Tarım ve hayvancılık, bir ülkenin en stratejik değerleri arasındadır. Toprak, mera, yerli üretim ve gıda güvenliği korunmadan sağlıklı ve sürdürülebilir bir kalkınmadan söz etmek mümkün değildir. Ancak elektrik üretimi de aynı ölçüde stratejik bir kamu yararı taşımaktadır. Sanayinin çarklarının dönmesi, tarımsal sulamanın sürmesi, şehirlerin yaşaması, ulaşımın elektrikleşmesi ve ülkenin enerji arz güvenliğinin sağlanması için yerli, temiz ve yenilenebilir enerji üretimi artık vazgeçilmezdir.
Bu nedenle meseleyi "tarım mı, enerji mi?" ikilemiyle okumak doğru değildir. Asıl başarı; tarım alanlarını ve meraları heba etmeden yenilenebilir enerji üretimine imkân tanıyan akıllı, teknik ve dengeli bir planlama anlayışını kurabilmektir.
Tarım ve Orman Bakanlığı Tarım Reformu Genel Müdürlüğü'nün 18.06.2026 tarihli Rüzgâr Enerji Santralleri konulu yazısı, tam da bu açıdan çok önemli bir idari yaklaşım değişikliğini ortaya koymaktadır. Yazı, rüzgâr enerji santrali (RES) projelerinde arazi kullanımının nasıl değerlendirilmesi gerektiğine ilişkin hem teknik hem de mevzuatsal bakımdan büyük bir açıklık getirmektedir.
Söz konusu resmi yazıda; Bakanlığa gelen RES müracaatlarında taleplerin genellikle türbin alanı, kanat izdüşüm alanı ve ulaşım yollarından oluştuğu, ancak özellikle kanat izdüşüm alanları ile ulaşım yollarının çok geniş alanları kapladığı belirtilmektedir. Bakanlık tarafından sahada yapılan incelemelerde ise çok önemli bir gerçek tespit edilmiştir: Kanat izdüşüm alanları tarımsal üretimde kullanılmaya devam etmektedir.
Bu tespit son derece kritiktir. Bir rüzgâr türbininin kanadının tarım arazisinin üzerinden geçmesi, o arazide tarım yapılamayacağı anlamına gelmez. Kanat havada dönerken, zeminde buğday, arpa, yem bitkisi üretimi veya diğer tarımsal faaliyetler kesintisiz sürebilir. Dolayısıyla kanat izdüşüm alanının tamamını tarım dışı kullanım alanı gibi değerlendirmek, sahadaki fiili durumla uyuşmamaktadır.
Resmi yazıda Tarım ve Orman Bakanlığı'nın ortaya koyduğu yaklaşım nettir: Bakanlık, kanat izdüşüm alanları için kamulaştırma yapılmasının ve ulaşım yollarının gereğinden geniş tutulmasının, fazla miktarda tarım arazisinin amacı dışında kullanılmasına yol açtığını değerlendirmiştir. Bu nedenle stratejik tarım arazilerinin korunması amacıyla RES izinlendirmelerinde;
- Rüzgâr türbin alanı ve ulaşım yolu dışında kalan alanların Tarımsal Niteliği Korunacak Alan (TNKA) olarak planlanması,
- Ulaşım yollarının daraltılması,
- Tarım dışı kullanım izninin yalnızca inşaat ve kamulaştırma alanlarına verilmesi uygun görülmüştür.
Bu, yenilenebilir enerji yatırımlarının önünü açarken tarım arazilerini de koruyan son derece dengeli bir yaklaşımdır.
Kurumlar Arası Ortak Akıl
Daha da önemlisi, bu değerlendirme yalnızca Tarım ve Orman Bakanlığı'nın kendi iç yorumu olarak kalmamıştır. Resmi yazıda; Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü'nün görüşlerine de yer verilmiştir. Bu da konunun enerji mevzuatı, mekânsal planlama ve tarım arazilerinin korunması boyutlarıyla, ortak bir akılla ele alındığını göstermektedir.
Yazıda aktarılan kurumsal görüşe göre; inşaat veya imalat yapılan tarım arazilerinin tarım dışı kullanım izni kapsamında değerlendirilmesi, buna karşılık kamu kaynaklarının verimli kullanılması amacıyla gerekli güvenlik tedbirleri alınması şartıyla, tarım arazilerinin niteliğini bozmayan kanat izdüşüm alanlarının Tarımsal Niteliği Korunacak Alan (TNKA) olarak planlanması uygun görülmektedir.
