New York Times yazarı Bret Stephens, Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya yönelik geniş çaplı işgalinin ardından kaleme aldığı değerlendirmeyi dört yılı aşkın süre sonra yeniden gündeme taşıdı. Stephens, bugünkü tabloyu 1930’larda İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşanan gelişmelerle karşılaştırarak farklı bölgelerdeki çatışmaların giderek birbirine bağlandığını savundu.
Stephens’e göre Rusya-Ukrayna savaşı artık yalnızca Avrupa’yı ilgilendiren bir çatışma değil. Moskova’nın Moldova, Polonya ve Almanya gibi ülkelere yönelik tehditleri, İran ile Rusya arasındaki askeri işbirliği ve Ukrayna’nın Hazar Denizi’ndeki operasyonları savaş alanlarının birbirine geçtiğine işaret ediyor.
Yazar, Orta Doğu’daki çatışmaların da benzer şekilde genişlediğini belirterek Hamas’ın 2023’te İsrail’e saldırısıyla başlayan sürecin Hizbullah, Husiler, İran, ABD ve Körfez ülkelerini kapsayan çok daha geniş bir askeri denkleme dönüştüğünü ifade etti.
RUSYA, ÇİN, İRAN VE KUZEY KORE İŞBİRLİĞİNE DİKKAT ÇEKTİ
Stephens’in ikinci önemli uyarısı, otoriter devletler arasındaki askeri işbirliğinin artık geçici ortaklıklardan daha ileri bir noktaya ulaşmış olması. Yazara göre Rusya, Çin, İran ve Kuzey Kore arasındaki ilişkiler fiilen çalışan bir askeri işbirliği ağına dönüşüyor.
Kuzey Kore’nin Rusya’ya milyonlarca top mermisi gönderdiğini ve Ukrayna savaşına destek amacıyla yeni asker göndermeye hazırlandığının bildirildiğini hatırlatan Stephens, Rusya’nın da Pyongyang’ın silahlı kuvvetlerini modernize etmesine destek verdiğini belirtti.
Çin’in Rusya’nın insansız hava araçlarında ve askeri sistemlerinde kullanılan elektronik parçaların önemli bölümünü sağladığını ifade eden Stephens, Moskova’nın ise İran’a ABD üsleri ve savaş gemilerine yönelik hedefleme istihbaratı sağladığını öne sürdü. Yazar, Tayvan merkezli olası bir çatışmada Çin’in Rusya’dan Pasifik bölgesinde askeri destek talep edebileceği değerlendirmesine de yer verdi.
BATI’DAKİ BÖLÜNMÜŞLÜK RİSKİ ARTIRIYOR
Stephens, Batılı ülkelerin kendi aralarındaki siyasi ve ekonomik anlaşmazlıklarının da küresel riskleri artırdığını savundu. ABD Başkanı Donald Trump’ın NATO müttefiklerinin savunma harcamalarını yetersiz bulduğunu, buna karşılık müttefiklerin Trump yönetiminin öngörülemez politikalarından rahatsızlık duyduğunu hatırlattı.
ABD ile Kanada arasında yaşanan ticaret gerilimlerini örnek gösteren Stephens, ekonomik anlaşmazlıkların Batı ittifakının ortak hareket etme kapasitesini zayıflattığını belirtti.
Yazar, Çin gibi ülkelerin uzun vadeli stratejiler izlediği bir dönemde Batı’nın iç siyasi krizlerle ve müttefikler arasındaki güvensizlikle uğraşmasının 1930’ların bazı özelliklerini hatırlattığını ifade etti.
ASKERİ HAZIRLIK KONUSUNDA ENDİŞE
Stephens’e göre bir diğer büyük sorun Batı’nın modern savaşlara yeterince hazırlıklı olmaması. Ukrayna’daki savaşın yapay zekâ destekli insansız hava araçlarının önemini ortaya koyduğunu belirten yazar, geleneksel tank ve zırhlı araçların savaş alanındaki etkinliğinin azaldığına dikkat çekti.
ABD’nin savaş gemisi filosunun küçülmesi, gemi üretimi ve bakım kapasitesindeki sorunlar da yazıda öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Stephens, USS Abraham Lincoln uçak gemisinin uzun süreli görevlendirmesi sırasında yaşanan güçlükleri Amerikan savunma sanayisinin kapasite sorunlarına örnek gösterdi.
Orta Doğu’daki savaşların ABD’nin mühimmat stokları üzerindeki baskıyı da artırdığını savunan Stephens, bir cephede kullanılan hava savunma sistemleri ve füze önleyicilerin başka cephelere gönderilebilecek mühimmat miktarını azalttığını belirtti.
EKONOMİK KRİZ BÜYÜK SAVAŞ RİSKİNİ ARTIRABİLİR
Stephens, küresel ekonomide yaşanabilecek sert bir daralmanın mevcut jeopolitik gerilimleri daha da kötüleştirebileceği görüşünde. Özellikle yapay zekâ sektöründe yaşanabilecek olası bir balon, Japonya’daki finansal sorunlar ve ABD’nin büyüyen kamu borcunun küresel piyasalarda yeni bir kriz yaratabileceği uyarısında bulundu.
ABD’nin yaklaşık 40 trilyon dolarlık kamu borcuna dikkat çeken yazar, faiz oranlarının yükselmesinin ekonomik büyümeyi baskılayabileceğini ve uzun süredir ucuz krediye bağımlı sektörlerde ciddi sorunlar yaratabileceğini ifade etti.
Stephens, tarihsel olarak ekonomik kriz dönemlerinde demokratik ülkelerin risk almaktan kaçınma eğiliminde olduğunu, otoriter rejimlerin ise daha saldırgan davranabildiğini savunarak bunun günümüzde de tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini belirtti.
1930’LARLA BENZERLİK UYARISI
Stephens, İkinci Dünya Savaşı’nın tek bir olayla başlamadığını hatırlatarak Japonya’nın 1931’de Mançurya’yı işgalinden Almanya’nın 1939’da Polonya’ya saldırısına kadar geçen yıllarda farklı bölgesel krizlerin zamanla tek bir küresel savaşa dönüştüğünü vurguladı.
Bugün de Ukrayna, Orta Doğu ve Asya-Pasifik’teki gerilimlerin birbirinden bağımsız değerlendirilmemesi gerektiğini savunan yazar, askeri ve ekonomik ilişkilerin cepheleri birbirine bağladığını belirtti.
Stephens’in değerlendirmesine göre dünya henüz resmen “3. Dünya Savaşı” içinde olmayabilir ancak farklı bölgelerdeki çatışmaların birbirini beslemeye başlaması, gelecekte tek bir büyük küresel savaşın ortaya çıkabileceğine ilişkin ciddi bir uyarı işareti oluşturuyor.