Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Tadını çıkar…

Tadını çıkar…
Paylaş:
N

Açsınız, yemeğe oturdunuz. Amacınız sadece karnınızı doyurmak mı, yoksa tadını çıkarmak mı? Bir yemeğin lezzeti dışında başka bir tadı var mı? Olay sadece damak mı, sağlık mı?

Ailenin küçük çocuğu itiraz ediyor: “Anne, teyzemde yemeyelim, o hep sağlıklı yemekler yapıyor!..”

Yediğimiz yemeğin anlamı tadına mı, sağlığa mı endeksli? İkisi birlikte olamaz mı? Tabii ki olur.

Nasıl mı?

Yemeğin hikâyesine bakmalı.

Biraz dikkatle, aslında her tabağın ayrı bir hikâyesi olduğunu görürüz.

Peki bu hikâye nerede başlar?

Belki sabahın serinliğinde toprağa eğilen bir çiftçinin avuçlarında. Belki annesinden kalan tarifi eksiltmeden yaşatmaya çalışanın kalbinde.

Sonra o hikâye uzun bir yolculuğa çıkar; bir tencerede kaynar, bir tabakta renklenir ve en sonunda bir insanın içine işler.

Çoğu zaman sofraya oturduğumuzda sadece “yemek yediğimizi” zannederiz. Oysa farkında olmadan bir emeği, bir coğrafyayı, bir duyguyu, bazen de bir hayatı tadıyoruzdur.

Bir mercimek çorbası düşünün. Hasta olduğunuz bir günde annenizin sessizce önünüze koyduğu… Ya da uzun bir yolculuktan dönerken kokusuyla sizi karşılayan sıcak bir yemek… İnsan bazen bir lokmada yıllar öncesini hatırlar.

Modern hayat sofraların ruhunu biraz aceleye getirdi. Ayakta yenilenler, bilgisayar başında biten öğle araları, telefona bakarken fark etmeden tüketilen akşam yemekleri… Midemiz doluyor belki ama beden o öğünü tam olarak yaşayamıyor.

Hâlbuki beden sadece ne yediğimizle değil, nasıl yediğimizle de ilgilenir.

Bugün bilim bunu doğruluyor: Hızlı yemek, stres altında beslenmek ve sürekli ekran karşısında tüketmek; sindirim sisteminden hormonlara kadar pek çok dengeyi bozuyor. Beyin “doydum” sinyalini geç algılıyor, bağırsak ritmi değişiyor, kortizol yükseliyor. Yani beden, aceleyle yenmiş bir yemeği bazen bir tehdit (!) gibi işliyor.

Biraz yavaşlamak, lokmaları gerçekten çiğnemek, sofrada birkaç dakika sakin oturmak bile sindirimi şaşırtıcı ölçüde değiştiriyor.

Belki eskilerin uzun sofralarının sırrı buydu. Çayın acele edilmeden içildiği, ekmeğin koparılarak paylaşıldığı sofralar… İnsanlar sadece yemek yemezdi; birbirini dinlerdi. Bilimsel olarak da biliyoruz artık; huzurlu bir sofrada yenilen yemek stres hormonlarını düşürüyor, sindirim daha düzenli çalışıyor, kalp ritmi sakinleşiyor.

Çünkü insan bedeni sevildiğini hisseder.

İyi hazırlanmış bir yemekte bunu fark edersiniz. Bazı insanlar yemeğe sadece malzeme koymaz; özen koyar, sabır koyar, hatıra koyar, sevgi koyar. Bu yüzden kimi sofralardan kalkınca sadece doymuş değil, dinlenmiş hissederiz.

Anadolu’da bir söz vardır: “Yemeğin lezzeti biraz da onu kiminle yediğindir.” Gerçekten öyle.

Sağlıklı yaşam katı kurallardan oluşmuyor aslında. Akşam yemeğini biraz erken yemek, lokmaları biraz daha fazla çiğnemek, sofraya telefonsuz oturmak, domatesin tadını mevsiminde almak…

Ve belki en önemlisi: Sevdiğiniz insanlarla aynı sofrada gülümseyebilmek.

Sevgi ile…

Dr. Şerafettin Özdoğan
@drserafettinozdogan 

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı