bir ülkede çoğu insan sizi tanımıyor. Mesleğinizi, geçmişinizi, yaşadığınız sorunları ya da çevrenizin sizden neler beklediğini bilmiyor. Siz de bir süreliğine iş yerindeki, aile içindeki veya sosyal çevrenizdeki rolünüzle hareket etmek zorunda hissetmiyorsunuz.

Sadece kendiniz olarak kalabildiğiniz küçük bir alan açılıyor.

İnsan bazen farkında olmadan, çevresindeki insanların kendisinden beklediği kişiyi taşımaktan yoruluyor. Seyahatte farklı giyinmemizin, daha plansız hareket edebilmemizin veya normalde yapmayacağımız şeyleri denememizin nedeni biraz da bu olabilir. Turizm araştırmalarında sözü edilen geçici “tatil kimliği”, günlük hayattaki alışkanlıklardan kısa süreliğine uzaklaşarak başka davranış biçimlerini denememize imkân tanıyor.

(Kaynak: Wiley Online Library)

Bir başka etken de yenilik duygusu.

Yeni bir şehirde beyin sürekli yeni bilgilerle karşılaşıyor. Farklı bir mimariyi inceliyor, bilmediği bir dilin seslerini ayırt etmeye çalışıyor, yeni insanları ve davranışları gözlemliyor. Dikkat geçmişte olanlara değil, o anda çevrede olup bitenlere yöneliyor.

Bu yüzden seyahatlerin en güzel tarafı bazen gördüğümüz yerler değil, o yerlerde kendimizle kurduğumuz farklı ilişki oluyor.

Yurt dışında geçirilen zamanın etkilerini inceleyen bazı boylamsal çalışmalarda da açıklık ve uyumluluk gibi kişilik özelliklerinde artış, nevrotiklik düzeyinde ise düşüş gözlemlenmiş. Daha yakın tarihli araştırmalar, başka bir ülkede yaşayan öğrencilerin zaman içinde daha meraklı, daha uyumlu ve kaygıyla başa çıkmaya daha yatkın hâle gelebildiğine işaret ediyor.

(Kaynak: PubMed)

Yine de seyahate taşıyamayacağı bir anlam yüklememek gerekiyor.

Seyahat terapi değildir. Bir uçak bileti, hayatımızdaki sorunları kendiliğinden çözmez. İnsan hangi ülkeye giderse gitsin geçmişini, alışkanlıklarını ve kendisiyle ilgili temel meseleleri yanında götürür.

Fakat bazen bir sorunu görebilmek için ona biraz uzaktan bakmak gerekir. Aynı odada, aynı koltukta ve aynı düşüncelerin içinde kaldığımızda göremediğimiz bir ayrıntıyı, başka bir şehirde yürürken fark edebiliriz. Cevap şehir değiştirdiğimiz için ortaya çıkmaz; zihnimizin biraz nefes alabileceği bir mesafe oluştuğu için görünür hâle gelir.

Tatillerde iyilik hâlini artıran unsurları inceleyen araştırmalar da özerklik, yenilik, anlam, ilişkiler ve günlük rutinden uzaklaşma duygusuna dikkat çekiyor. Özellikle insanın zamanını yeniden kontrol edebildiğini hissetmesi önemli görünüyor. Günün kaçta başlayacağına, nereye gidileceğine ve ne kadar yürüneceğine kendisinin karar vermesi bile günlük yaşamda kaybettiği kontrol hissini bir ölçüde geri kazandırabiliyor.

(Kaynak: Taylor & Francis Online)

“Tatilde kendimi başka biri gibi hissediyorum” diyenlerin kastettiği belki de budur.

Aslında başka birine dönüşmüyoruz. Yalnızca her gün üzerimizde taşıdığımız bazı yükleri kısa bir süreliğine yere bırakıyoruz. O yükler hafiflediğinde de kendimizin daha rahat, daha meraklı ve daha canlı bir tarafıyla yeniden karşılaşıyoruz.

Bu nedenle insanlara bazen hayatlarıyla ilgili büyük kararlar almadan önce kendilerine yeni bir alan açmalarını öneriyorum. Bunun mutlaka başka bir ülke olması da gerekmiyor. Birkaç gün başka bir şehirde kalmak, alışılmış rotanın dışında yürümek, telefonu daha az kullanmak veya kimsenin sizi tanımadığı bir yerde tek başınıza kahve içmek bile zihnin düzenini değiştirebilir.

Böyle anlarda insan hayatının tamamının kötü olmadığını fark edebiliyor. Belki de yalnızca bulunduğu ortamda kendisini yoran şeyler gereğinden fazla yer kaplıyordur.

