Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Son-Suz Bahar

Son-Suz Bahar
Paylaş:
N

Sonbahar nedense hep hüzünle, ayrılıkla ve yalnızlıkla ilişkilendirilir. Cıvıl cıvıl bir yazdan sonra gelen bu veda benzeri sararmalar, yaprak dökümleri ve gözyaşını andıran yağmurlardır belki de bize bu hissi yansıtan. İçimizi dışımızı ısıtan sıcacık güneşten, buğulu bakan günlere geçiş yaparız. Yine de hep sevilir sonbahar... Yılın son mevsimi olduğundan, içinde yine de tomurcuklanan heyecanlar ve sevinçler barındırır.

Bizim milletçe en büyük sevincimiz de işte bu sonbahardadır. 29 Ekim 1923'te, memleketimizde bahar dalları gibi rengârenk çiçekler açtı. Doğa yaprak dökerken Türk milleti çiçek çiçekti... Güneş gibi memleketin üzerine doğan bir adam vardı: Bu milletin en büyük şansı, dünyanın her zaman gıptayla bakacağı eşsiz lider Mustafa Kemal Atatürk...

Gazi Mustafa Kemal, müjdeyi 28 Ekim 1923 akşamı Çankaya Köşkü'ndeki yemekte arkadaşlarına vermişti. Ancak bundan daha önce, 22 Eylül 1923 tarihinde Neue Freie Presse gazetesinin Ankara muhabiri Hans Lazar'a verdiği demeçte Türkiye'nin yeni yönetim biçiminin Cumhuriyet olduğunu açıkça ifade etmişti.

Yani Cumhuriyet'i Meclis'ten önce dünyaya ilan etmişti. Gazi Mustafa Kemal hiçbir şeyi öylesine yapmazdı; bu demeç onun ustalıklı iş planının bir parçasıydı. Bir nevi nabız ölçme şekliydi. Önüne çıkabilecek engelleri önceden görüp bertaraf etmek için kullandığı stratejik bir hamleydi.

Cumhuriyet'in ilanından sonra Tanin gazetesi başyazarı Hüseyin Cahit Yalçın, "Anadolu'da Büyük Millet Meclisi vatanın kaderine fiilen hâkim olmaya başladığı dakikadan beri Türkiye'de Cumhuriyet kurulmuştu. Atılan toplar bize yeni bir şey öğretmiyor, yeni bir değişiklik yapmıyor. Yalnızca ortaya çıkmış olan bir durumu tespit ediyor," diyerek aslında aşikâr olanı kelimelere dökmüştü.

Dünya tarihinde, ülkeyi hâlihazırda yönetirken halkın gelecekteki çıkarları uğruna, hiçbir iç savaşa meydan vermeden yönetim şeklini adım adım, ustalıkla değiştirebilen yegâne insan sanıyorum ki Gazi Mustafa Kemal'dir... Bizi bizden fazla seven ve düşünen Atamızı on yıllardır tükenmeyen bir sevgi, kıvanç ve minnettarlıkla anmamız işte bu yüzdendir.

Eminim birçoğunuz İstiklal Marşı okunurken gözlerinizin dolduğunu ya da içinizin ürperdiğini hissediyorsunuzdur. Gökyüzünde al bayrağımızın dalgalandığını görünce beliren o içten gülümseme... Ne güzel şeydir özgür olabilmek; kendi memleketinde, kendi kültürünle, başı dik yaşayabilmek...

Ben küçükken okulda Andımız'ı okurken hem çok duygulanır hem de gururlanırdım. O millî duygular, henüz okula bile gitmiyorken ablamların millî bayram gösterilerinde hissettiğim coşkudan geçerdi çocuk kalbime: Sabah üzerimizden geçen jetlerin sesinden, TRT ekranlarındaki resmî yayınlardan, stadyumda bir araya gelen yüzlerce gencin yaptığı koreografilerden ve akşam babamın götürdüğü havai fişek gösterilerinden... O yaşta "Cumhuriyet" kelimesi bana teknik olarak çok şey ifade etmese de, onun çok büyük ve güzel bir şey olduğunu hissederdim. Büyüdükçe anladım taşıdığı derin ve hayati anlamı...

Sonbahar yaprakları dökebilir, yağmurları yağdırıp güneşi bulutların arkasına saklayabilir. Fakat biz biliyoruz ki bu mevsimde hiçbir şey bir "son" olmak zorunda değildir. Dökülen yaprakların yenisi daha yeşil doğabilir, açan çiçekler daha mis kokabilir. Yağmurlar bizi arındırırken sarışın, mavi gözlü bir güneş zihnimizi ve geleceğimizi aydınlatabilir.

29 Ekim'de bu mevsim Türkler için bir "sonbahar" değil, ebedî bir bahardır. Adı da CUMHURİYET'tir!

 
 
Yorumlar
1 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Metehan etiz
23.10.2026 21:31
Günlerimizin bu denli hızlı ve vasat geçtiği bir dönemde tüylerimizi diken diken eden bir yorum farkındalık anlamında da çok iyi geldi emeğinize sağlık
WhatsApp
İhbar Hattı