Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Zaman mı Hızlandı, Biz mi Yetişemez Olduk?

Zaman mı Hızlandı, Biz mi Yetişemez Olduk?
Paylaş:
N

Son zamanlarda kime sorsam aynı şeyden yakınıyor:
“Zaman çok hızlı geçiyor.”
Acaba gerçekten zaman mı hızlandı? Yoksa bizim telaşlarımız mı arttı? Ya da hayat artık çok daha teferruatlı hâle geldi.

Belki de mesele zamanın kendisi değil, zamanla kurduğumuz ilişki... 
Çünkü zaman aynı zaman. 
Gün hâlâ 24 saat. 
Bir saat hâlâ 60 dakika. 
Değişen belki de o zamanın içine sığdırmaya çalıştıklarımız.

Eskiden bir günün içinde yapacak daha az şeyimiz vardı belki. Ama yaptığımız şeylerin içinde daha çok kalıyorduk. 
Şimdi ise aynı anda onlarca şeyin içindeyiz; birinden çıkmadan diğerine geçiyor, hiçbirinin içinde yeterince uzun kalamıyoruz.Belki de zamanın hızlandığını düşünmemizin sebebi budur.
Zamanın kendisi hızlanmadı da, biz hayatın içinde durmayı unuttuk.
Kendimden yola çıkarak düşünüyorum.


Çok değil, 20-30 yıl öncesine gittiğimizde teknoloji bugünkü kadar hayatımızın merkezinde değildi. Bizi meşgul eden bu kadar sosyal medya, tüketmemiz gereken bu kadar içerik, takip etmemiz gereken bu kadar insan yoktu. 
Platformlardan izlenecek yüzlerce film, dinlenecek podcastler, takip edilecek fenomenler...
Hepsi hayatımıza aynı anda girmiyordu.
Gazetelerin takip edilen köşe yazarları, haftalık dergi ekleri vardı mesela.
Bir yazıyı hızlıca tüketip parmağımızı yukarı kaydırmazdık.Heyecanla alır, okur, sonra arkadaşımıza verirdik. Dergi elden ele dolaşırdı. Hakkını verirdik.

“Bugün ne yazmış?” diye merak ettiğimiz köşe yazarının yazısını okur, sonra üzerine konuşurduk. 
Bir yazı yalnızca okunup geçilen bir içerik değil, sohbetin konusu olurdu.
Şimdi birbirimize Reels gönderiyoruz.
Ama çoğu zaman üzerine konuşmuyoruz.
Birini izliyor, diğerine geçiyoruz.
Tüketiyoruz, kaydırıyoruz, 
Tüketiyoruz, kaydırıyoruz..
Belki de zamanın hızlı geçmesinin bir nedeni budur.

Çocukken de hayatımızın sınırları vardı. Annelerimizin belirlediği sınırlar içinde oynardık. Akşam ezanı okununca eve dönmek gerektiğini bilirdik.
Üstelik sadece annelerimiz değil, mahalledeki komşular da göz kulak olurdu bize.
Eskiden çocuğun nerede olduğunu bilmek için onu gözümüzle görmemiz gerekirdi. Şimdi nerede olduğunu anlık olarak görebiliyoruz. Ama belki de çocuklarımızın ne yaptığını daha çok, ne hissettiğini daha az biliyoruz.
Çoğu zaten çok da dışarı çıkmıyor.
Tablet başındalar, bilgisayar başındalar, oyun konsollarının başındalar.
Eskiden “Nerede?” diye merak ederdik.
Şimdi “Hangi oyunda, hangi sayfada, kimle konuşuyor?” diye takip ediyoruz.
Ben çocukken bir dileğim vardı:
“Keşke istediğim zaman çizgi film izleyebileceğim bir kanal olsa.”

Dileğim gerçekleşti.
Ama biraz geç gerçekleşti.
Ben büyümüştüm.
Bugün dönüp baktığımda sanırım bir şeyi daha iyi anlıyorum:
Her şey dozunda güzelmiş.
Sınırlı olan, belki de sırf sınırlı olduğu için daha kıymetliymiş.
Bir çizgi filmi beklemek, onu daha özel yapıyormuş.
Bir dergiyi günlerce beklemek, içindeki yazıyı daha değerli kılıyormuş.
Bir arkadaşınla buluşmayı beklemek, buluştuğunda saatlerce konuşmanın tadını artırıyormuş.
Şimdi her şey elimizin altında.
Ama belki de tam da bu yüzden hiçbir şeyin hakkını veremiyoruz.

Film istediğimiz an var.
Müzik istediğimiz an var.
Haber istediğimiz an var.
İnsanlar istediğimiz an telefonumuzun ucunda.
Ama bütün bunların arasında kendimize ayırdığımız zaman yok.
Belki zaman hızlanmadı.
Belki biz bir şeylere kendimizi fazla kaptırdık.
Kafamızı kaldırıp etrafımıza bakmayı unuttuk.
Koşturmacanın içinde kendimizi kaybettik.
Herkese yetişmeye çalışırken kendimize yetişemedik.
Ve sonra dönüp saate baktık:
“Zaman ne çabuk geçti...”

Belki de ihtiyacımız olan şey zamanı yavaşlatmak değil.
Biraz durmak.
Biraz sessiz kalmak.
Bir şeyi sonuna kadar izlemek, bir yazıyı acele etmeden okumak, bir kahveyi telefonumuza bakmadan içmek, bir arkadaşımızla gerçekten konuşmak...
Haydi, bugün çayınızı ya da kahvenizi alın.
Bahçeye, balkona, parka, bir kütüphaneye... Nerede nefes alabiliyorsanız oraya geçin.
Telefonu bir kenara bırakın.
Bir süre hiçbir şeyi tüketmeye çalışmayın.
Sadece oturun.
Kendinizi dinleyin.
Belki o zaman fark edeceksiniz:
Zaman hiç hızlanmamış.
Biz sadece uzun zamandır kendimize uğramamışız.
Öyleyse bugün biraz yavaşlayalım.
Zamanın yavaşladığını hissetmek için değil...
Kendimizde kalabilmek için.

Yorumlar
4 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Nuran kahraman
29.09.2026 15:39
Şu anki yaşadıklarımız bu kadar güzel dile getirip farkındalık yarattığınız için teşekkür ediyorum emeğinize kaleminize sağlık
Ersen KALKAN
29.09.2026 12:33
Elinize emeğinize sağlık. Çok iyi özetlenmiş bir yaşam
Aslıhan
29.09.2026 11:17
Öyleyse bugün biraz yavaşlayalım kendimize bi uğrayalım👍♥️
Emoc
29.09.2026 10:12
Çok anlamlı❤️
WhatsApp
İhbar Hattı