Özgürlük her zaman büyük kararlarla başlamıyor. Bazen kısa bir yolculuk, insana hayatının başka ihtimalleri de olduğunu hatırlatmaya yetiyor.

Döndüğümüzde evimiz, işimiz ve bizi bekleyen meseleler aynı yerde duruyor olabilir. Fakat biz onlara artık birkaç adım öteden bakabiliyoruz.

Çünkü bazı mesafeler insanı hayatından uzaklaştırmaz; kendisine biraz daha yaklaştırır.

HAFTANIN ETKİNLİKLERİ

Yeni haftaya girerken şehirlerde yine güzel seçenekler var. Ben özellikle konser, tiyatro, sanat ve farklı deneyimleri bir araya getirmeye çalıştım.

İZMİR

İzmir Eylül 2026 etkinlik takviminin tamamı

1 Eylül – Kik5o 2026 Türkiye Turnesi “RE:BORN”
Bostanlı Suat Taşer Tiyatrosu – 18.00

4 Eylül – Cem Adrian
URLADAM – 21.00

5 Eylül – Candles and Echoes
Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi – 20.00

5 Eylül – RebetikoKordelio “Yunan Yemekleri & Gecesi”
Bademler Sanat Köyü – 20.00

İzmir’de bu hafta ayrıca tango gecesinden Latin gecesine, stand-up gösterilerinden resim atölyelerine kadar oldukça geniş bir program bulunuyor. (Bilet Takvimi)

İSTANBUL

İstanbul Eylül 2026 etkinlikleri

5 Eylül – Sertab Erener
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu – 21.00 (Biletix)

5 Eylül – Kenan Doğulu
Maximum Uniq Açıkhava – 21.00 (Biletix)

5 Eylül – K-Pop Festivali 3: P1Harmony& AleXa
Life Park – 15.00 (Biletix)

6 Eylül – Sibel Can
Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu – 21.00 (Biletix)

6 Eylül – Astra Lumina İstanbul
Turkcell Platinum Park – 21.00 (Biletix)

ANKARA

Ankara Eylül 2026 etkinlik takvimi

5 Eylül – Tan Taşçı
Congresium Teras – 21.00 (Biletix)

5 Eylül – Kütüphanedeki Ceset
KinesisStage& Art Space – 20.30 (Biletix)

5 Eylül – Pera Palas’ta 10 Gece
KinesisStage& Art Space – 16.00 (Biletix)

6 Eylül – MODEL
Congresium Teras – 21.00 (Biletix)

6 Eylül – Kirli Sepeti
Çankaya Belediyesi Atatürk Sanat Merkezi – 20.30 (Biletix)

ANTALYA

Antalya Eylül 2026 etkinlik takvimi

1 Eylül – Troya
Aspendos Antik Tiyatro – 21.00 (Biletix)

2 Eylül – Gökhan Tepe
Antalya Açıkhava – 21.00 (Bilet Takvimi)

5 Eylül – Funda Arar & Kubat Senfonik
Antalya Açıkhava – 21.00 (Biletix)

5 Eylül – Ceren Özdemir
Loop Kaş – 21.00 (Bilet Takvimi)

Antalya’da ayrıca bu hafta farklı atölyeler, tekne turları, antik kent gezileri ve açık hava deneyimleri de devam ediyor. (Bilet Takvimi)

Bu hafta kendinize küçük de olsa bir alan açın.

Çünkü bazen iyi hissetmek için hayatımızdaki her şeyi değiştirmemiz gerekmiyor.

Bazen sadece birkaç günlüğüne başka bir pencereden bakmamız yetiyor.

 

Sevgili okuyucularım,

Hayatımız boyunca pek çok insan tanıyoruz.

Bazıları birkaç ay, bazıları yıllarca hayatımızda kalıyor. Bazılarını arkadaşımız, bazılarını dostumuz, bazılarını ise ailemiz kadar yakınımız olarak görüyoruz. Zaman geçtikçe de onların bizi gerçekten tanıdığına, sevdiğine ve her koşulda yanımızda olacağına inanıyoruz.

Oysa hayat, insanların kim olduğunu en çok zor zamanlarımızda gösteriyor.

Çünkü iyi günlerde yanınızda olmak kolaydır.

Sizinle gülmek, sofranıza oturmak, seyahatinize eşlik etmek ve güzel haberlerinizi kutlamak kolaydır. Asıl mesele, hayatınızın dağıldığını hissettiğiniz bir dönemde yanınızda kalabilmektir.

