Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Sosyal Medyada Her Şeyimizi Gösteriyoruz, Kendimizi Saklıyoruz

Sosyal Medyada Her Şeyimizi Gösteriyoruz, Kendimizi Saklıyoruz
Paylaş:
N

Sevgili okuyucularım,

Bir süredir etrafıma baktığımda çok ilginç bir çelişki görüyorum.

İnsanlar hayatlarının en güzel anlarını hiç olmadığı kadar büyük bir özenle sergiliyor. Güzel sofralar, kusursuz tatiller, çiçekler, hediyeler, başarılar, kahkahalar, mutlu çiftler, güzel evler, şık kıyafetler…

Her şey yerli yerinde.

Ama bazen o fotoğraf karesinin hemen dışında bambaşka bir hayat yaşanıyor.

Gülümseyerek fotoğraf çeken birinin o gece gözyaşları içinde uyuduğunu, herkese “çok mutluyum” görüntüsü veren birinin kendi hayatından hiç memnun olmadığını, sürekli kusursuz görünen bir ilişkinin kapalı kapılar ardında büyük sorunlar yaşadığını biliyoruz.

Çünkü artık sosyal medyada hayatımızı değil, hayatımızdan seçtiklerimizi gösteriyoruz.

Ve belki de asıl tehlike burada başlıyor.

Çünkü özellikle çocuklar ve ergenler, henüz hayatın bütününü deneyimlemeden, başkalarının hayatlarının yalnızca “vitrinini” kendi hayatlarıyla karşılaştırmaya başlıyor.

Bir genç düşünün…

Telefonunu açıyor.

Birinin kusursuz yüzünü görüyor.

Bir başkasının lüks tatilini…

Bir başkasının sevgilisiyle mutluluğunu…

Bir başkasının pahalı kıyafetlerini…

Bir başkasının başarılarını…

Sonra kendi odasına, kendi bedenine, kendi ailesine, kendi maddi imkânlarına, kendi hayatına bakıyor.

Ve farkında olmadan kendisine şu soruyu sormaya başlıyor:

“Neden benim hayatım böyle değil?”

Oysa bilmediği şey şu:

O gördüğü hayatın tamamı zaten o ekranda değil.

Bir fotoğraf, bir hayat değildir.

Bir video, bir insanın ruh hâli değildir.

Bir çiftin el ele tutuştuğu görüntü, o ilişkinin bütün hikâyesi değildir.

Bir insanın pahalı bir restoranda çektiği fotoğraf, ekonomik hayatının tamamını anlatmaz.

Birinin sürekli gülmesi, gerçekten mutlu olduğu anlamına gelmez.

Çünkü sosyal medya biraz da modern çağın simülasyonu hâline geldi.

Gerçek hayatın değil, gerçek hayatın düzenlenmiş bir temsilinin içindeyiz.

Işığı ayarlıyoruz.

Açıyı seçiyoruz.

Fotoğrafı düzeltiyoruz.

Beğenmediğimizi siliyoruz.

Güzel olanı tekrar tekrar paylaşıyoruz.

Kötü geçen günü ise çoğu zaman hiç göstermiyoruz.

Sonra da birbirimizin seçilmiş hayatlarına bakıp kendi hayatımızın tamamını yetersiz buluyoruz.

İşte bu, özellikle ergenlik dönemindeki gençler için çok ciddi bir mesele.

Çünkü ergenlik; kişinin kendisini tanımaya, bedenini kabullenmeye, sosyal çevresindeki yerini anlamaya ve “Ben kimim?” sorusuna cevap aramaya başladığı bir dönem.

Tam da böyle bir dönemde gençlere sürekli olarak “daha güzel olmalısın, daha zayıf olmalısın, daha popüler olmalısın, daha çok gezmelisin, daha çok kazanmalısın, daha çok beğenilmelisin” mesajı verilirse, çocuk kendi gerçekliğini başkalarının kurgulanmış gerçekliğiyle kıyaslamaya başlayabilir.

Bu nedenle çocuklarımıza yalnızca “telefonu bırak” demek yetmez.

Onlara ekranda gördüklerini sorgulamayı öğretmemiz gerekir.

“Bu fotoğrafın arkasında ne var?”

“Bu insan günün diğer 23 saatinde nasıl yaşıyor?”

“Bu görüntü reklam mı?”

“Bu gerçekten spontane mi?”

“Ben bunu neden kendimle kıyaslıyorum?”

Ve belki de en önemlisi:

“Ben kendi hayatımı neden başkasının vitriniyle karşılaştırıyorum?”

