Merhabalar sevgili dostlar.
Bazı yapılar vardır; taşından, duvarından, mimarisinden çok temsil ettiği anlamla yaşar.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne 2021 yılında yaptığım son ziyaretimde birçok tarihi ve kültürel mekânları görme fırsatım oldu. Ancak Girne’den Güzelyurt’a giderken Lapta sınırları içinde bulunan Mavi Köşk, aradan bunca zaman geçmesine zamana rağmen zihnimde hâlâ cevap bulamadığım sorularla dolu.
Sevgili okurlarım mutlaka sizlerden de Mavi köşkü gezen olmuştur. Allah’ınız aşkına sizlerde beni gibi hayrete düşmediniz mi? Soruyorum size. Ben izlenimlerimi sizinle buradan paylaşmak istiyorum.
İtiraf etmeliyim ki Mavi Köşk'e giderken büyük bir merak içindeydim. Tarihi anlatan, tarihin geleceğe bıraktığı bir kültürel miras ile birlikte geçmişten ders çıkarılmasını sağlayan bir mekân göreceğimi düşünüyordum.
Fakat köşkten ayrılırken hissettiğim duygu merak değil, derin bir hayal kırıklığı oldu.
Çünkü yalnızca gördüğüm bir bina değil, anlatım biçimiyle beni rahatsız eden bir tarih anlayışı vardı.
Bugün Mavi Köşk'e gelen ziyaretçilere saatler boyunca Kıbrıs Barış Harekâtında Kıbrıslı Türklere ve Mücahitlere zulüm eden, Rum Cumhurbaşkanı ve Baş piskopos Makarios’un avukatı Pablo Pavlides'in hayatı anlatılıyor.
Köşkün kaç odası olduğu, gizli geçitleri, özel aynaları, süt havuzları, ses geçirmeyen perdeleri, dolapta asılı röpteşambır, terlikleri, uzun süre oturmadan dolayı rehavete kapılmaması için sertleşen koltuğu, şarap akan çeşmeleri, astrologlara duyduğu ilgi, düzenlediği partiler ve sıra dışı yaşamı uzun uzun aktarılıyor. Ben buradan Pavlidesin fantezilerine girmeyeceğim. Âmâ sağ olsunlar yetkililer Mehmetçiklerimize en ince detaylarına kadar ezberletilip gelen ziyaretçilere bu eli kanlı katilin hikayesini fazlasıyla anlattırıyorlar zaten.
Peki ya madalyonun diğer yüzü?
O yıllarda Kıbrıs Türklerinin yaşadığı acılar?
Rum terörünün gölgesinde yaşam mücadelesi veren insanlar?
Peki ya şehit edilen Mehmetçikler?
İşte benim rahatsızlığım tam da burada başlıyor.
Anlatılanlara göre silah kaçakçılığıyla büyük servet elde eden, adadaki karanlık ilişkilerin merkezinde bulunduğu iddia edilen bir kişinin yaşam öyküsü bugün hâlâ askerlerimizin ağzından ziyaretçilere aktarılıyor. Üstelik bu hikâyeyi dinlerken, bir tarihî şahsiyetin ya da bir kahramanın hikâyesi dinleniyormuşçasına bir anlatımla askerimizin dudaklarından kelimeler dökülüyor.
Umarım o askerlerimiz ecdadımızın Dandanakan,Pasinler,Nibolu,Kosova Kutül Amare savaşları,Mohaç,Mercidabık,Malarzgit Meydan Muharebesi İstanbul’un Fethi gibi aklıma hemen gelen savaşları en ve son kurtuluş savaşını unutmayıp aklında tutup ve ulu önder Atatürk’ün ilkelerin de bir o kadar kusursuz ezberlemiştirler.
Evet bunu ilk duyduğumda içim burkuldu.
Çünkü o anlatımları yapanlar Türk askeri.
O üniformayı taşıyanlar Türk askeri.
O köşkün güvenliğini sağlayanlar Türk askeri.
Bunlarda yetmiyor gibi 1974 savaş sonrası, 1986 yılına kadar Pavlides köşkün bakımı için gerekli parayı yetkililere göndermesi ayrı bir sorgulanması gereken bir durum!
İnsan ister istemez soruyor:
Acaba o duvarlar arasında zulüm görenlerin hikâyeleri neden aynı hassasiyetle anlatılmıyor?
Neden Kıbrıs Türklerinin çektiği acılar ikinci planda kalıyor?
Neden bir kaçakçının yaşam tarzı bu kadar ayrıntılı şekilde hafızalarda tutuluyor?
Mavi köşkü gezerken görevli askerlere de bu konudaki rahatsızlığımı ilettim. Esasen ben cevabı biliyordum. Efendim bize emir edileni yapıyoruz. Tabii ki onlar verilen görevi yerine getiriyorlardı.
Asıl mesele zaten onlar değildi.
Mesele, yıllardır sürdürülen bu anlatım biçimiydi.
Daha sonra bu konuyu araştırmaya çalıştım. Tatmin edici cevaplar bulamadım. Hatta yıllar sonra yöneticiliğini yaptığım GAP Gazeteciler Birliği olarak Adıyaman’da düzenlediğimiz bir program kapsamında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ersin Tatar ile bir araya geldiğimizde konuyu kendisine de aktardım.
Düşüncemi açıkça ifade ettim.
Bu durumun şehit ailelerini üzeceğini, Kıbrıs Türk halkının hafızasını incitebileceğini ve Mehmetçiklerimizin manevi mirasıyla bağdaşmadığını düşündüğümü söyledim.
Ancak kendisi ne siz bu soruyu sordunuz ne de ben cevap veririm diyerek konuyu değerlendirmek istemedi.
Sorular cevapsız kaldı.
Tabi ev sahibi olmamızdan dolayı sayın cumhurbaşkanını incitmemek adına konuyu kapattım.
Oysa ben bugün hâlâ aynı noktadayım.
Tarih elbette korunmalıdır ki o yapının hiçbir kültürel değeri yok.Tabii ki o yapı konumu itibarı ile, askerimiz açısından stratejik bir durumu varsa elbette ki korunmalı. En iyi şekilde de değerlendirilmeli.
Hatta bir müze olarak da yaşatılabilir.
Buna kimsenin itirazı yok.
Ancak korunması gereken yalnızca duvarlar değildir.
Hatıralar da korunmalıdır.
Şehitlerin hatıraları...
Mücahitlerin hatıraları...
Kıbrıs Türkünün verdiği varoluş mücadelesinin hatıraları...
Bugün Mavi Köşk’ü ziyaret eden bir insan, Pavlides'in çalışma masasının neden sertleştiğini, gizli tünellerini burçlara olan merakını öğreniyor. Partilerini öğreniyor…
Fakat aynı insanın, o dönemde hangi Türk köylerinin saldırıya uğradığını, kaç insanın hayatını kaybettiğini, hangi fedakârlıklarla bu toprakların vatan yapıldığını da öğrenmesi gerekmiyor mu?
Benim itirazım tam da buna.
Mavi Köşk’ü bugün ya bir silah kaçakçısının efsanesi olarak anlatmaya devam edeceğiz...
Ya da bu yapıyı Kıbrıs Türk halkının hafızasına hizmet edecek şekilde yeniden yorumlayacağız.
Hiçbir şey için geç değil.
Zararın neresinden dönersek kardır diyen atalara kulak vermenin zamanıdır diye düşünüyorum.
Bana göre yapılması gereken bellidir.
Bu bina, Türk askerinin koruması altında bir kişinin lüks yaşamının anlatıldığı bir mekân olmaktan çıkarılmalıdır.
Burası Kıbrıs Türkünün yaşadığı acıları, verdiği mücadeleyi ve ödediği bedelleri anlatan bir hafıza merkezine dönüştürülmelidir.
“Çünkü tarih yalnızca binaları koruyarak yaşatılmaz,
Tarih, kimin hikâyesini anlattığınızla yaşar.”
Sonuç olarak Kıbrıs’ta bir köşkün duvarları arasında anlatılan hikayeler, bana tarihin nasıl yansıtıldığını yeniden sorgulattı.
Sevgilerimle. Kalın sağlıcakla.
Hamit ÖZPOLAT GAP Gazeteciler Birliği Genel Başkan v.
E- hamitozpolat4402@gmail.com