Sizi düzeltmeye çalışmadan dinleyebilmek…

Siz söylemeden yanınıza gelebilmek…

Hiçbir şey söylemeden elinizi tutabilmek…

Düştüğünüzde yalnızca kaldırmak değil, yeniden ayakta durabilmeniz için emek verebilmek…

Bazen sadece, “Ben buradayım” diyebilmek…

Gerçek dostluk biraz da burada başlıyor.

Annemin kaybıyla birlikte yalnızca tarifsiz bir acının içine düşmedim. Aynı zamanda hayatımdaki insanları daha önce hiç bakmadığım kadar açık bir gözle görmeye başladım.

Kimin gerçekten yanımda olduğunu…

Kimin acımı kendi acısı gibi hissettiğini…

Kimin beni ayakta tutabilmek için kendi konforundan vazgeçtiğini…

Kimin yalnızca iyi günlerimin insanı olduğunu…

Kimin “Yanındayım” deyip aslında çok uzakta kaldığını…

Ve yanımda olduğunu düşündüğüm bazı insanların, en zor zamanımda nasıl bambaşka bir yüz gösterebildiğini gördüm.

Bu dönem bana şunu öğretti:

İnsanların hayatımızdaki yerini, onlara verdiğimiz sıfatlar değil, ihtiyaç duyduğumuz anda sergiledikleri davranışlar belirliyor.

Birini uzun yıllardır tanımak, onun sizi gerçekten tanıdığı anlamına gelmiyor.

Aynı sofraya oturmak, aynı fotoğraf karesinde görünmek ya da güzel günleri paylaşmak da gerçek bir bağ kurulduğunu göstermiyor.

Çünkü yakınlık mesafeyle, dostluk süreyle, sevgi ise yalnızca sözlerle ölçülmüyor.

İnsanların hayatınızda ne kadar uzun zamandır bulunduğundan çok, en zor zamanınızda hayatınızın neresinde durduğuna bakmak gerekiyor.

Bazı insanlar yıllardır hayatınızdadır; en çok ihtiyaç duyduğunuz anda size yabancılaşır.

Bazıları ise hayatınıza daha sonra girmiştir ama en zor gününüzde öyle bir yerde durur ki artık ona yalnızca “arkadaşım” diyemezsiniz.

Bazen kan bağı olmayan insanlar, insana kardeşliğin en gerçek hâlini yaşatır.

İşte bütün bu fark edişlerin ortasında, annemden bana kalan yarım bir hayal sessizce beni çağırıyordu.

Bir yer adı gibi değil…

Anneme verilmiş ama zamanında tutulamamış bir söz gibi…

İçimde tamamlanmayı bekleyen bir cümle gibi…

Portofino…

Annemin çocukluğundan beri görmek istediği bir yerdi.

Onu hayattayken oraya götürmeyi çok istedim. Maddi bir engelim yoktu, imkânım vardı. Fakat korkularım da vardı.

Yurt dışında onun sorumluluğunu tek başıma nasıl taşıyacağımı, bir sorun yaşandığında ne yapacağımı, onu nasıl koruyacağımı düşünüyordum. Onu savunmasız bırakmaktan korkuyordum.

Bu korkular yüzünden o yolculuğu erteledim.

Sonra hayat bana, bazı hayallerin beklemeye bırakılmayacağını çok acı bir şekilde öğretti.

Annem Portofino’yu göremedi.

Ben uzun süre bu yarım kalmışlığın ağırlığını taşıdım. Fakat sonra anladım ki bazı yolculuklar zamanında yapılamasa bile sevgi, onları tamamlamanın başka bir yolunu mutlaka buluyor.

Şimdi annemi oraya götürememenin hüznüyle değil, onun hayalini oraya ulaştırmanın sorumluluğuyla yoldayım.

Kıyafetleri yanımızda…

Mektupları yanımızda…

Hatıraları yanımızda…

Sesi içimde…

Sevgisi hepimizin üzerinde…

İki arabayla, binlerce kilometrelik bir yolculuğa çıktık. Yanımda, bu hayalin anlamını bilen yedi dostum var.

Onlar benimle yalnızca Portofino’ya gitmiyorlar.

Annemin yıllar önce kurduğu bir hayali benimle birlikte taşıyorlar. Benim yetişemediğim bir zamana, yarım bıraktığım bir söze ve kalbimde kapanmayan bir yere eşlik ediyorlar.

Bu nedenle çıktığımız yol, yalnızca şehirleri birbirine bağlayan bir rota değil.

