Baş parmak
Bir zamanlar eli kalem tutanlar için en önemli elemandı. Onsuz sadece kalemi değil, sanki hayatı tutmak bile zordu.
Sonra daktilo ve klavyeler çıktı. On parmak yazı yazanlar bilirler baş parmağın görevi bu sefer yazmak değil, kelimeler arasında boşluk bırakan space tuşuna dokunmaktı.
Siz öyle boşluk diyerek küçümsemeyin, hem yazana, konuşana; hem de dinleyene, okuyana soluktu.
Bir nefes al ve düşün!…
Zamanla cep telefonları akıllarınca bütün bu yazmaların kaydırmaların hepsini baş parmak yapar oldu, mütamadiyen. Noktalamasına varana kadar!
Görseller aktı arka arkaya baş parmağın kaydırmaları ile… Kaydır, kaydır!…
İnsanoğlunun yaradılışından bu yana baş parmağımıza çok görevler düştü, dedik ya onsuz değil bir nesne tutmak, hayata tutunmak bile neredeyse imkansızdı.
Ama bu akıllı telefonların yaptığı zulüm!…
Baş parmağa yüklediği onca görev! Görev çoktu evet, yazılar yaz; görselleri kaydır! Hayaller, gerçekler, hayaller… Hangisi sanal, hangisi gerçek bilmeden…
Görev çoktu, ufuklar büyüdü ama beyin az düşünür, parmak hep aynı hareketi yapar oldu, bastır bırak, çek bırak! Dakikalarca, saatlerce…
Beyinler yorulana, çalışamaz olana kadar uyuşurcasına, baş parmak da yoruldu, yıprandı!
Boşluksuz! Soluksuz!..
Ve düşünemeden…
Yaradılışından beri başparmak, baş parmak olalı böyle zulüm görmedi!
Şimdilerde yeni moda hastalıkların ilki “beyin sisi;” ikincisi “baş parmak sendromu…”
Ve baş parmak rehabilitasyonuna nereden başlamalı, parmaktan mı; yoksa…?
Sizce?…
Sevgi ile
Dr. Şerafettin Özdoğan