Bu ifade, RES projeleri açısından çok önemli bir mevzuatsal ayrımı ortaya koymaktadır. Artık proje sahasına tek bir bütün gibi bakmak yerine, alanların fiili kullanımına göre ayrıştırılması gerekmektedir. Gerçekten inşaat veya imalat yapılan alanlar ile yalnızca kanat izdüşümü altında kalan ve tarımsal niteliğini koruyan alanlar, aynı hukuki ve teknik kategoriye konulmamalıdır.
Bu ayrım doğru uygulandığında, RES projelerinde şu net tablo ortaya çıkar:
- Tarım dışı kullanım kapsamında değerlendirilecek alanlar: Türbin temeli, vinç platformu, montaj alanı, şantiye alanı, trafo/şalt alanı, zorunlu ulaşım ve bakım yolları gibi fiilen inşaat yapılan sahalar.
- TNKA olarak planlanacak alanlar: Kanat izdüşüm alanları, türbinler arasında kalan tarım alanları ve tarımsal üretimin devam edebildiği sahalar (gerekli güvenlik tedbirleri alınmak şartıyla).
Bu, hem tarımın korunması hem de yatırım süreçlerinin sadeleşmesi açısından çok değerli bir adımdır.
Orman Alanlarındaki Model Tarıma da Uygulanıyor
Burada orman alanlarındaki uygulama iyi bir örnek olarak düşünülebilir. Orman içinde bir rüzgâr türbini kurulduğunda bütün orman yok edilmez; yalnızca türbin temeli, ulaşım yolu ve teknik olarak zorunlu montaj alanlarında ağaç kesimi yapılır. Geri kalan alanlarda orman varlığını sürdürür, ağaçlar büyümeye devam eder. Aynı mantık tarım arazileri ve meralar için de geçerli olmalıdır: Enerji yatırımı yapılırken yalnızca fiilen kullanılan alanlar tarım dışı kullanım kapsamında değerlendirilmeli, üretimin devam edebildiği alanlar üretim dışına çıkarılmamalıdır.
Yatırımcı ve Kamu İçin Büyük Avantaj
Bu yazının yatırımcı açısından da çok önemli sonuçları olacaktır. Yatırımcı; teknik olarak hiç kullanmayacağı, projeye fiilen hizmet etmeyen geniş alanlar için gereksiz kamulaştırma yapmak zorunda kalmayacaktır. Aynı şekilde, mera alanlarında da fiilen kullanılmayan geniş sahalar için gereksiz ot bedeli, mera yükümlülüğü veya ilave arazi maliyetleri oluşmasının önüne geçilebilecektir.
Bu durum yalnızca yatırımcı lehine bir maliyet avantajı olarak görülmemelidir; aslında kamu yararı açısından da doğru olan budur. Çünkü gereksiz kamulaştırma; hem kamu kaynaklarının verimsiz kullanılmasına, hem arazi sahipleriyle ihtilaflara, hem de tarım arazilerinin gereksiz şekilde üretim dışına çıkarılmasına neden olabilir. Oysa bu yeni yaklaşımda ihtiyaç kadar alan kullanılmakta, kalan alan üretim fonksiyonunu sürdürmektedir.
Bu sayede;
- Gereksiz kamulaştırma azalır,
- Arazi maliyetleri düşer,
- Çiftçi ile yatırımcı arasındaki ihtilaf riski azalır,
- İzin süreçleri daha teknik ve ölçülü hale gelir,
- Projelerin yatırım yapılabilirliği artar,
- Tarım arazileri korunur,
- Türkiye daha fazla yerli ve temiz enerji üretir.
Mera Alanları ve RES/GES Ayrımı
Mera alanları bakımından da benzer bir teknik değerlendirme yapılmalıdır. Rüzgâr enerji santrallerinde türbinlerin zeminde kapladığı alan sınırlıdır. Doğru yerleşim, doğru güvenlik tedbirleri ve doğru saha yönetimiyle, türbinler arasında kalan mera alanlarında büyükbaş ve küçükbaş hayvancılığın devam etmesinde prensip olarak bir sorun bulunmamaktadır. Burada önemli olan; türbin temellerinin, bakım yollarının, kablo güzergâhlarının, trafo alanlarının ve güvenlik sınırlarının doğru planlanmasıdır. Fiilen kullanılmayan mera alanlarında otlatma faaliyeti rahatlıkla sürdürülebilir.
Güneş enerji santralleri (GES) bakımından ise daha farklı ve daha dikkatli bir yaklaşım gerekir. GES projelerinde paneller araziye daha yaygın şekilde yerleştiği için büyükbaş hayvancılık teknik ve işletmesel açıdan uygun olmayabilir; büyükbaş hayvanların panellere, taşıyıcı konstrüksiyonlara, kablolara ve diğer ekipmanlara zarar verme riski vardır. Bu nedenle güneş enerji santrali sahalarında hayvancılık yapılacaksa, bunun küçükbaş hayvancılıkla sınırlı, kontrollü ve proje tasarımına uygun şekilde kurgulanması daha doğru olacaktır. Koyun gibi küçükbaş hayvanlar; uygun panel yüksekliği, uygun çit sistemi ve doğru işletme modeliyle GES sahalarında otlatılabilir. Bu model hem arazi bakımına (otların doğal yolla temizlenmesine) katkı sağlar hem de enerji üretimiyle hayvancılığı birlikte yaşatabilir.
Sınırsız İzin Değil, Ölçülü ve Hassas Denetim
Ancak burada altı çizilmesi gereken temel konu şudur: Bu yaklaşım, tarım arazilerinin veya meraların sınırsız şekilde enerji yatırımlarına açılması anlamına gelmemelidir. Tam tersine; daha hassas, daha ölçülü ve daha teknik bir izin sistemi kurulmalıdır. Proje geliştiriciler başvuru dosyalarında hangi alanın gerçekten fiilen kullanılacağını, hangi alanın yalnızca kanat izdüşümünde kalacağını ve hangi alanlarda tarımsal üretimin veya otlatmanın devam edeceğini net biçimde göstermelidir.
Nitekim resmi yazının sonuç bölümünde de Bakanlık; kendisine gönderilecek yeni RES müracaatlarında kanat izdüşüm alanlarının Tarımsal Niteliği Korunacak Alan (TNKA), türbin alanı ve ulaşım yollarının ise tarım dışı kullanım alanı olarak planlanmasını istemektedir. Daha önce Bakanlığa gönderilmiş RES müracaatlarında ise kanat izdüşüm alanlarının hesaplanarak, geriye kalan alanların KML verilerinin ivedilikle Bakanlığa gönderilmesi talep edilmektedir.
Bu, uygulama bakımından çok net bir yönlendirmedir. Ana ilke artık şöyle okunmalıdır:
Tarım dışı kullanım izni, yalnızca gerçekten tarım dışına çıkan ve fiilen kullanılan alanlar için verilmelidir. Tarımsal üretimin veya hayvancılığın devam edebildiği alanlar ise üretim dışına çıkarılmamalı, Tarımsal Niteliği Korunacak Alan olarak korunmalıdır.
Sonuç: Aynı Araziden Hem Ürün Hem Enerji
Türkiye'nin hem gıda güvenliğine hem de enerji güvenliğine ihtiyacı vardır. Bu iki stratejik alanı birbirinin rakibi gibi göstermek ülkeye zaman kaybettirir. Doğru planlama ile aynı arazide tarım yapılabilir, hayvancılık sürdürülebilir ve temiz enerji üretilebilir.
18.06.2026 tarihli bu yazı, yenilenebilir enerji üretiminin önündeki önemli bir idari engelin daha kalktığını göstermektedir. Ancak asıl önemli olan, bu engel kalkarken tarımın ve meranın da korunmasıdır. Çünkü doğru enerji dönüşümü, yalnızca daha fazla santral kurmak değildir; toprağı, merayı, çiftçiyi, yatırımcıyı, kamu kaynaklarını ve enerji arz güvenliğini birlikte gözetebilen bir planlama anlayışıdır.
Sonuç olarak mesele artık "tarım mı, enerji mi?" değildir.
Mesele şudur: Aynı araziden hem ürün hem enerji nasıl çıkarırız?
Türkiye'nin ihtiyacı olan yaklaşım budur: Tarımı, hayvancılığı ve enerjiyi karşı karşıya getirmek değil; doğru mühendislik, doğru mevzuat yorumu ve doğru kamu yönetimiyle birlikte yaşatmak. Tarım ve Orman Bakanlığı'nın bu yazısı, EPDK ve Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü'nün görüşleriyle birlikte değerlendirildiğinde, RES projelerinde hem tarımsal üretimi hem de yatırım yapılabilirliği koruyan yeni ve önemli bir dönemin kapısını açmaktadır.