Her kilometresi anneme biraz daha yaklaştığım, her durağı onun hatırasına dokunduğum, her anı sevginin ölümden sonra da yoluna devam edebildiğini hissettiğim bir veda ve kavuşma yolu…

Bu bir tatil değil.

Bir manzara görmek, birkaç fotoğraf çekmek ya da haritada yeni bir noktaya ulaşmak hiç değil.

Bu, annemin yarım kalan hayalini yaşatma yolculuğu…

Yanımdaki yedi insan da bunun ne kadar ağır ve anlamlı olduğunu bilerek binlerce kilometrelik yolu göze aldı.

Beni yalnız bırakmamak için…

Acımı biraz olsun paylaşmak için…

Yorulduğumda omuz vermek, sustuğumda sessizliğime eşlik etmek, dağıldığımda beni yeniden toparlamak için…

İnsan tam da böyle zamanlarda anlıyor:

Bir insanın “Yanındayım” demesiyle gerçekten yanında olması aynı şey değil.

Gerçek dostluk bazen bir telefon kadar yakın, bazen binlerce kilometrelik bir yol kadar uzun oluyor. Ama mesafe ne olursa olsun, insan kimin samimiyetle geldiğini, kimin yalnızca uzaktan baktığını hissediyor.

Bu nedenle bu yazı bir sitem ya da hesaplaşma değil.

Bir fark ediş…

Çünkü acı, bazı insanları hayatınızdan sessizce çıkarırken bazılarını kalbinizin en kıymetli yerine yerleştiriyor.

Kimileri en kırılgan olduğunuz zamanda uzaklaşırken kimileri sizi ayakta tutabilmek için hiç düşünmeden kendi düzenini, zamanını ve konforunu bir kenara bırakıyor.

İşte o zaman hayatınızdaki bağların gerçek değerini daha iyi anlıyorsunuz.

İnsanların eğitimi, mesleği, makamı, parası ve sosyal çevresi dışarıdan görülebilir.

Ama karakteri, en çok zor zamanlarda görünür.

Asıl zarafet, elinizde güç varken karşınızdakine nasıl davrandığınızda; asıl dostluk ise karşınızdaki güçsüz kaldığında onun yanında nasıl durduğunuzda ortaya çıkar.

Ben artık insanların ne söylediğinden çok ne yaptığına bakıyorum.

Çünkü sözler değişebilir.

Anlatılar değişebilir.

Herkes yaşananları kendi penceresinden anlatabilir.

Ama davranışlar kalır.

Zaman geçer.

İnsanlar konuşur.

Bazıları uzaklaşır.

Bazıları kalır.

Ve sonunda geriye, en çok da zor günlerde yapılanlar kalır.

Bugün Portofino’ya giderken annemin yarım kalmış hayalini yanımda taşıyorum. Ama bu yolculukta başka bir gerçeği daha kalbime yazıyorum:

İnsan, büyük kayıplarının ardından yalnızca kimleri kaybettiğine değil, kimleri gerçekten kazandığına da bakmalı.

Ben bu acının içinde bazı insanları yeniden tanıdım.

Bazılarıyla aramdaki mesafenin sandığımdan çok daha büyük olduğunu, bazı insanların ise bana düşündüğümden çok daha yakın durduğunu gördüm.

Hiç hesap yapmadan benimle yola çıkan, acımı hafifletmek ve beni ayakta tutmak için binlerce kilometreyi göze alan gerçek dostlarımı tanıdım.

Portofino’ya belki geç gidiyoruz.

Annem fiziksel olarak yanımda değil.

Ama hayali bizimle.

Hatıraları bizimle.

Sevgisi bizimle.

Ve beni yalnız bırakmayan yedi güzel insan, iki arabayla bu hayalin yanı başında…

Şimdi biliyorum ki bazı yolculuklar bir yere varmak için yapılmaz.

İnsan bazen annesinin yarım kalan hayalini tamamlamak, onun hatırasını olmak istediği yere ulaştırmak ve acısının içinde hangi ellerin kendisini gerçekten tuttuğunu anlamak için yola çıkar.

Belki annem Portofino’yu benim gözlerimden görecek.

Belki rüzgârında onun kokusunu hissedecek, denizinde kendi hayalini bulacak.

Belki ben oraya vardığımda, yıllardır içimde taşıdığım o yarım cümleyi nihayet tamamlayacağım:

“Anne, biraz geç kaldım… Ama seni ve hayalini sonunda Portofino’ya getirdim.”

Çünkü gerçek dostluk, güzel günlerde yan yana görünmek değil; hayat zorlaştığında birbirinin yanında kalabilmektir.