Çünkü sosyal medya bize sürekli başkalarının en güzel beş dakikasını gösterirken, biz kendi hayatımızın yirmi dört saatini yaşıyoruz.

Karşılaştırma zaten baştan adaletsiz.

Benim çevremde de sosyal medyada son derece güzel paylaşımlar yapan insanlar var.

Hayatlarına dışarıdan baktığınızda her şey mükemmel görünüyor.

Ama bazen biliyorum ki o güzel fotoğrafın arkasında büyük bir mücadele var.

Bazen yalnızlık…

Bazen hayal kırıklığı…

Bazen ailevi problemler…

Bazen ilişkisel sorunlar…

Bazen ekonomik sıkıntılar…

Bazen de insanın kendi içinde kimseye anlatamadığı büyük bir savaş…

İşte bu yüzden artık bir fotoğrafa bakıp bir insanın hayatı hakkında hüküm vermemeliyiz.

Görünen ile gerçek arasındaki mesafeyi unutmamalıyız.

Bu yalnızca gençler için değil, yetişkinler için de önemli.

Çünkü yetişkinler de bu simülasyonun içine çekiliyor.

“Onun hayatı ne güzel.”

“Ne kadar çok geziyor.”

“Ne kadar mutlu.”

“Ne kadar başarılı.”

“Ne kadar güzel yaşlanıyor.”

“Ne kadar güzel bir ilişkisi var.”

Bunların hiçbirini gerçekten bilmiyoruz.

Bildiklerimiz yalnızca bize gösterilen kadar.

Ve bazen insanın en büyük yanılgısı, başkasının vitrinini kendi deposuyla karşılaştırmasıdır.

Ben çocuklarımıza ve gençlerimize başka bir şey öğretmemiz gerektiğini düşünüyorum:

Gerçek hayatın değeri, paylaşılabilir olmasından gelmez.

Bazı anlar vardır; fotoğrafını çekmezsiniz.

Telefonunuzu masaya bırakırsınız.

Bir dostunuzla saatlerce konuşursunuz.

Ailenizle yemek yersiniz.

Denizi seyredersiniz.

Bir kitabın sayfasında kaybolursunuz.

Birine sarılırsınız.

Aşık olursunuz.

Üzülürsünüz.

İyileşirsiniz.

Ve bunların hiçbirini paylaşmak zorunda değilsiniz.

Çünkü bazı güzelliklerin değeri, kaç kişinin gördüğüyle ölçülmez.

Hatta belki de günümüzün en büyük lükslerinden biri şudur:

Hayatınızı herkes görmeden de güzel yaşayabilmek.

Sosyal medya hayatımızın bir parçası olabilir.

Ama hayatımızın kendisi olmamalı.

Çocuklarımıza kusursuz görünmeyi değil, kendileri olmayı öğretelim.

Gençlerimize herkes tarafından beğenilmeyi değil, kendilerini tanımayı öğretelim.

Ve hepimiz kendimize şu soruyu zaman zaman soralım:

“Ben gerçekten hayatımı mı yaşıyorum, yoksa yaşadığım hayatı göstermekle mi meşgulüm?”

Çünkü sonunda hepimizin elinde kalan şey, kaç beğeni aldığımız değil;

gerçekten nasıl yaşadığımız olacak.

Ve belki de gerçek zarafet tam olarak burada başlıyor:

Kendini göstermek zorunda kalmadan da kendin olabilmek.

Evet arkadaşlar, sıra geldi haftanın etkinliklerine…

Bu hafta ajandanıza not edebileceğiniz bazı etkinlikler:

  • EliottTordo Konseri – 17 Ağustos
  • Sevgili Arsız Ölüm – Dirmit – 18 Ağustos
  • Gökhan Türkmen Konseri – 18 Ağustos
  • MidnightSymphony – 19 Ağustos
  • Kirli Sepeti – 19 Ağustos
  • MURDA – 20 Ağustos
  • Emre Altuğ Konseri – 20 Ağustos
  • Şam &Poizi – 20 Ağustos
  • Yalın – Bir Büyülü Gece – 21 Ağustos
  • Barbaros Oyuk Festivali – 21–23 Ağustos
  • Sesler – Salih Bademci – 22 Ağustos
  • Ebru Yaşar & Senfoni – 23 Ağustos
  • Mahmut Orhan | Sommer Klein – 23 Ağustos
  • Jan Blomqvist – 23 Ağustos
  • İsmail Tunçbilek Konseri – 23 Ağustos

Bu hafta kendinize ve sevdiklerinize sosyal medyada paylaşacak bir şey değil, gerçekten yaşayacak bir an armağan etmeniz dileğiyle…

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı