Demokrasi sadece sandıktan ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda değişebilme kültürüdür. Yenilenebilme cesaretidir. Görevi devredebilme olgunluğudur.
Sivil toplum kuruluşları, demokratik hayatın en önemli yapı taşlarından biridir. Vakıflar, sendikalar, dernekler, odalar ve meslek kuruluşları; toplumun ortak sesi olmak, üyelerinin haklarını savunmak ve kamu yararına katkı sunmak amacıyla faaliyet gösterir. Ama ne yazık ki o koltuklarda oturanlar marifeti kendinden sanırlar. Güçlerini makamdan değil, temsil ettikleri insanlardan alırlar, lakin bunun farkında değiller. Tabii istisnalar kaideyi bozmaz. Sözüm liderlik vasfı olmayan kişiler için. Toplumları arkasından sürükleyen lider vasıflı yöneticilere sözüm yok.
Ancak zaman zaman şu soruyu sormadan da edemiyoruz:
Bir sivil toplum kuruluşunda aynı kişinin yirmi, yirmi beş hatta otuz yıl boyunca görev yapması gerçekten kuruma güç mü kazandırıyor, yoksa değişimin önünü mü kapatıyor?
Elbette uzun yıllar görev yapan yöneticilerin büyük emekleri vardır. Kurumlarına katkıları inkâr edilemez. Tecrübeleri ve birikimleri de bir o kadar değerlidir. Ancak hiçbir kurum, tek bir kişinin varlığıyla ayakta kalacak kadar zayıf olmamalıdır.
Asıl güçlü kurumlar, lider yetiştirebilen kurumlardır.
Bir yönetimin başarısı sadece uzun süre görevde kalmasıyla ölçülmez. Asıl başarı; kendisinden sonra görevi devralacak, aynı heyecanı taşıyan yeni isimleri yetiştirebilmesidir.
Çünkü değişim, kurumların düşmanı değil; gelişimin en önemli şartıdır.
Yıllarca aynı kadroların görev yaptığı teşkilatlarda zamanla farklı fikirlerin önünün kapanması, hantal bir yapıya bürünmesi, gençlerin yönetim süreçlerine katılımının azalması ve kurumsal dinamizmin zayıflaması gibi riskleri beraberinde getirir. Bu durum yalnızca yönetim anlayışını değil, temsil edilen kitlenin beklentilerini de olumsuz etkilemekte.
Oysa sivil toplumun en büyük gücü çeşitliliğidir.
Yeni fikirler, farklı bakış açıları ve genç kuşakların enerjisi, köklü tecrübeyle birleştiğinde kurumlar çok daha güçlü hâle gelir. Tecrübe ile yeniliğin birlikte çalıştığı bir yönetim anlayışı, hem kurumsal hafızayı korur hem de geleceğe güvenle bakılmasını sağlar.
Hiç kimse vazgeçilmez değildir. Asıl vazgeçilmez olan; kurumların ilkeleri, değerleri ve temsil ettikleri ortak amaçtır.
Bu nedenle birçok demokratik ülkede sivil toplum kuruluşlarında görev süreleri belirli dönemlerle sınırlandırılmakta, yöneticilerin değişimi kurumsal kültürün doğal bir parçası olarak görülmektedir. Böylece hem hesap verebilirlik güçlenmekte hem de yeni kadroların yetişmesi teşvik edilmektedir.
Görevi devretmek bir kayıp değildir. Aksine, kuruma duyulan güvenin ve geleceğe bırakılan en değerli mirasın göstergesidir.
Gerçek lider, koltuğunu koruyan değil; koltuğunu gönül rahatlığıyla emanet edebileceği insanlar yetiştirendir.
Bugün sivil toplumun ihtiyaç duyduğu şey daha yüksek duvarlar değil, daha geniş ufuklardır. Daha uzun görev süreleri değil, daha güçlü kurumsal yapıdır.
Çünkü koltuklar gelip geçicidir.
Fikirler kalıcıdır.
İsimler değişebilir.
Ancak güçlü kurumlar, değişimi korkuyla değil, umutla karşılayabilen kurumlardır.
Belki de artık sivil toplumda en çok konuşmamız gereken konu seçimlerin nasıl kazanıldığı değil, kurumların gelecek kuşaklara nasıl daha güçlü bırakılacağıdır.
Çünkü geleceği inşa edenler, koltuklarını bırakmaktan korkmayanlardır.
Sevgili okurlarım, bu konu başlığı ile ilgili ileriki yazılarımda daha derinlemesine bir değerlendirme yapacağım
Kalın sağlıkla...