Ve bazen bir yolculuk, gidilecek yeri değil; aynı yolda kimlerle yürüdüğünüzü anlamaya çıkar insan.

Hayat devam ediyor…

Bazen insanın hayatında zor dönemler, kayıplar ve değişimler yaşanıyor. Ama hayat, bütün bunlara rağmen akmaya devam ediyor. Şehirler yine ışıklarını yakıyor, sahneler kuruluyor, konserler başlıyor, tiyatrolar perdelerini açıyor ve kültür-sanat hayatı kaldığı yerden devam ediyor.

Ben de her hafta olduğu gibi, bu hafta da sizler için İstanbul, Ankara, İzmir ve Antalya’da gerçekleşecek dikkat çeken etkinlikleri bir araya getirdim.

Hayatın içinde kalmak, sanatla, müzikle ve kültürle buluşmak için bu haftanın etkinliklerine birlikte göz atalım.

İZMİR

  • Celal Karatüre Konseri — 24 Ağustos, 20.30 — Bornova Aşık Veysel Açıkhava Tiyatrosu. Semazen gösterisinin de eşlik ettiği özel program. 
    Etkinlik ve bilet bilgisi⁠
  • Manifestival İzmir — 28–29–30 Ağustos — Kültürpark Zeytin Sahne. Bu haftanın İzmir’deki en büyük organizasyonlarından biri. 
    Manifestival İzmir biletleri⁠
  • Lvbel C5 — 30 Ağustos, 16.30 — Kali Beach Alaçatı. 
    İzmir konser takvimi ve etkinlik bilgileri⁠
  • Gün Batımı Konserleri – Çağrı Ergin & İzBB Pop Orkestrası — 27 Ağustos. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin ücretsiz açık hava konser programı kapsamında. 
    İzmir Kültürsanat etkinlik takvimi⁠

İSTANBUL

  • Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım — 27–28 Ağustos, Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava. 
    Etkinlik takvimi⁠
  • David Garrett – Millennium Symphony Open Air Tour — 29 Ağustos, 21.00 — Harbiye. 
    David Garrett biletleri⁠
  • Sıla – Zafer Bayramı Konseri — 30 Ağustos, 21.00 — Harbiye. 
    Sıla konseri biletleri⁠
  • Coco – Açık Hava Sineması — 29 Ağustos, 20.00 — AKM Açık Hava Sineması. 
    İstanbul etkinlikleri⁠
  • Kara Şövalye – Açık Hava Sineması — 30 Ağustos, 20.00 — AKM Açık Hava Sineması. 
    SanatMat İstanbul etkinlik takvimi⁠

ANKARA

  • Touche Konseri — 27 Ağustos, 21.00 — Tepe Prime. 
    Ankara etkinlik takvimi⁠
  • Doğan Duru — 28 Ağustos, 21.00 — Holly Stone Tunalı. 
    Ankara etkinlikleri⁠
  • Aşkın Nur Yengi — 28 Ağustos, 21.00 — Oran Açık Hava Sahnesi. Etkinlik biletleri satışta. 
    Aşkın Nur Yengi Ankara biletleri⁠
  • Buray — 29 Ağustos, 20.00 — Akyurt Şehir Stadı. 
    Buray etkinlik duyurusu⁠
  • Pazs — 30 Ağustos — IF Performance Hall Ankara. Aynı gece farklı etkinliklerle devam eden program kapsamında. 
    Ankara konser takvimi⁠

ANTALYA

Antalya’da özellikle 28–30 Ağustos hattı oldukça güçlü.

  • Özcan Deniz — 28 Ağustos, 21.00 — Antalya Açıkhava. 
    Özcan Deniz Antalya etkinlik takvimi⁠
  • Hadise — 29 Ağustos, 20.00 — Antalya Açıkhava. 
    Antalya Açıkhava etkinlik takvimi⁠
  • Gipsy Kings by André Reyes — 30 Ağustos, 21.00 — Antalya Açıkhava. Flamenko/Latin ağırlıklı uluslararası konser. 
    Gipsy Kings Antalya biletleri⁠
  • Kalben — 26 Ağustos, 23.00 — Echo Sahne Kaş. 
    Antalya etkinlik takvimi⁠

Benim bu haftadan seçtiklerim

İstanbul: David Garrett + Sıla
İzmir: Manifestival
Ankara: Aşkın Nur Yengi
Antalya: Gipsy Kings + Hadise

Ayça Kuru

05542804484 

aycakuruakademi@gmail.com 

www.instagram.com/aycakuruakademi

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı