Haber Ara

Milyonlarca haber arasında ara

Skorun ötesinde bir hikâye

Skorun ötesinde bir hikâye
Paylaş:
N

Sabah erken kalktık, milli maçımızı seyretmek için. Bazılarımız ise sonradan uyandığında ekranda iki rakam gördü: Avustralya 2, Türkiye 0. Skor önemliydi; beklenen, arzulanan durum da bu değildi.

Taktik ve teknik kısmı teknik heyete bırakıp sağlık ve spor açısından değerlendirdiğimizde, bir futbol maçı bazen bir ülkenin ruh hâli gibidir. Kimi zaman coşkulu bir nehir gibi akar, kimi zaman yönünü kaybetmiş bir rüzgâr gibi savrulur. Tribünde oturan taraftar da sahada koşan oyuncu da aynı görünmez ağın içindedir. Birinin kalbi hızlandığında diğerinin sesi yükselir. Birinin umudu arttığında diğerinin adımı büyür. Çok uzaklarda da olsa bizim de kalbimiz hızlandı, skorla omzumuz düştü.

İnsan bedeni, sandığımızdan çok daha derin bir varlıktır. Kaslardan, kemiklerden ve eklemlerden oluşan bir makine değildir yalnızca. Hatırlayan bir dokudur. Hisseden bir organizmadır. Ritim arayan canlı bir evrendir.

Belki de bu yüzden bazı günler takımın üzerinde görünmez bir ağırlık hissederiz. Paslar yerine ulaşır ama akmaz. Koşular yapılır ama taşınmaz. Oyuncular sahadadır ama oyunun ruhu bir türlü sahaya inmez. Çünkü hareket sadece mekanik değildir. Her hareketin bir ritmi vardır. Her ritmin bir duygusu, her duygunun da beden içinde bıraktığı bir izi vardır.

Eski denizciler, okyanusa bakarak fırtınanın geleceğini anlarmış. Henüz dalga yükselmeden, rüzgâr sertleşmeden önce suyun üzerinde küçük işaretler belirirmiş. Beden de böyledir.

Yorgunluk hemen kaslarda başlamaz. Önce ritim kaybolur. Sonra akış bozulur ve enerji dağılır. En sonunda skor tabelası bunu rakamlara çevirir.

İşte son yıllarda ülke sporunda yer bulmasında öncülük etmeye çalıştığımız spor ergonomisi kavramı da tam burada anlam kazanır. Çoğu insan ergonomiyi bir sandalye ya da çalışma masasıyla ilişkilendirir. Oysa spor ergonomisi, bedenin kendi doğasına uygun hareket edebilme sanatıdır. Çünkü performans yalnızca üretilen güçle değil, o gücün ne kadar uyumlu ve ekonomik kullanıldığıyla da ilgilidir. Doğru kullanılan beden enerjisini harcamaz, dönüştürür. Tıpkı rüzgârı arkasına alan bir yelkenlinin denizi zorlamadan ilerlemesi gibi.

Bugün milli takımımızı konuşurken belki de sadece kaybedilen maçı değil; spora aileden başlamak üzere bakış açımızı ve hareket kültürümüzü de konuşmalıyız.

Çünkü güçlü olmak başka şeydir, uyumlu olmak başka. Hızlı olmak başka şeydir, akabilmek başka. Bazen en büyük performans daha fazla güç üretmekte değil, bedenin kendi iç müziğini duyabilmesindedir.

Doğada bunun örnekleri vardır. Bir kuş grubu gökyüzünde yön değiştirirken komut beklemez. Hepsi aynı görünmez ritmin parçasıdır.

Belki de sporun en derin amacı, insanın yeniden ritmini bulmasıdır. Kendi bedeniyle, takım arkadaşlarıyla, sahayla, nefesiyle ve hayatla. Bugün kaybetmiş olabiliriz. Yarın kazanabiliriz.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey yeni bir suçlu aramak değil, yeni bir bakış açısı geliştirmektir. Çünkü sporun geleceği yalnızca taktik tahtasında değil, insan bedeninin derinliklerinde şekilleniyor. Spor ergonomisi de o geleceğin en sessiz ama en güçlü oyuncularından biri olmaya artan önemle devam ediyor.

Mesele, hareket ederken ne kadar canlı kaldığımızdır. Spor, insan bedeninin ve insan ruhunun birlikte yazdığı kısa bir şiirdir. Bazen kafiyeler tutmaz. Ama şiir devam eder.

Ve belki de bu mağlubiyet, bir sonraki ahengin sessiz provasıdır.

Sevgi ile…

Dr. Şerafettin ÖZDOĞAN

@drserafettinozdogan 

Yorumlar
0 yorum
Yorumlarınız editör onayından sonra yayına alınır.
Bu makalaya henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu siz yazın.
WhatsApp
İhbar Hattı