Hastalık, aslında belirli bir düzende yaptığın hayat yolculuğunda yola sis çökmesi gibidir.
Önünü göremezsin, hedeflerine yolculuğun aksar.
Böyle bir durumda ne yaparsın?
Yolculuğundaki sisten önceki gibi devam mı edersin?
Bu sisten kurtulmak mı istiyorsun? Sis gibi çöken hastalıktan kurtulmak!
İyileşmek mi istiyorsun?
O zaman ilk yapman gereken şey daha fazla çabalamak değil…
Yavaşlamak!
Garip geliyor, biliyorum. Çünkü bize öğretilen hep aynı. Daha çok hareket et, daha çok çalış, daha hızlı toparlan. Hastalık varsa çözümü “hızda” ararız. Oysa bedenin dili hızla değil, farkındalıkla çözülür.
Modern insanın en büyük yanılgılarından biri, iyileşmeyi bir “hedef” gibi görmesidir. Sanki ulaşılacak bir nokta, geçilecek bir sınav gibi…
Oysa iyileşme çoğu zaman bir yere varmak değil, bir şeyi fark etmekle başlar.
Ve fark etmek, hızla olmaz. Hızlıca geçtiğin yoldaki ağacın üzerinde açan çiçeği fark edemeyebilirsin. Sadece çevren değil kendini fark edişin de hızda azalır.
Gün içinde bedenini en son ne zaman gerçekten hissettin? Bir hareketi yaparken kaslarının nasıl devreye girdiğini, nefesinin o harekete eşlik edip etmediğini, yükü nerede taşıdığını fark ettin mi?
Çoğu insan için cevap aynı. Hayır!
Çünkü hızlıyız.
Çünkü acelemiz var.
Çünkü bedenimizden çok, zihnimizin içinde yaşıyoruz.
Ama beden acele etmez.
Beden ritimle çalışır. Nefesle organize olur. Yavaşladığında kendini gösterir.
Hastalık çoğu zaman bir hasarın değil, bir kopuşun işaretidir. Beden ile farkındalık arasındaki kopuşun…
(Siste yolumuzu göremeyişimiz gibi…)
Hızlandıkça daha az hissederiz.
Daha az hissettikçe daha çok yük bindiririz.
Ve o yük bir yerde birikir.
Sonra bir gün, beden konuşur. Biz buna “hastalık başladı” deriz.
Oysa gerçek şu: hastalık o gün başlamadı, biz o gün duymaya başladık.
İyileşmek istiyorsan, önce bu döngüyü kırmalısın.
Yavaşlamak, durmak; duraksamak; pes etmek değildir.
Yavaşlamak, aslında fiziksel bir eylem de değildir. Bu bir dikkat meselesidir.
Bir adım atarken hissetmek…
Kolunu kaldırırken fark etmek…
Nefes alırken gerçekten orada olmak…
İşte iyileşme tam burada başlar.
Çünkü farkındalık, bedenin yükünü yeniden düzenler. Doğru kas doğru zamanda devreye girer. Gereksiz gerilim çözülür. Ve beden, kendini yeniden organize etmeye başlar.
Bu bir “tedavi” değildir aslında. Bu, bedenin zaten bildiği bir şeyi hatırlamasıdır.
Belki de iyileşmek, yeni bir şey yapmak değil; unutulmuş olanı yeniden fark etmektir.
O yüzden tekrar sorayım:
İyileşmek mi istiyorsun?
Eğer hastalığın travma/kazaya bağlı veya acil müdahale gerektiren hayati bir durum değil, özellikle fibromiyalji gibi kronikleşen veya kronikleşme eğilimde olan bir hastalık ise o zaman biraz yavaşla.
Çünkü kalıcı iyileşme, en yavaş anlarda başlar.
Sevgi ile
(Dr. Şerafettin Özdoğan’ın köşe yazıları Pazar ve Perşembe günleri Manşet Haber’de yayınlanmaktadır.)